Çünkü ben aşığım biliyor musunuz?

Miyavlarım ben bizimkinin gözlerinin içine bakarak. Ona göre o bakışlar, bir kedinin değil de bir filozofun derin ve anlamlı bakışları. Uzun’a göre de “yemek ver kadın” bakışı. Bizimki usul usul yemeği koyar önüme. İşte o...
Devamını oku

AB’den kadın yöneticiler lehine karar

Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinde şirket yöneticilerinin en az yüzde 33'ünün kadınlardan oluşmasını öngören yasa teklifini kabul etti. Şirket yöneticilerinin yüzde 33'ü kadın olacak Buna göre, şirketler, yönetici kadrolarının en az yüzde...
Devamını oku

Sanatseverlerin buluşma noktası CRR

Cemal Reşit Rey Konser Salonu Genel Sanat Yönetmeni Murat Cem Orhan, CRR’yi sadece bir konser salonu değil, sanatın farklı disiplinlerinin yer aldığı sanat eğitiminin de verildiği bir kültür sanat merkezine dönüştürme hedefinden 2023 itibarıyla yer...
Devamını oku

Sağlık turizmi iştah kabartıyor

  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. A. Murat Emanetoğlu, muayenehane sahibi doktorların özel hastanelere bağlı çalışmasını zorunlu kılan yönetmeliğin doktorların çalışma hakkına ve hastaların doktor seçme özgürlüğüne müdahale olduğunu söylüyor. Devlet sağlık turizminden...
Devamını oku

İlham verici oyun Fosforlu Cevriye

İBB Şehir Tiyatroları’nın yeni sezonda öne çıkan oyunlarından birisi de Gülriz Sururi’nin uyarladığı Suat Derviş’in kaleme aldığı Fosforlu Cevriye geçen hafta Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluştu. Oyunun yönetmeni Yelda Baskın ve dramaturgu Gökhan Aktemur...
Devamını oku

Kıyamete Son 100 Saniye!

İklim sorunu ve kuraklık, bütün dünyada olduğu gibi üzerinde yaşadığımız topraklarda da kendini her geçen gün daha çok belli ediyor. Hava durumu bültenlerinde bir yandan günübirlik değişen mevsimler duyurulurken bir yandan her gün barajların doluluk oranları takip ediliyor. Zira bütün bunların bir sebebi var. Öyle yağmur duasıyla da çözülemeyecek sonuçları…

Yıllardır bilim adamları, çevreciler, aktivistler velhasıl konuya duyarlı ne kadar insan varsa tamamı, dünyaya sesini duyurmaya çalışıyor ama onları sağır kulakla dinlemeye devam ediyoruz.  Dörtnala kıyametimize koşuyoruz. Birbirinden ayrılamayan iklim, su ve hatta bu demokrasi sorununu, Türkiye’de bu probleme en çok kafa yoran isimlerden biri olan Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni, Akademisyen, Yazar ve İklim Aktivisti Ömer Madra ile konuştuk. Kendisine, “Bizi mahveden bu güzel havaları” sorduk. Hiç üşenmedi yine anlattı ve ekledi; “Farkına varmak başka şey, harekete geçmek başka. Artık kıyamete 100 saniye kaldı!”

Bizi bu güzel havalar mahvetti

Bu güneşli ve sıcak şubat gününde “Beni bu güzel havalar mahvetti” diye başlayan cümleler kuruyoruz ya, o halde buradan başlayalım. Sizce biz havayı nasıl mahvettik?

Bu konuda, ne kadar önem verilir ve farkındalık yaratılırsa o kadar iyi… Çok önemli bir mesele… Sadece farkındalık değil, harekete geçmek gerekli. Bu söyleşiyi yaparken pencereden dışarı bakıyorum ve dışarısı, ağustos ortasında serin bir hava gibi görünüyor. Şu anda İstanbul’da inanılmaz güneşli ve sıcak bir hava var. Küresel ısınma var mı yok mu sorusuna cevap aramak için sadece pencereden bakmak yeterli. Bu, meselenin idrakine varamamamızda da önemli bir rol oynuyor. Çünkü “Ne güzel hava,” diyoruz. İşte bizi bu güzel havalar mahvetti…

“6. Büyük Yok Oluş”un eşiğindeyiz

Gezegenin içinde bulunduğu gelmiş geçmiş en büyük krizle karşı karşıyayız. 65 milyon yıl kadar önce dünyaya, dinozor denen türün ortadan kalkmasına yol açan büyük bir göktaşı çarpıyor. Bu olaya “5. Büyük Yok Oluş”, “Kitlesel Yok Oluş” adı veriliyor. Bilim insanlarına göre şu anda “6. Büyük Yok Oluş”un eşiğindeyiz. Buna da “Antroposen” adı veriliyor. Geçenlerde vefat eden büyük bilim insanı Paul Crutzen’in kendi buluşuydu bu. Ozon tabakası üzerine yaptığı fevkalade büyük çalışmalarla iki bilim insanıyla Nobel Barış Ödülü’nü de aldı. Jeolojik çağa “Holosen” deniliyor aslında ama artık insan belirlediği için “Antroposen” demek lazım. Hatta “Antroposen” değil belki de “Kapitalosen” denilmesi gerektiği öneriliyor. Bütün bunlar aslında tartışılması ve süratle çözümlenmesi gereken; doğrudan doğruya da kitlelerin, bu konuyu siyasetçilere, kendilerini yönetenlere yönlendirip, baskı uygulamak zorunda oldukları bir durum.

İklim ve su sorununun dünü ve bugününü düşününce nasıl bir fotoğraf ortaya çıkıyor?

Bu konuda en önemli bilim insanlarından biri Prof. Harvey Weiss, Yale Üniversitesi Arkeolojik Çalışmalar Danışma Kurulu’nda ve aynı zamanda Yakındoğu dilleri ve uygarlıkları konusunda uzman ve dünyada çok önemli bazı araştırmalara imza atmış bir grubun başında. Kendisiyle 2014 yılının mayıs ayında, Açık Radyo’da etraflı bir söyleşi yapma fırsatım olmuştu. Hem Ortadoğu’da hem de küresel olarak karşı karşıya kaldığımız bu ciddi durumun; yani iklim değişikliği, kuraklık, savaş ve çatışmaların yoğunluğundan söz etmiştik. Şimdi daha da kötü… Harvey Weiss, “Bu ciddi durumun konuşulması bence çok faydalı ve önemli bir fırsat,” diye başlıyor söze. Diyor ki, “Öncelikle Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bölgede yaptığımız arkeolojik kazılar sırasında, 2 bin 500 yıl kadar önce yerleşim aniden bitti. Bunun sadece çalıştığımız yöre ile sınırlı kalmadığını, bütün Ortadoğu bölgesi genelinde olduğunu gördük. Yerleşim aniden biterse yerleşim bölgeleri yok oldu demektir. İnsanların düzeni bir anda yok oluyor. Yerleşim yerinin yok olması durumunun Türkiye’ye, oradan batıya Akdeniz’e, doğuya İndus Vadisi’ne ve Mısır’a kadar uzandığını anladık. Sadece yöresel değil, tüm bölgeleri kapsayan bir olay olduğunu gördük ve bütün çalışmaları onun üzerinden yaptık.” Bu kadar uzun mesafelerde neyin etkili olduğunu araştırmaya başladıklarında ise devasa bir kriz olduğunu anlıyorlar. Tabi o zaman, şimdi bahsettiğimiz küresel iklim değişikliği ve küresel ısınma gibi bir şey yok. İklim sorunu var ama insan kaynaklı değil, doğal bir süreç.

İklim krizi ile büyük bir medeniyet yok oldu

O dönemde iklim şartlarını nasıl araştırıyorlar?

“Paleoklima” ismi verilen araçlar ile… Çünkü alet öncesi dönem denilen kadim dönemlerde, termometre, barometre olmadığı için bu aletler yerine beş tane vekil araç kullanmışlar. Öncelikle deniz ve göllerdeki çökeltilere bakıyorlar. İkinci olarak buzul çökeltilerini, üçüncü sırada sarkıt ve dikitleri, sonrasında “dendrokronoloji” yani ağaç halkalarını inceliyorlar. Çünkü ağaç halkaları her şeyi yansıtıyor. Son olarak da deniz ve göl diplerinden alınan kabuk ve örneklerle iklim şartlarını ölçüyorlar. Örneğin Van Gölü gibi yörelerden örnek alıyorlar. Sarkıt ve dikitlere baktıklarında, mağaralardaki damlayan suların kayıtları ve tabakalaşmış hallerini görüyorlar. Su mağaraya damlıyor, buharlaşıyor, geride bir takım mineraller bırakıyor. Bunlardan alınan temsili örneklerle iklim şartları anlaşılıyor. Buzullar da yağan karın yıllık tabakalaşmasıdır. Onlar sayesinde de 10 bin yıl ve daha fazla süre gerisi anlaşılabiliyor. Buz katmanları arasında binlerce yıl önce yağmış olan kar suyu var. Böylece mikroskobik miktarda su alınıp suyun tarihi incelenebiliyor. Bütün bu incelemeler sonucunda şu görülüyor; Bölgenin ve dünyanın ilk büyük imparatorluğu sayılan Akad İmparatorluğu, 30 – 40 yıl içerisinde bitip gidiyor.

Akadların Laneti

Akad İmparatorluğu’nun sonunu iklim krizi mi getiriyor?

Weiss, bunun kesinlikle iklim nedeniyle olduğunu söylüyor. 30 – 40 yıl, medeniyet tarihi için göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısa bir süre ve bir medeniyet beklenmedik şekilde bütünüyle çöküyor. Weiss ve arkadaşları, “Akadların Laneti” diye bir tablet buluyorlar. Bu konunun en büyük araştırmacılarından Elizabeth Kolbert bir kitap yazdı, Weiss ile de söyleşi yaptı. Akadların Laneti denilen metinde şöyle yazıyor; “Kentler kuruldu kurulalı ilk kez koca arazilerden tahıl alınamadı, sulak arazilerden balık çıkmadı, sulak bahçelerden ne şurup çıktı ne şarap, toplaşan bulutlardan damla yağmadı, nasgurum – o zaman yetiştirilen bir buğdayın adı olsa gerek – büyüyüp yeşeremedi, bir paraya çeyrek şişenin yarısı kadar yağ alabildik. Derken damda yatan damda kaldı, evinde yatanın cenazesi evinde kaldı, açlıktan insanlar göğsünü bağrını parçaladı.” Gerçek bir faciadan bahsediyoruz ve bugünün ABD’si ya da Roma İmparatorluğu gibi her şeye hâkim bir devlet yok oluyor.

Bunu nasıl ortaya çıkarmışlar?

Kazı yapacakları yerleri Akad sarayları ve yerleşimine göre belirlemişler. Güney Irak’tan kuzey Mezopotamya’ya yani bugünkü Nusaybin’in 20 km güneydoğusuna kadar, Akadların izlediği yolu takip etmişler. Bu bölgeye gelerek, yerel sarayı ele geçirmelerini ve bu verimli bölgeyi kontrol altında tutmak üzere Akad idari merkezini kurmalarını izlemişler. Akadların izlediği yol; Nusaybin civarı, Kamışlı, Ninova, Musul oradan Şanlıurfa ve Karababa bölgesine kadar uzandığını ortaya çıkarmışlar. Weiss, “Sonuçta burası buğday üretimi olan,  yüksek miktarda yağmur alan bir bölge ve 4 bin 200 yıl önce birden kuraklığın olması ve bizim de kanıtladığımız gibi buranın, Akadlar ve yerel nüfus tarafından terkedilmesi eş zamanlı olmuş. Kuralık başlar başlamaz burayı terk etmişler.” diyor. Prof. Weiss, Kuzeydoğu Suriye’de Tell Leilan yakınlarında, Akadların son dönemine ait çok önemli bir yerleşimin kazısından bahsediyor. Bu durumun iklim nedeniyle ortaya çıkmasına, arkadaşları da şüpheyle yaklaşmışlar ve arkadaşlarının da ikna olmaları uzun süre almış. Çalışmayı 1993’te “Science” dergisinde yayınlamışlar. Weiss, “20 yıl boyunca toparladığımız kayıtlar artık yeterli ve tartışmaya gerek kalmadı, bu bilimsel gerçek.” diyor.

Küresel ısınmayı engelleyemezsek medeniyet yüz yılın sonunda tehlikeye düşer

Akadları yıkan, habitatları değiştiren, kabile düzenlerini bile yeniden kuran bu olay, binlerce yıllık tarihte bu kuralık dönemi hepi topu 250 – 300 yıl kadar sürmüş. “Mega kuraklık” denilen bu olay, bin yıl sonra bir kere daha olmuş. Hepsinin ciddi sonuçları mevcut, elimizde artık tarihsel kayıtları olduğu için biliyoruz. Orta Doğu’da da gayet iyi gözlemleyebiliyoruz bu olayları. Bana göre, burada bir paradigma kayması var. Bu bilgi yokmuş gibi davranmamıza imkân yok artık. Geçmişte de olmuş, şimdi ise katbekat “6. Büyük Yok Oluş”a giden süreçteyiz. 54 ülkenin ortak çalıştığı, tarihin en büyük bilim ekibi olan Hükümetler arası iklim değişikliği paneli bilim heyetinin 2018 tarihli son raporuna göre; eğer küresel ısınmanın endüstri çağına göre 1,5 derecelik artışın üstüne çıkmasını engelleyemezsek, sonrasını durdurmak çok zor ve medeniyet, yüzyılın sonuna doğru büyük ölçüde tehlikeye düşer.

O zaman, geçmişe kulak asmadığımız için Akad Laneti’ni bu kez kendi ellerimizle hazırlıyoruz, diyebilir miyiz?

Tam olarak bundan bahsediyoruz. Bu bilgi yokmuş gibi davranamayız. Burada önemli bir ayrım daha var. Bilgiye sahip olsak bile harekete geçmezsek hiçbir işe yaramaz. Bunun gereğini yapmayan hükümetlere baskı yapmamız lazım. 2015’teki Paris İklim Zirvesi’nden sonra büyük bir anlaşma imzalanmıştı. Bu toplantıdan sonraki en büyük toplantı olan COP (United Nations Climate Change Conference) önümüzdeki kasım ayında Glasgow’da yapılacak. Britanya Hükûmeti aynı zamanda kömür araştırmalarına izin vereceğini söyledi. Bu, müthiş bir tepki yarattı. Çevre örgütleri, Boris Johnson’a müthiş bir baskı yapmaya başladılar. Şimdi ne olacağı belli değil. Küresel ısınmayı dünyaya ilk defa, hepimizin anlayacağı şekilde izah eden ve dünyanın en büyük iklim bilimcisi sayılan James Henson, Boris Johnson’a bir-iki gün önce açık bir mektup yazdı. Dedi ki; “Karbonu fiyatlandırmazsanız ve bu kömür araştırmalarını açarsanız dünyanın bütün sokaklarında; Glasgow’da, Londra’da, Yeni Delhi ve Amerika’da bütün sokaklarda size lanet okuyacaklar. Tarihe lanetli bir figür olarak ya da dünyayı kurtarma yolunda bir adım atmış olan bir kahraman olarak geçeceksiniz, karar sizin.” O kadar kritik bir dönemdeyiz. Britanya Hükûmeti deli saçması şeyler söylüyor, Cumbria Bölgesi belediyesinin işidir, biz karışmayız, diye… Yeryüzünün bütün insanları ve bütün canlıları etkilenecek, yok olacak, sen belediyenin bir kararından bahsediyorsun…

Bu bir paradigma

İngiltere’yi yönetenlerin bu problemi kavrayabilecek kapasitede olduklarını düşünürsek, sorun nereden kaynaklanıyor?

Bu akıl alır bir şey değil ama işte kapitalizm. Bir paradigma var. Suriye’de iç savaş bütün bölgeyi ve dünyayı mahvetti. Sadece Türkiye’ye, 4.5 milyon göçmen yerleşti. Suriye gibi bir ülkenin nüfusunun yarısı göç etti. Korkunç bir iç savaş oldu ve sonra kuraklık baş gösterdi. Dante’nin cehenneminin iç halkası gibi bir durum var. Gazeteci ve Danışman William Polk, o tarihlerde yazdığı bir yazıda diyor ki; “2006’da başlayan ve 2010’a kadar 4 yıl süren kuraklık, “İklim ve Kuraklık” adlı kurumun verilerine göre en az 800 bin çiftçinin geçim kaynağını kaybetmesine yol açmış. 200 bin çiftçi toprağını terk etmiş. Bazı bölgelerde tarım tamamen bitmiş ve yok olmuş. Bazı yerlerde ürün verimliliği, %75 oranında düşmüş. Azalınca açlık başlıyor tabi, kırsal bölgelerde yapacak iş yok, insanlar büyük şehirlere gitmeye başlıyor. İnsanlar, çiftliklerini bırakıp kasabalara ve büyük şehirlere kaçınca 10 milyon nüfusun 3 milyonu aşırı yoksul duruma düşüyor. Çünkü şehir hayatında ikinci sınıf işler yapmak zorunda kalıyorlar. Daha önceleri durumları iyi olan çiftçiler işportacı ya da çöpçü olarak iş bulurlarsa sevinecek duruma geliyorlar. Bu şartlar altında yaşam mücadelesi veren grupların da düşmanlığı artırıyor. Bu müthiş bir sosyal soruna yol açıyor. Üstelik, daha önce Filistin’den göç etmek zorunda kalan göçmenlerle rekabet etmek zorundalar. Küçük bir kasabada, birkaç bin nüfuslu Dera’da, hükûmetin kendilerine yardım etmekte aciz kalması üzerine bir protesto çıkıyor. Sonrasında kocaman bir iç savaşa dönüşüyor ve hâlâ devam ediyor. Bildiğiniz gibi Suriyede’ki sorun çözülmüş değil. Weiss de, aynı şekilde Rus Devrimi zamanında “İskra” isimli devrimcilerin gazetesinden bahsediyor. Suriye’de de, Cezire’de de ve Dera’nın bulunduğu bölgede insanlar, çok ciddi şekilde açlığa mahkûm oldular. Weiss, bunu Cezire’de bizzat gördüğünü anlatıyor. “Yıllar boyunca hep yemyeşil olan yerleri gördüm, hepsi kahverengiye dönmüştü. İnsanlar hükûmetlerinin kendilerine gıda sağlayamamasına, yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olmamasına öfkelenmeleri beklenebilirdi ve oldu. Hükûmet tepki vermek dursun, bastırma yoluna seçti.” diyor.

Her gün 200 tür canlı ebediyen yok oluyor

Bütün bunlar da, bu işin insan hakları boyutu diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Harvard Üniversitesi Hukuk Bölümü öğrencilerinin, Chomsky ile yaptığı harika bir söyleşi var. Açık Radyo’nun sitesinde de görebilirsiniz. Orada Chomsky üçlü bir sorun olduğunu söylüyor. Bir tanesi, Einstein ve arkadaşlarının kurduğu, dünyadaki bütün tehlikeler arttıkça gece yarısına yaklaşan “Kıyamet Saati”. Bu konuda 2021 raporu bir hafta önce açıklandı. Rapora göre, Kıyamet Saati’ne yani gece yarısına 100 saniye kaldı. Artık dakikalar bile değil, bir buçuk dakikalık bir zaman… Soğuk savaş bittiğinde 5 dakika geri almışlardı. Sonra yine yükseldi. Nükleer tehlike hâlâ devam ediyor. İkincisi iklim ve biyolojik çeşitlilik krizi… Yeryüzünde her gün 200 tür canlı ebediyen yok oluyor. Bunu düşünmek bile imkânsız. Böyle şartların yanında bir de üçüncüsü var. Çok önemli olan demokrasi krizi…

“Farkına var, harekete geç”

Aynı şekilde Greta Thunberg ve arkadaşları da dünya liderlerine yazdıkları açık mektupta, “Demokrasiyi gözetin ve koruyun.” diyorlar. Tıpkı Chomsky’nin dediği gibi. Neden demokrasiyi gözetip, korumak gerekiyor? Çünkü değişiklik yaratmanın yolu da siyasi karar alıcıları zorlamaktan geçiyor. Yanılmıyorsam, şu anda 13 yaşında olan ve 98 haftadır her cuma iklim grevi yapan genç Deniz Çevikus’un sloganında dediği gibi, “Farkına var, harekete geç.” Bunu yapabilmek için de demokrasi lazım. Suriye’de olan buydu. Demokrasi yoksa değiştiremiyorsunuz. O zaman demokrasiyi de gözetmek gerekiyor. Birkaç hafta önce yağmur duası yapıldı. Aklın alacağı iş değil.

