Türkiye Cumhuriyeti’nın kuruluşunun 100. yılını kutlamaya artık günler kaldı. Geçtiğimiz 100 yıla geriye doğru baktığımızda, kadınların haklarını aramaları sorunu ile ilgili hala ne kadar zorlandığımıza şahit olurken, bizi gururlandıran ve artık genç kuşağın pek de hatırlamadığı bilim kadınlarımızın başarılarını derleyelim istedik. Tabii ki hepsine bu listede yer veremedik. İşte 100 yılın Cumhuriyet aşığı, bize örnek olacak bilim kadınları.
Cumhuriyet kadınlarından söz ederken Latife Hanım’ı anmadan olmaz. Mustafa Kemal Paşa’nın eşi Latife hanım, yardım yapılacaksa eşiyle eşit miktarda bağışta bulunuyor, Mustafa Kemal Paşa yurt gezilerine çıktığında Latife Hanım da mutlaka onunla birlikte gidiyor ve bu durum dünyanın ilgi odağı oluyordu.Latife Hanım iki buçuk yıllık evliliği süresince, kendisini hep eşinin yardımcısı olarak tanımlamıştır.
Zooloji profesörü Semahat Geldiay
Cumhuriyet ilan edilmeden bir ay önce, 1923’te İzmir’de doğan Semahat Geldiay, 2002 yılında hayatını kaybetti. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Tabii İlimler Bölümü’nü bitiren Geldiay doktorasını Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Kürsüsü’nde yaptı ve Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde asistan olarak çalışmaya başladı.
Böcek endokrinolojisi konusundaki çalışmalarıyla adından söz ettiren bilim insanı
1957’de kaleme aldığı iki makalesiyle, yurt dışından araştırmacıların dikkatini çekti ve doktora sonrası eğitim için ABD’de New York Columbia Üniversitesi Zooloji Bölümü’e gitti.
ABD’den yurda dönünce Ege Üniversitesi Fen Fakültesi öğretim üyeliğine atandı (1961) ve aynı yıl doçent oldu, 1967 yılında da profesörlüğe yükseldi. Yeni kurulan Tabi İlimler Bölümü Genel Zooloji Kürsüsü’nde temel dersleri yürüttü, laboratuarları kurma çabası gösterdi.
Böcek endokronolojisi konulu araştırmalarıyla tanınan Prof. Geldiay’ın böcekler üzerinde yaptığı deneyler, hayvan davranışlarını kontrol eden mekanizmanın temelinde, beyindeki nörosekresyon hücrelerinin bulunduğunu gösterdi. Alanında ilk olan bu çalışmaya çok sayıda atıf yapıldı.
Prof. Dr. Geldiay, 1971-72 yıllarında Fullbright ve Amerikalı Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin araştırma burslarını kazanarak, Washington Üniversitesi Seattle Zooloji Bölümü’nde çalıştı. Ortaya koyduğu çalışma böcek endokrinolojisi alanındaki bilgilerin birikiminde önemli bir gelişme basamağını oluşturdu. Bu ve benzeri çalışmaları nedeniyle 1975 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü ile onurlandırıldı.
Sonraki yıllarda da 1975-80 arasında Dr. S. Karaçalı’yla birlikte NATO projesi desteği ile “serebnal nörohemal” bölgeyi diğer böceklerde de araştırdı. Bu projeden sağlanan destekle Ege Üniversitesi Zooloji Bölümü’ne bir transmisyon elektron mikroskobu kazandırdı ve laboratuarının kurulmasını sağladı. Proje sonuçları seçkin dergilerde yayımlandı.
Semahat Geldiay, 1990 yılında Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden, yaş sınırın doldurarak emekli oldu. Prof. Geldiay, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)’nin onur üyesiydi

Nasa’da çalışan ilk Türk Kadını Dilhan Eryurt
Eryurt, 1961-1973 yılları arasında NASA’da görev yaptı. Ardından Türkiye’ye dönerek ODTÜ’de astrofizik anabilim dalını kurdu. Eryurt, ilk olarak 1959’da Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın bursuyla Kanada’ya giderek iki yıl çalıştı.
Ardından ABD’ye giden Eryurt, bazı üniversitelerde görev yaptıktan sonra NASA’ya bağlı Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü’nde görev aldı; güneşin tarihi üzerine araştırmalar yaptı.
Bu dönemde Goddard Uzay Araştırma Ensitütüsü’nde çalışan tek kadın astronomdu. Ay’a ilk iniş için yaptığı çalışmalar nedeniyle 1969’da Apollo Başarı Ödülü ile ödüllendirildi. Eryurt, 13 Eylül 2012’de Ankara’da geçirdiği bir kalp krizi sebebiyle yaşamını yitirdi.

Madam Curie’nin öğrencisi Remziye Hisar
Prof. Dr. Remziye Hisar, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın kimyacısı. Fransa’nın Sorbonne Üniversitesi’nden mezun olan ve dünyaca ünlü bilgin Madam Curie’nin öğrencisi olmuş tek Türk.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk yıllarda çağdaş bilimin öncülerinden ve kimya mesleğinin Türkiye’deki ilk kadın öncüsü olarak Hisar, Darülfünun’da fen bilimleri eğitimi aldı. 1902 yılında Üsküp‘te doğdu. Babası İstihkam Yarbayı Salih Hulusi Bey, annesi Ayşe Refia Hanım’dır. Ailesi, Meşrutiyetin ilanından bir yıl sonra İstanbul’a göç etmiştir.
Remziye hanım Darülmuallimat’tan mezuniyetinin ardından Darülfünun’un kimya bölümüne kaydını yaptırdı. Kız öğrencilerin erkek öğrencilerden ayrı saatlerde ders aldığı bu dönemde, kimya bölümündeki üç kadın öğrenciden birisi idi. Kimyayı seçme nedenini bir röportajında “Fen derslerinde kanunlarda olsun, buluşlarda olsun hep yabancı isimler görmek beni kahrediyordu. Fen alanında bir tek Türk ismi görememenin ezikliğini, bu dalda başarılı olursam giderebilirim sanıyordum” cümleleriyle açıklamıştır.
Paris’te Sorbone Üniversitesinde kimya eğitim aldı. Langevin ve Madam Curie gibi çok tanınmış bilim insanlarının öğrencisi oldu. 1933-1936 yılları arasında İstanbul Üniversitesinde kimya ve fizik kimya dersleri verdi. 1936 yılında bir süre için üniversiteden ayrıldı; Hıfzıssıhha Müessesesi Farmakodinami Şubesinde Kimya Mütehassıslığı görevinde bulundu.
1942-1947 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Okulu Analitik Kimya ve Toksikoloji kürsüsünde görev yaptı. 1947 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Kimya Kürsüsüne atandı. 1955 yılında Fransa’da “Officiel d’Academie” nişanına layık görüldü. 1959 yılında profesör oldu. 1973 yılında emekliye ayrıldı. 1991 yılında Tübitak Hizmet Ödülü‘nü aldı. 13 Haziran 1992’de öldü.

Uçak kazasında hayatını kaybeden fizik profesörü: Engin Arık
14 Ekim 1948’de İstanbul’da doğdu. Şimdiki adı Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi olan, Atatürk Kız Lisesi’ni 1965 yılında bitirdi.
Arık 1969’da İstanbul Üniversitesi’nden matematik ve fizik diploması aldıktan sonra, aynı üniversitenin Kuramsal Fizik Kürsüsü’nde öğrenci asistanı olarak çalışmaya başladı.
Engin Arık, deneysel yüksek enerji fiziği alanında Pittsburgh Üniversitesi’nde 1971’de master (M.S.) 1976’da doktor (Ph.D.) unvanı aldı. Doktora çalışmasının ana temasını değişik elementler üzerine hyperon demeti yollanarak gözlenen rezonansları oluşturuyordu. 1976-1979 doktora sonrası araştırmacı olarak Londra Üniversitesi ve Rutherford Laboratuvarları’nda hidrojen hedef üzerine yollanan pion demeti ile exotic delta oluşumlarını inceleyen deneylerde yer aldı.
1979’da Türkiye’ye dönerek Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’ne girdi. Deneysel yüksek enerji fiziği alanında yaptığı çalışmalarla 1981 yılında doçent oldu. 1983’te, Control Data Corporation’da iki yıl çalışmak üzere üniversiteyi bıraktı ve ardından Boğaziçi Üniversitesi’ne dönerek 1988’de profesör oldu.
Arık 1997 ve 2000 arasında Viyana’da Birleşmiş Milletler’in bir kuruluşu olan Comprehensive Test Ban Treaty Organization’da radionuclide görevlisi olarak çalıştı.
1990’dan sonra CERN’deki çalışmalara katıldı. ATLAS ve CAST deneylerine katılan Türk bilim insanlarına liderlik yaptı. Arık deneysel yüksek enerji fiziği alanında yüzün üzerinde makale yayımlamış, yüzlerce atıf almıştır. Aynı zamanda Türk Ulusal Hızlandırıcı Projesi’nin de yürütücülüğünü yapan Arık, 30 Kasım 2007 tarihinde Isparta’daki uçak kazasında hayatını kaybetti. Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.
2014 yılında yayınlanan Webometrics raporunda yer alan h-index’i sıralamasına göre, Türkiye’deki bilim insanları içerisinde halen ilk sırada yer almaktadır.
Toryum çalışmaları
Sadece deneysel yüksek enerji fiziği alanında yaptığı çalışmalarla sınırlı kalmayan Arık, Türkiye’de çok önemli rezervleri bulunan toryum mineralinin enerji sorununa temiz ve ekonomik bir çözüm olabileceği ve olması gerektiği yönündeki görüşleri ve çalışmalarıyla tanındı. Bu doğrultuda, Türkiye’nin toryum ile elektrik enerjisi üretebilme olanağına kavuştuğunda trilyonlarca varil petrole eş değerde bir enerji kaynağının sahibi olacağını ileri sürdü.
Hızlandırıcı projesi ve Türkiye’nin CERN’e üyeliği konusundaki çalışmaları nedeniyle kendisine suikast düzenlendiği, uçağının MOSSAD veya başka bir istihbarat teşkilatı tarafından düşürülmüş olabileceği iddiaları ortaya atılmıştır.

Hitit hiyerogliflerinin çözülmesinde eşsiz bir katkı sundu
Halet Çambel
Paris Sorbonne Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından, Atatürk’ün emriyle başlatılan Hitit tarihi araştırmalarına katıldı. Çorum Hattuşaş’ta o güne dek gizli kalmış tabletlerin gün ışığına çıkmasını sağlayanlardan biriydi. Ama hayatını adadığı yer bir başka kazı alanıydı.
Osmaniye Kadirli sınırları içerisinde kalan Karatepe’yi kazmaya başladıktan sonra, ömrünün son yıllarına dek oradan neredeyse hiç ayrılmadı. Hitit hiyerogliflerinin çözülmesinde eşsiz bir katkı sundu. Halet Çambel, bilim dünyası tarafından “Hitit hiyerogliflerinin çözüldüğü yer” olarak tanınan Karatepe-Arslantaş Höyüğü’nde, Türkiye’nin ilk açık hava müzesini kurdu.
Metin pek çok kaynaktan toplanmış bir derlemedir










