Beni Sayın Ahmet Necdet Sezer’e götür

Son yıllarda en büyük hayalimdi Sayın Ahmet Necdet Sezer’le görüşmek. Kendisinin sosyal medyada görülmekten çok hoşlanmadığını bilerek, sadece mutluluğumu paylaşmak ve ona olan hayranlığımı bir kez daha belirtmek amacıyla yazıyorum. Onun Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Silifke...
Devamını oku

Eylül ve Buca Cezaevi’nde zaman

Eylülden Sonra Buca Hapishanesinin önü akan zaman, arkası yokuş, uzağında bir dağ. İçinde çırpınan bedenleri yaşamdan çekip koparan koca bir ağ. Terli, tuzlu, tutsak bedenleri ile geride bıraktık onları, Gemiler ve koşular dolusu yitirdik birbirimizi,...
Devamını oku

Artois Cadde’nin müdavimi olacaksınız

Kadıköy Caddebostan'da açılan yepyeni bir mekan'daydım geçen hafta. Artois Cadde'nin girişimcisi Şeyma Yıldız, ünlü şef Hazer Amani ve yakın dostlarımızla birlikte upuzun bir sohbet eşliğinde oturduk. Hazer Amani'nin müthiş lezzetlerini tadarken bir yandan da mekanı...
Devamını oku

Marcel Proust’u anlatan gece

Bu haftaki yazımda sizlere  23 Kasım Çarşamba günü, Galatasaray ‘daki Fransız Sarayı içinde yer alan Albert Gabriel salonunda yapılan anlamlı bir etkinlikten bahsedeceğim. Etkinliği düzenleyen kurum, Yönetim Kurulunda benim de yer aldığım “Association  Culturelle Turquie-France”  yani...
Devamını oku

Koşmak piyano çalmak gibi değil

Koşmak deyince aklınızda ne kadar bir mesafe beliriyor? 5 km mi? 10 mu? 20 mi? Uzun mesafe koşusu desem aklınıza ne gelir? Yarı maraton mesafesi olan 21 km mi, maraton mesafesi olan 42 km mi?...
Devamını oku

Benim Afrika’m

Evliya Çelebi’den bahsetmek…

Tarihe geri dönüp baktığımızda gerek ticaret amaçlı, gerekse yeni yerler görmek ve keşfetmek sevdasıyla dünyayı adım adım, at sırtında veya deniz yoluyla dolaşan birçok gezginle karşılaşıyoruz. Bu seyahatler neticesinde yeni kıtalar, yeni etnik gruplar ve doğaya dair yeni türler keşfedildiğini ve bu gezilerle ilgili hatıraların kaleme alındığı seyahatnamelerin hâlâ güncelliğini koruyarak tarihin seyrine ışık tuttuğunu görüyoruz. Geçmiş yüzyıllarda zorlu koşullar altında ömürlerinin büyük kısmını yollarda geçiren ünlü kâşif ve seyyahlar bugünün gezginlerine hâlâ ilham kaynağı. Dünyayı keşfetme arzusunu dizginleyemeyerek kendisini yollara vuran ve birçok ilki gerçekleştirerek tarihe geçen, değişik milletlere mensup bu seyyahlardan bizim topraklarımızda yetişip, hayatının elli yılını keşif uğruna yollarda geçiren, günümüz gezginlerinin atası Evliyâ Çelebi’den bahsetmeden geçemeyeceğim.

Seyahat ya Resulallah

Küçük yaşlarından itibaren içindeki gezme, keşfetme arzusuna ket vuramayan, 1611 Kütahya doğumlu Evliyâ Çelebi gördüğü bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Şöyle ki; “Rüyasında İstanbul’daki Ahi Çelebi Camii’ndeki kalabalık cemaat içinde Peygamber Hz. Muhammed’i baş tarafta görünce ondan şefaat dilemek arzusuyla yanına yaklaştı. “Şefaat ya Resulallah” diyeceğine, “Seyahat ya Resulallah” demesiyle başlayan, çeşitli tehlikeler atlatmasına rağmen vazgeçmediği seyahatleri yetmiş yaşına kadar sürdü.

Çelebi’nin Afrika kıtası izlenimleri

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan topraklarla ilgili anılarını zaman zaman fantastik bir anlatımla süsleyerek 10 ciltlik ‘’Seyahatname’’ adlı kitabında topladı. Türk ve dünya tarihine ve gezi edebiyatına hediye olan Seyahatname’nin en son cildinde Evliyâ Çelebi’nin Afrika Kıtası’nda gezdiği Mısır, Sudan, Habeşistan (günümüzde Etiyopya), Somali, Cibuti, Kenya ve Tanzanya üzerine izlenimleri yer almakta. Evliyâ Çelebi’nin Afrika’nın günümüzde bile hâlâ keşfedilmeyi bekleyen ücra köşelerini 17. yüzyıldan ipuçlarıyla gözlerimizin önüne sermesi biz gezginler için büyük bir nimet.

Benim Afrika’m

Benim Afrika maceram ise 2006 Ağustos ayında, İstanbul’dan Angola’nın başşehri Luanda’ya yerleşmek üzere iki valize sığdırabildiğim kadar eşyamla yola çıkmamla başladı. İnternette yaptığım araştırmalardan edindiğim kadarıyla Angola hayli zorlu bir coğrafyaydı. Gelin görün ki internet üzerinden dehşet saçan bu bilgilerin Angola ile ilgili gerçekleri tam olarak yansıtmadığını Luanda’da yaşamaya başladığımda fark edince, buradaki deneyimlerimi kaleme almaya başladım. Angola’da yaşadığım iki sene sonunda, Afrika’nın doğu yakasında yer alan Kenya’nın başşehri Nairobi’ye taşındım ve orada geçen dört yıl boyunca da yazmaya devam ettim. Kıtada değişik ülkelere yaptığım geziler sırasında gördüğüm ilginç yerleri, tanıştığım yeni insanları, karşılaştığım olayları kaleme aldım. Afrika’nın daha az bilinen köşelerinde gezip, 21.yüzyılda etnik yaşam tarzlarına hâlâ sımsıkı bağlı insanlarla vakit geçirip, farklı yaşam biçimlerini deneyimleyince Angola, Kenya, Zambiya, Ruanda, Kamerun, Mauritus ve Reunion Adaları olmak üzere yedi Afrika ülkesini yazdığım Yaşamımdan Süzülen Afrika isimli ilk kitabım fotoğraflarla birlikte 2013 yılında yayınlandı. Kenya akabinde kuzey komşusu Etiyopya’nın başşehri Addis Ababa’ya taşınıp, nev’i şahsına münhasır bu ülkede dört harika yıl yaşadım. Gezmeye hasret kaldığımız şu pandemi günlerinde, sizleri bir türlü gitmeye cesaret edilemeyen Kara Kıta’ya doğru Afrika Hikayeleri isimli köşemde uzun bir yolculuğa davet ediyorum.

Gezginlerin piri Evliyâ Çelebi’den esinlenerek “Afrika’ya Seyahat Resulallah!”

Diğer kitaplarım :

İnsanlığın Beşiğine Yolculuk Etiyopya-Cibuti Cumhuriyeti (2015)

Jambo Rafiki  – çocuklara Afrika’dan hikayeler (2016)

Karibu Rafiki – çocuklara Afrika’dan hikayeler (2016)

Afrika’nın Kavşağı, Tanzanya-Zanzibar (2017)

Fas’ın Altın İksiri Argan  (2017)

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: