Beni Sayın Ahmet Necdet Sezer’e götür

Son yıllarda en büyük hayalimdi Sayın Ahmet Necdet Sezer’le görüşmek. Kendisinin sosyal medyada görülmekten çok hoşlanmadığını bilerek, sadece mutluluğumu paylaşmak ve ona olan hayranlığımı bir kez daha belirtmek amacıyla yazıyorum. Onun Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Silifke...
Devamını oku

Eylül ve Buca Cezaevi’nde zaman

Eylülden Sonra Buca Hapishanesinin önü akan zaman, arkası yokuş, uzağında bir dağ. İçinde çırpınan bedenleri yaşamdan çekip koparan koca bir ağ. Terli, tuzlu, tutsak bedenleri ile geride bıraktık onları, Gemiler ve koşular dolusu yitirdik birbirimizi,...
Devamını oku

Artois Cadde’nin müdavimi olacaksınız

Kadıköy Caddebostan'da açılan yepyeni bir mekan'daydım geçen hafta. Artois Cadde'nin girişimcisi Şeyma Yıldız, ünlü şef Hazer Amani ve yakın dostlarımızla birlikte upuzun bir sohbet eşliğinde oturduk. Hazer Amani'nin müthiş lezzetlerini tadarken bir yandan da mekanı...
Devamını oku

Marcel Proust’u anlatan gece

Bu haftaki yazımda sizlere  23 Kasım Çarşamba günü, Galatasaray ‘daki Fransız Sarayı içinde yer alan Albert Gabriel salonunda yapılan anlamlı bir etkinlikten bahsedeceğim. Etkinliği düzenleyen kurum, Yönetim Kurulunda benim de yer aldığım “Association  Culturelle Turquie-France”  yani...
Devamını oku

Koşmak piyano çalmak gibi değil

Koşmak deyince aklınızda ne kadar bir mesafe beliriyor? 5 km mi? 10 mu? 20 mi? Uzun mesafe koşusu desem aklınıza ne gelir? Yarı maraton mesafesi olan 21 km mi, maraton mesafesi olan 42 km mi?...
Devamını oku

Yemek keyfine düşkün Agatha Christie

Polisiye romanlarının  kraliçesi,  büyük bir damak tadı  tutkunu. Kahramanları  zehirlerle kıvranarak ölmeden önce, o  lezzetlerin doruklarında  geziniyordu. Yemek zevkinden, gastronomik tutkusundan bahsedeceğim bu  kişi, polisiye romanlarıyla tanıdığımız ünlü İngiliz yazar Agatha Christie.

 Pera Palas’ın 411 numaralı odasının konuğu

1926’da geldiği  İstanbul’da  Pera Palas’n 411 numaralı odasının misafiri olmuş; gizemli , esrarengiz ve sıra dışı ölümleri anlatan romanlarıyla ünlü yazar,

Damak tadı düşkünlüğü ve gastronomi merakı ile de tanınıyor. Yemeğe, içmeye öylesine meraklı ki, onu “obur “ diye tanımlayanlar var.

50’li yıllarda, yazarın “Büyücü “ adlı  romanını filme çeken yönetmen Hubert Gregg  birlikte yedikleri bir yemeği anlatırken. “Londra’da Savoy otelindeydik. Şimdiye  kadar bu denli iştahla , böylesine keyifle yemek yiyen hiçbir kadın görmemiştim” diyor.

İngiliz, asıl adı, Agatha Mary Clarissa Christie (15 Eylül 1890-12 Ocak 1976)

Popüler edebiyatın  en önemli isimlerinden biri ve dedektif Hercule Poirot tipinin yaratıcısı. İlk romanlarını  Mary Westmacott takma adıyla yazıyor. Ancak asıl ününü, yazdığı 80 civarında dedektif romanına  ve West End tiyatrolarında  sahnelenen oyunlarına borçlu.

Babası  Frederick Alvah Millet, Agatha henüz küçük yaştayken  ölmüş. Annesi tarafından evde eğitilen  küçük kız, yalnız bir çocukluk geçirir. Ancak , tatillerini geçirdiği büyük hala Auntie-Grannie’nin evi ileride ona ilham verecektir.

Viktorya devrinin tedbirli, tutumlu kadını Grannie halanın evi, o yıllardaki  bir kız çocuğunun hayranlık duyacağı  malzemelerle doluydu. Her yerde rengarenk kumaşlardan örtüler, işlemeler, danteller..

Raflarda kavanoz kavanoz reçeller, kurutulmuş meyveler, sebzeler, kilolarla un, tereyağı , çuvallarda çaylar, dizi dizi şurup şişeleri

Halanın misafirleri de küçük kızın ilgisini çekecek tiplerdi.

Kasabanın papazı, emekli albaylar, uzun yol kaptanları, aynı yaşlardaki dullar…

Daha sonra Agatha’n›n romanlarında hem bu dekora, hem bu kahramanlara hep rastlarız.

Küçük yaşlarda bile yiyerek mutlu oluyordu

İlk  öykülerini  yazmaya, dergilere göndermeye başladığında, reddedilip geri gelen yazılarının verdiği moral bozukluğunu, durmaksızın kremalar pudingler yiyerek düzeltiyordu.

Bu arada yaşıtlarıyla  flört etmekten de geri kalmadı  ve bir gün yakışıklı pilot Archie Christie ile tanıştı.. Birlikte önce Fransa’ya gittiler. Oradayken vakit geçirmek üzere okuduğu dedektif öykülerinden ilham alarak, daha iyilerini yazabileceğini  düşünerek  ilk Hercule Poirot’lu polis romanını yazdı.

Ölüm Sessiz Geldi

Önce çeşitli yayınevlerinden  geri çevrildi, sonunda  1920’de Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi. Ancak, çiftin evliliği  uzun ömürlü olmadı. 1926’nın hüzünlü bir akşamı, başka  bir kadını seven Archie ayrılmak istediğini söylediğinde, Agatha kafasında intikam kurgusunu hazırlamıştı  bile.

Uzun süre kaybolacak, bu arada polis eski kocayı şüpheli  suçlu olarak arayacaktı.

Planını gerçekleştirdi. Agatha 11 gün boyunca kayboldu. Arabası  bir göl kenarında bulundu; hem de  ağaçlara çarpmış, bavulları  dağınık bir  şekilde. Amaç belliydi; göle  düştü  süsü vermek.

Sonra birden tuhaf bir otelde, farklı bir isimle tuttuğu bir odada ortaya çıktı.

Ama hiçbir açıklama yapmadı. Doktorlarına göre geçici hafıza kaybına uğramıştı. kimilerine göre  ise kocasının  sevgilisini öldürme planları  yapmak için gözden uzak bir yere gitmişti. Bu sır, hâlâ meçhûl… Kimileri, bu 11 günü  İstanbul ‘da  geçirdiğini  ileri sürüyor, kimileri ise İstanbul’a daha sonra geldiğini. Kayıtlarda mevcut Agatha Cristie. 1926’da geldiği  İstanbul’da  Pera Palas’›n 411 numaralı odasının misafiri olmuş.

Ne olursa olsun, bugün  Pera Palas otelinin prestij  restoranının  adının  Agatha olması hoş  bir kadirbilirlik.

1928’de resmen boşandılar. Kızıyla  birlikte Londra’ya yerleşti. Dışarıda yemek yemek yerine, evinde ufak  ziyafetler vermeyi tercih ediyordu.

1927’de Yakındoğu  ülkelerine yaptığı  bir gemi seyahatinde tanıştığı, Arkeolog Max Mallowan’la üç yıl sonra resmen evlendiler. Eşinin  mesleği dolayısıyla   Suriye, Irak, Ürdün gibi doğu  ülkelerini gezdi .

Bu geziler yazarın “Mezopotramya’da Ölüm “ romanının  ilham kaynağını oluşturdu. Max’la evliliği  için, “Bir arkeologla evli olmanızı  öneriyorum” diyordu. “Siz yaşlandıkça  onun size ilgisi artıyor.”

Seyahat etmeyi hep çok sevdi. Deniz tutmasından muzdarip  olduğu halde,  1922’de ilk kocası Archibald’le birlikte gemiyle dünya turuna çıkmıştı.

Annesine yazdığı  mektupta; “Yola çıkmadan bir gün önce hastalığım başladı… Brendiden şampanyaya  kadar her içkiyi, tuzlu bisküviden kornişon turşuya kadar her şeyi , her tadı denedim ” diyordu.

Hindistan’a vardıklarında biraz daha rahatlamıştı.

Hawaii’de kocası  sörf yaparken o büyük bir iştahla  bütün egzotik meyvelerin tadına baktı. Yaşlılık yıllarını genellikle İngiltere’de  geçirdi ünlü yazar.

Artık hayatı  iki ev arasındaydı. Thames nehri kenarında  Chelsea’deki ev ile Devon’daki Greenway House…

1970 y›l›nda Greenway’de 80’inci  yaş gününü , sevdiği dostları ve  bütün ailesiyle kutlamış , o günü şöyle anlatmıştı.

“Dün akşam çayırların üzerinde mükemmel bir piknik ,köpeğim ve harika bir yemek. Vinegret soslu avokado, kremalı istakoz, karadutlu dondurma Ohh nasıl bir lezzet.. Benim için koca bir kavanoz taze krema yeter, diğerlerine ise şampanya”

1961’de bir dostuna gönderdiği ufak davet  notunda da, “Bu akşam 20.30’da gelir misiniz? Bol  havyar yiyeceğiz bir  de koyu kahve olacak. Havyara doyunca canımız başka bir şey  istemeyecektir. Elbette her zaman olduğu  gibi jambon da var”  yazıyordu.

Agatha’nın yarattığı  Hercule Poirot, zekası, espri yeteneği, keskin gözlemciliği  ve Avrupalı  inceliği  ile seçkin kişilik   Belçika’lı  bir dedektiftir.

Cinayetleri “küçük gri hücreler”  dediği  beynini kullanarak çözmesi ve bu arada da İngiliz  yüksek sınıfının  özel  yaşamının  saklı  yönlerini ortaya dökmesi ile tanınır. Yazar ayrıca  “Miss Marple” adını verdiği  bir tip daha yaratmıştır. Sevimli yaşlı bir kız  olan bu amatör dedektif de çok tutulmuştur.

 86 senelik ömründe, hayatını  yönlendiren, kimliğini belirleyenler :

Aşkları, dostları, seyahatleri, köpekleri  ve gizemli romanlarının kurguları oldu.

Hercul Poirot ya da Mrs. Marple’ın maceralarında  dekorda daima yemek masaları  vardır. Belçikalı  dedektif Hercule Poirot ise kahvaltısında  sıcak bir tas çikolataya kruvasanı bandırarak  yemeyi tercih eder.

Öldürmek için tabanca yerine zehiri tercih etti

Genç kızlığında , Torquay’de kısa bir  müddet Kızılhaç’da  laboratuvar hemşiresi olarak çalışmıştı. O ortamda yaşadıkları, laboratuardaki zehir şişeleri, ölü bedenler, romanlarına ilham verdi.

Arseniği, havyara  benzetiyordu. “Noel Kekinin Gizemi “romanında olduğu gibi, tostun üzerine konulan çok zehirli bir mantar ya da Chester peynir üzerine serpilen bir tutam kurtboğan otu  (aconitum)  yavaş  sessiz ölümle sonuçlanan kurgu cinayetlerine konu oldu.

 5 ÇAYI TUTKUNUYDU

 Yemek zevkini  İngiliz orta sınıfından almıştı .Dahil olduğu sosyal sınıfın  fertleri gibi protein ağırlıklı ya da çay saati “breakfast” yiyeceklere düşkündü. Creswell Place 22 numaradaki evinde ya da Swan Court’daki evinde dostları için hazırladığı sofralar ünlüydü. Torquay’da doğduğu evde sabah çay servisi mükemmeldi. Daha sonra,  Greenway’deki evinde Dart nehrinin kenarındaki  gösterişli malikanesinde de aynı zenginlikte, göze, damağa hitap eden kahvaltılar hazırlandı.

Romanlarını terasta, ılık güneşin altında tereyağlı bir dilim ekmek ve bir fincan çay eşliğinde yazardı.

Her İngiliz  gibi, çay içmek, çay saatleri, çayın şekli  “high tea” ya da “meat tea” olması onun için önemliydi.

Ama ondan daha önemlisi çayın yanında  servis edilen tatlı, tuzlu bisküviler, sandviçler, ufak kanepeler ve muffinlerdi.

Çay saatinde mis gibi badem kokan, yumuşacık  bir muffini dünyada hiçbir lezzete değişmezdi. “ Cinayetler Oteli  “adlı  romanında  Albay Luscombe şöyle  söyler:

“Hakiki muffinin bulabildiğim  tek yer Londra. Geçen sene Amerika’daydım. Menüde, kahvaltıda muffin olduğu yazılıydı. Sonunda önüme gelen sadece üzümlü kek oldu!

Elmayı yılan ısırdı “  adlı romanın kahramanı   Joyse, Mrs. Oliver’a

“ Elmayı seviyorsunuz değil mi ? “  diye sorar. Ve cansız  bedeni, içi elma dolu bir havuzda boğulmuş  olarak bulunur.

Polisiye romanların kraliçesi , dünyaya 12 Ocak 1976’da, 86  yaşında  Wallingford’daki evinde veda eder.

Ama ölümü, romanlarındaki  kahramanların  ölümleri gibi, ne siyanür, ne sitriktinin, ne dioksin, ne nikotin, ne klor hidrat ne de morfindendir.

Normal yaşlılık ölümüdür bu !

Hakkında bir polisiye yazılamayacak kadar sıradan bir ölüm !

Agatha’nın çok sevdiği kek

YORKSHIRE  KEK

6  kişilik

Malzeme 

500 gram un

1 yumurta

6 cl. su

100 gram  tereyağı

20 cl. Süt

2 elma

100 gram kuş üzümü

Tuz, biber

Bu keki ister büyük bir kalıpta  tek parça olarak pişirip , kişiye  göre parçalara kesin, ister  kişi  adedi kadar tek kalıplarda  pişirin. Un, tuz ve biberi derin bir tencerede karıştırın, yumurta ve suyu ekleyin. Sütü  ısıtın, kaynamadan yavaş yavaş  tencereye katın.

Tereyağını eritip kalıbı yağlayın. Elmaları soyup  doğrayın , üzümlerle birlikte mikserden geçirip harç yap›n. Bu harcı da hamura kat›n,  tereyağlı kalıba boşaltın.

210 derecedeki  fırında  20 dakika pişirin. Bu pudingi, İngiltere’de olduğu gibi  bir dilim kızarmış  dana pirzola ile yiyebilirsiniz.

Sevim Gökyıldız

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: