İtaat etme, şikayet et!

Bir gün bir dost masasında, eşim ve ben tatlı sert tartışıyorduk, bunu gören bir dostumuz eşime, “İtaat et, rahat et” demişti... Ve tabi ki bu kadim söz, ilk kez duyan beni benden almıştı. Evet itaat...
Devamını oku

“Yüzleşme” kurumsal bir hafıza yoklaması

Yüzleşmek… Bu hayattaki en büyük, en zor bir o kadar da ayakları yere en sağlam basan kelime… Kolay telaffuz edilse de, iş uygulamaya geldiğinde insanı en büyük düşmanı olan kendi ile karşı karşıya getiren, hayat...
Devamını oku

Çağır arkadaşlarını, yazacağım işte

Kıskandım mı? Evet, hem de nasıl. Ben burada göbeğimi büyütürken, Japonya’da bir kedi kitap yazmış. Hem de öyle böyle değil. “Ben bir kediyim” isimli bir kitap. 576 sayfa. Kitap ne mi anlatıyor? Sevilmeyen, istenmeyen bir...
Devamını oku

İçimdeki hislerin en ham halini müzikle anlatıyorum

24 yıllık gazeteci Erdal Kaplanseren, pandemi döneminde hayatının rotasını müziğe çevirdi. “Kendimi yazarak, konuşarak ifade ediyorum ama içimdeki hislerin en ham halini müzikle anlatıyorum” diyen gazeteci ile müziğini konuştuk... “İstanbul” adını verdiğin bir albüm çıkardın....
Devamını oku

Kemik sağlığı nasıl korunur ve güçlendirilir?

Diyetisyenseniz danışanınızın sizin için en önemli bilgilerinden biri de boy bilgisi oluyor. Çünkü oranlama ve yüzdesel hesaplama yaparken boy faktörü önemli bir dilimi oluşturuyor.  Anamnez sırasında geçen diyaloglar arasında en sempatik cümlelerden biri de 20’li...
Devamını oku

Dağ Gorilleriyle Randevu

Büyük Yarık Vadisi üzerine kaleme almış olduğum bir önceki yazımda, Uganda, Kongo ve Ruanda’nın kesiştiği noktada yer alan, Virunga Volkanik Sıradağları’ndan ve bu bölgeye özgü endemik dağ gorillerinden kısaca bahsetmiştim. Afrika’da beni en çok etkileyen...
Devamını oku

Yıldız Alpar: Baleyi sadece sevmedim, tutsak oldum

82 yaşına kadar bale dersi verdi

1953 yılında Türkiye’nin ilk özel bale okulunu Sıraselviler’de açan Yıldız Alpar, 1965 yılında bu okulu Kadıköy’e, bir Rum vakfının sineması olan binaya taşıdı. 90 yaşındaki sanatçı , 82 yaşında geçirdiği beyin kanamasına kadar bu okulda ders vermeyi sürdürdü ancak, hastalığı dolayısıyla okulunu öğrencilerine hediye etti. Şişli’nin önemli simalarından biri olan ve şimdilerde sanatçı olarak pek hatırlanmadığını söyleyen Alpar ile hayatını ve baleyi konuştuk. 

50 yıl önce sanata ilgi olağanüstüydü

54 yıldır Kadıköy’de hizmet veren okulda yüzlerce öğrenci yetiştiren Alpar, o zamanlar sanata olan ilgi ile şimdiki durumun farkını ise şöyle anlatıyor: “O zaman sanata ilgi fevkaladeydi. Ortam çok yaratıcıydı. Mesela ben, Makber ve Bakmıyor çeşm-i siyah ile bale yaptım. İspanyollar flamenkoda nasıl naralanıyorsa benim de naralarım, bozlaklarım vardı. Yunuz Emre’nin, Aşık Veysel’in eserlerini sahnele taşıdık. En çok yurt dışından ilgi gördüm.” 

Nasıl başladınız baleye?

Benim babam sanatkar ruhlu bir adamdı. Sabahları Rahmaninov’la uyanırdım. Sanırım3-4 yaşlarındaydım. Ve ilerleyen zaman içinde dedem öldü, dedemden bize miras kaldı. O parayla bana piyano, abime keman, anneme kürk palto alındı. Ben Dame de Sion’a kayıt edildim ama sonra paramız olmadığı için devam edemedim. Konservatuvarda piyano bölümüne giderken Lydia Krassa Arzumanova diye bir Rus bale hocası geldi. Piyano hocam da Rana Erksan’dı. Stüdyoda bale dersleri başlamıştı ve ben de gidiyorum dedim. Vücudum baleye çok müsait değildi ama zekamla aferin alıyordum. Madam Arzumanova konservatuvarın stüdyosunu beğenmedi ve Eminönü halk evine gitti. 

Fransız Konsolosluğu fark etti

Oradan Beyoğlu Halk Evi derken, Fransız Konsolosluğu beni fark etmiş. Fransız Konsolosluğu Kültür Ateşeliği’nce değerlendirildim ve tanınan özel bursla Fransa’ya gittim. Paris Opera ve Balesi’nde o tarihte açılan yüksek ihtisas bale kurslarına devam ederek başarı ile mezun oldum. İlk defa böyle bir şey veriyorlarmış. Beni çok beğendiler; iyi bale yapıyorum, akıllıyım ve çok doğru yapıyorum diye. Paris’te her hafta beni davet ettiler gösterilere. Temsillerini seyrettim ve onların çalışmalarında bulundum. Sonra dedim ki ben burada hiç olurum. Bizim memlekete gideyim de bir işe yarayayım. 22 yaşındaydım İstanbul’a geldim. Bale okulu açacağım dedim. Herkes şaşırdı, kimse bilmiyordu. 

Sonra Haldun Dormen, gel burada tiyatro yap dedi. Oynayamadım ama yaptım. Ödül de aldım.  

Dans edecek mekan yok

Yani benim zamanımda bale çok iyiydi ama artık içi boşaldı. sahne yok zaten. Süreyya Operası var ama orada balerin atlayacak, atlayamıyor. Adaleler sıkışıyor. Yine de yapmaya çalışıyorlar. Maaşlar ise komedi. La Bohem operasında vardır. Adam orada yaptığı resimleri yakar ısınmak için. Bunun gibi durum artık.”

Sanatçılar hayatlarını nasıl sürdürüyor

Kimse parayı biriktiremiyor biz karı koca yüz senedir çalıştık. 50 sene o, 50 sene ben. Eşimi 82 yaşında kaybettik. Ben yalnız kaldım. Yaşlılık çok kötü. Herkese iyiyim desem de emaneten yaşıyorsunuz. Şu anda ben yürüseydim halim başka türlü olurdu. Yürüyorum ama yeterli değil. Beyin kanaması geçirdim toparladım, şimdi dimdik duruyorum ama o kadar. 
Sanatçıların çoğu kredi borçlusu. Emekli maaşları çok düşük. Kimi bale dersi, kimi yoga dersi veriyor.”

Füsun SAKA

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: