Para politikası kör bir araçtır

KÜRESEL EKONOMİ

Hindistan Merkez Bankası eski Başkanı’nından para poltikalarının yan etkileri üzerine saptamalar

Uluslararası haber-yorum portalı Project Sydicate, Hindistan Merkez Bankası eski Başkanı, Chicago Üniversitesi Booth İşletme Fakültesi’nde finans profesörü ve son olarak ‘Monetary Policy and Its Unintended Consequences’ kitabının yazarı Raghuram G. Rajan ile bir söyleşi yaptı.

Söyleşi para politikalarının istenmeyen sonuçlarının küresel finans sistemi ve ekonomi üzerindeki etkilerine yoğunlaşıyor. Bir ölçüde merkez bankaları adına bir özeleştiri de içeren bu söyleşi, özellikle pandemi sonrasında uygulanan sıkılaştırma politikalarının beklenmedik sonuçlarını ortaya koyuyor.

Para politikası yapıcılarının 2008 küresel ekonomik krizine verdikleri tepkiyi eleştirdiniz; bu krizin ‘yeterince dikkate alınmayan’ derin yayılma etkileri oldu. ‘

Monetary Policy and Its Unintended Consequences’ (Para Politikası ve İstenmeyen Sonuçları) kitabınızda, para politikası yayılmalarının ‘sermaye alan ülkelerde nasıl kaldıraç kullanımına, patlamalara ve nihayetinde iflaslara neden olduğunu’ gösteren bir ‘model taslağı’ sunuyorsunuz. Bu modeli nasıl özetlersiniz?

Pek çok kişinin de kabul ettiği gibi para politikası kör bir araçtır. Aktif bir finans sektörü söz konusu olduğunda, belirsiz sonuçları olan bir araç haline gelir, çünkü finans sektörü aşırı para politikası ayarlarına öngörülemeyen – ve istenmeyen şekillerde tepki verebilir.

Örneğin, sürekli bir düşük faiz politikası finans sektörünün risk almasına ve kaldıraç kullanmasına yol açarak politika ayarı değiştiğinde zarar etmesine neden olabilir.

Bu o kadar çok kez yaşandı ki, artık kimse şaşırdığını iddia edemez. Yine de para otoriteleri bazen politikalarından kaynaklanan sorunlarla mücadele ederken, banka yönetimi, düzenleyiciler, denetleyiciler  sorumluymuş gibi davranırlar. Her zaman bir günah keçisi bulunur ve merkez bankaları yöneticilerinin hesap vermekten kaçınmaları sağlanır.

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Silicon Valley Bank’in çöküşüne ilişkin ‘Barr Raporu’ bunun bir örneğidir. Rapor, bankanın üst yönetiminden başlayarak olağan şüphelileri işaret ediyor. Ancak Fed politikasının, örneğin niceliksel gevşeme ve ardından bunun geri alınması süreçlerinin katkıda bulunmuş olabileceğine dair hiçbir ipucu yok! Bu konu soruşturmanın görev tanımında bile yer almıyordu!

Elbette, sermaye akışları yoluyla aktarılan sınır ötesi para politikası yayılmaları da vardır. Ilımlı dozlarda, kaynak ülke parasının sınır ötesi akışı iyidir. Ancak sürekli olarak sorunlu hale gelebilir.

Kitabınızda, 2008’den sonra merkez bankalarının geniş kapsamlı müdahalelerinin ‘onları mali harcamaların arttığı ve enflasyonun değil dezenflasyonun temel sorun olduğu bir ortam için zayıf bir konumda bıraktığını’ yazıyorsunuz.

Aslında, 2021’de gözlemlediğiniz üzere, son enflasyonist artış gerçekleştiğinde, merkez bankaları yönetimlerinin ‘enflasyon için bahaneler üretmeye ve kamuoyuna enflasyonun basitçe ortadan kalkacağına dair güvence vermeye daha yatkın’ hale gelmişti.

Yine de ABD’de enflasyonun geçici arz yönlü faktörlerden kaynaklandığını savunanlar, şimdi fiyatlardan istihdama kadar son ekonomik göstergelerin kendilerini haklı çıkardığını iddia ediyor. Bu anlatıda eksik olan nedir ve Fed’in 2024 yılı için faiz oranı tahminleri aşırı iyimser mi?

Tartışma aslında enflasyonun ne kadarının pandemi kaynaklı arz yönlü aksaklıklardan (ki bunlar önemli ölçüdeydi), ne kadarının ise muazzam mali teşvik ve kolay para politikasının neden olduğu talep artışından kaynaklandığıyla ilgili. Parasal sıkılaştırma Mart 2022’de başladı.

Şu anda 2024’ün başlarındayız, enflasyondaki aşım önemli ölçüde gerçekleşti ve işgücü piyasası önemli ölçüde göç almasına rağmen hala sıkı. Politika yapıcıların “Endişelenmeyin, her şey geçici” derken haklı olduklarını iddia etmek sanırım herkes için zor olacaktır.

Gerçekten de şu ana kadar parasal sıkılaştırmanın kapsamı hala faaliyeti önemli ölçüde yavaşlatmadı, bu da istenen yumuşak inişi gerçekleştirsek bile sorunun tamamen arz olmadığını gösteriyor. Tabii ki, bunu yapıp yapmayacağımız konusunda jüri hala kararını vermedi.

Bununla birlikte, tıpkı Ukrayna savaşı ve buna bağlı fiyat artışlarının başlangıçta Fed’in işini zorlaştırması gibi, Çin ekonomisinin can çekişen durumu, göç ve ABD’deki son verimlilik artışları da son zamanlarda Fed’e yardımcı olmaktadır.

Sıkı ekonomimize rağmen fiyat baskıları beklendiği kadar büyük olmadı. Piyasanın 2024’ün başlarında faiz indirimine gidileceği yönündeki tahminlerinin iyimser olduğunu düşünüyorum, ancak her şey beklendiği gibi giderse 2024’ün ilerleyen dönemlerinde de faiz indirimine gidilebileceğini düşünüyorum.

Kitabınızda “Merkez bankaları çok fazla şey yapmaya çalışarak sadece temel sorumlulukları olan fiyat istikrarından ödün vermekle kalmadılar, aynı zamanda finansal istikrarsızlığı da artırdılar” diye yazıyorsunuz.

Bu nedenle, ‘finansal istikrarın Fed’in faiz belirleme hesaplarına girmesi gerekeceğini’ savundunuz. Bu pratikte nasıl görünür ve düzenleyiciler finansal sistemin istikrarını desteklemek için ne yapmalıdır?

En azından, merkez bankalarının bir finansal istikrar komitesi olmalıdır, ki bu ABD’de şu anda eksik olan bir şey. Bu komite, para politikası ayarlarından kaynaklananlar da dahil olmak üzere makro ihtiyati riskleri anlamak ve bunlarla mücadele etmekle görevlendirilmelidir.

İdeal olarak, Birleşik Krallık’ta olduğu gibi, finansal istikrar komitesinin bazı üyeleri, başkan da dahil olmak üzere  aynı zamanda para politikası komitesinin de üyeleri olacaktır. Finansal istikrar komitesi banka dışı finansal sisteme özel önem verecektir. Banka dışı çevreye makro ihtiyati kurallar (kaldıraç oranları gibi) uygulama yetkisine sahip olmalıdır.

Aynı zamanda, para politikası komitesi sürekli aşırı politika ayarlarının finansal istikrar üzerindeki sonuçlarının farkına varmalı ve parasal maceracılığa son vermelidir. Bu, para politikasının aktif olarak rüzgara karşı eğilmesinden biraz daha yumuşak bir reçetedir.

Ancak yine de, para otoritelerini politika aşırı destekleyici olduğunda normalleşme eğilimini sürdürmeye teşvik ederek bu reçeteyi yansıtmaktadır.

Kitabınızda, merkez bankalarının davranışlarını dış yayılmaları azaltacak şekilde ayarlamalarına yol açacak birkaç olası değişiklik sunuyorsunuz.

Özellikle ‘merkez bankası dijital para birimlerinin ve küresel sabit paraların olası gelişi’ göz önüne alındığında, bazıları diğerlerinden daha mı zorlayıcı? Gelişmekte olan ekonomilerin kendilerini bu yayılmalardan korumak için tek taraflı olarak yapabilecekleri bir şey var mı?

İdeal bir dünyada, nispeten istikrarlı politikalara ve güçlü kurumlara sahip olan sanayileşmiş ülkeler, gelişmekte olan piyasaların daha değişken politikalara ve daha az güvenilir kurumlara sahip olduğunu kabul ederek disiplinli para politikasını sürdürecektir.

Ancak son yıllarda sanayileşmiş ülkelerdeki siyaset giderek daha parçalı hale geldi ve daha popülist ve aşırı makroekonomik tepkilere yol açtı. Bu çerçevede, gelişmekte olan piyasa yetkilileri ekonomilerini yayılmalara karşı korumak için harekete geçmelidir. Bu, yapabildiklerinde döviz rezervleri gibi tamponlar oluşturmak ve daha fazla makroekonomik disiplini sürdürmek anlamına gelir.

Böyle bir yaklaşım gelişmekte olan piyasaların politika alanını daraltır: gerileme dönemlerinde veya felaketlere tepki olarak vatandaşlarını korumak için özgürce harcama yapamazlar. Ayrıca gelişmekte olan piyasa hükümetlerinin yeniden dağıtım politikalarını daha iyi hedeflemelerini gerektirir – örneğin, sadece çok muhtaç olanlara destek sunmak gibi.

Bu da makroekonomik dalgalanmaları yönetme yükünü hükümetten alıp ortalama gelişmekte olan piyasa vatandaşına yüklüyor ki bu ideal bir durum değil. Ancak gelişmekte olan piyasaların şu anda karşı karşıya olduğu gerçek budur.

Geleneksel enflasyon hedeflemesi

‘Para Politikası ve İstenmeyen Sonuçları’nı merkez bankalarının henüz çok iyi anlayamadığı ‘düşük enflasyonlu, düşük büyümeli bir dünyaya’ doğru ilerliyor olabileceğimizi söyleyerek bitiriyorsunuz. Bu yeni ortam merkez bankalarının yetki çerçevelerinde ne gibi değişiklikler gerektirebilir?

Yüksek enflasyona karşı etkili olan geleneksel enflasyon hedeflemesi çerçevesine geri dönülmesi taraftarıyım. Düşük enflasyon dört nala koşan bir deflasyona dönüşmediği sürece, hedefin altında kalınması konusunda çok fazla endişelenmem.

Başka bir deyişle, enflasyonu bir bant içinde tutmayı hedefleyen, sanayileşmiş ülkelerde geleneksel yüzde 2 orta noktası etrafında belirlenen ve işleyişinde hafif asimetrik olan bir enflasyon çerçevesinden memnun olurum; böylece merkez bankası, bandın alt sınırının sürekli ama hafif bir şekilde altına inildiğinde daha az endişelenir.

Yaklaşık on yıl arayla yaptığınız iki konuşmadan bahsederken duruşunuzun değişmediğini vurguluyorsunuz. ‘Para Politikası ve İstenmeyen Sonuçları’ adlı kitabınızda “Belki de esnek değilim ve iflah olmam” diye yazıyorsunuz, “belki de burada meleklerin tarafındayım.”

Son birkaç on yılda hangi fikirler veya gelişmeler düşüncelerinize meydan okudu ve sonuçlarınızın değiştiği alanları vurgulayabilir misiniz?

Özel finans sektörünün en iyi teşviklere sahip olduğu ve kendi başının çaresine bakabileceği görüşüne kesinlikle çok daha şüpheci yaklaşmaya başladım. Zira 2008 küresel finans krizine giden süreçte gözlemlediklerim bu görüşümü çürüttü.

Aynı zamanda, düzenleyici ve denetleyicilerin köşeleri (hatta dikiz aynasını) görebilme kabiliyetleri konusunda da şüpheci olmak gerekir. Dolayısıyla, finansal istikrar hiçbir zaman kolay bir hedef değildir, çünkü katılımcıların pek çoğu öngörülebilir risk azaltıcı şekillerde davranmamaktadır.

Paylaş

Son Yazılanlar

Nerede o berrak sular Zaman bey?

Zeytin Ağacı Dizisi yine Aile Dizimi tartışmalarını başlatacak. Bu defa, ilk sezondan çok daha profesyonel olduğunu görüyorum. En azından Aile Dizimi ve kanser bir araya

Yılın 2. yarısı altın için renkli geçecek

Yılın ikinci yarısı hızlı başladı. ABD seçimleri 3. çeyrek için yol haritası oluştururken, yurt içinde kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu iki kademe birden

Her atletin hayali olimpiyat oyunları

Olimpiyat oyunları… Şüphesiz ki dünyanın en büyük spor organizasyonu ve her atletin hayali… 2024 Olimpiyat Oyunları kısa bir süre sonra Paris’te başlayacak. 32 branşta 48

Seyirci kalıyorsan esas sen uyutulmuşsun!

  Ben de onlardan biri olabilirdim.  Çünkü geldiğim yer sokaklar. Bu hikayemi size bundan sonraki yazımda anlatacağım. Evet, sokakta yaşayan tüm canlılara, insanlara, hayvanlara sesleniyorum.

Çürük Elmalar Sektörü Tehdit Ediyor!

Yeme içme sektörü son dönemde ciddi bir sınav veriyor. Artan fiyatlar nedeniyle ciddi eleştiri alıyorlar. İşini ciddi olarak yapan işletmeler haksız olarak eleştirildiklerini düşünüyorlar. Ve

Asıl mesele hayvanların sokakta oluşu mu?

Türkiye’nin uzun süredir gündemini meşgul eden sokak köpekleri sorunu, köklü ve insani bir çözüme kavuşmayı bekliyor. Ancak geçtiğimiz günlerde TBMM‘ye sunulan yeni yasa teklifi, sorunun

Savaşlar, suikastler ve piyasanın yönü

Bu yıl malum, seçimler yılı. Hindistan’tan Fransa’ya, Birleşik Krallık’tan İran’a seçimler sonuçlandı, ama siyasi istikrardan söz etmek çok güç. Hâlâ önümüzde pek çok seçim var

“İncinsen de incitme”

RUANDA ÖRNEĞİ: SOYKIRIMLA BAŞA ÇIKMANIN TEK YOLU ZALİME DÖNÜŞMEK DEĞİLMİŞ Hacı Bektaşi Veli’nin, “İncinsen de incitme” sözü, şu sözüyle beraber, bu yazıda anlatmaya çalıştığım her

Kadın emeğinin yarattığı reçel cenneti

Şimdilerde,  kadın emeği deyimini sıkça duyuyoruz. Kadın emeği, tarih boyunca toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlarda önemli bir rol oynamış. Kadınlar, tarım toplumlarından sanayi devrimine ve

Kraliyet çikolatacısı Naciye Tosun

Onu ilk tanıdığımda gözlerindeki tutku beni o kadar çok etkiledi ki, bırak çikolataları bir yana, sen kendini anlat, dedim. Çikolataların lezzetinde kaybolurken, onun azmine, başarısına