Weiss a dönersek, tarihteki iklim değişiklikleri ile şimdiki arasında temel bir fark var.  Şu anda oluşan değişim, insan ve sistem kaynaklı. Ortaya çıkışları nedeniyle bu değişimlerin hepsi, insanların yeryüzündeki faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Üstelik insanların da değil sadece bir avuç şirketin. Guardian Gazetesi’nin özel olarak bir STK’ya yaptırdığı ve geçen yıl yayınlanan araştırmaya göre, dört büyük petrol ve doğalgaz şirketinin, 3 yıl içinde 2 trilyon dolar kârı var. Bunu önleyemezsek felaketi önlememiz imkânsız.

Nasıl önleyeceğiz?

Farkındalık ve eylem arasında büyük fark var. Tarihin gerçeği şudur; halk öncülük ederse liderler takip eder. Bu nedenle harekete geçip eyleme geçmek gerekir. Bu kuraklıklara ve korkunç olaya yol açanın, yıllık sıcaklık artışlarının sebebinin ve sera gazı birikiminin sebebini de biliyoruz. Bu durumu düzeltmek ve durdurmak mümkün olmasa bile kontrol altına almak için net ve hızlı adımlar atmak zorundayız. Bu, vatandaşların ve hükûmetlerin sorumluluğu. Küresel sera gazlarının birikimine neden olan etkenleri fosil yakıtları, her gün otomobillerimizde, fabrikalarımızda, ticari faaliyetlerimizde sonu gelmez ve anlamsız şekilde kullanmaya devam edersek, bunun önünü almamız mümkün değil. Hepsi bizim sorumluluğumuzda. Ya intihar yolunda yürümeye devam ederiz ya da gerekli adımları atarız. Chomsky, “Peki Profesör geleceği nasıl görüyorsunuz, kurtulur muyuz kurtulmaz mıyız?” şeklindeki soruya, şöyle söylemiş: Daha önce de; dev göktaşı çarptı ve dinozorlar gitti, çok az hayat kaldı, oradan evrimleşenlerden de küçük omurgalılar ortaya çıktı. Hepsi 65 milyon yıl içinde evrimleşti ve hepsi dinozordan farklı olarak gelişti.

Bu bir devrim çağrısıdır

Anlattıklarınıza göre pek de gelişmiş olduğumuzu söyleyemiyoruz. Çünkü yok olduğumuzu görmeden bir şey yapmaya niyetimiz yok gibi duruyor. Ne dersiniz? 

Aynen öyle. Esprili diliyle de şunu söylüyor; “Hepimiz, bütün omurgalılar, düşen göktaşının klonlarıydık. Ancak bu klonların, göktaşından önemli bir farkı var; karar verme yeteneği! Dinozorların bir seçeneği yoktu ama önlem almak için…” Acayip bir noktadayız. Gelecek tamamen bu yeni neslin ne yapıp ne yapmayacağı ile alakalı.

Chomsky’e dönersek bir defa daha, insan bütün yeryüzünü göçerttiği gibi, diğer bütün türleri de ortadan kaldıracak bir durumun içinde. Bunu önleme zorunluluğumuz var. Bu nedenle bütün dünya liderlerine bugünden başlayarak iklim ve ekolojik acil durumun ele alınması gerektiği söyleniyor. “Bütün fosil yakıt arama ve çıkarma konusunda yatırımları durdurun,” diyor Greta ve arkadaşları. “Bütün bu iklim ve ekolojik kriz bugünkü sistem içinde çözülemez,” diyorlar. Peki bu bir kanaat mi? Alakası yok. Dünyadaki bilim insanlarının yüzde 97’si bunu söylüyor. Mevcut en iyi bilim neyse ona dayanan bir gerçek. “İklim felaketinden kaçınmak istiyorsak mevcut sözleşmeleri yırtıp atmayı ve vazgeçmeyi hayal edemediğimiz bir ölçekte mümkün kılmalıyız. Bu tür eylemler bugünün sistemi içinde politik, ekonomik ve yasal olarak mümkün değil yani sistemi değiştirmeliyiz.” diyorlar. Bu bir devrim çağrısıdır. Ancak gerekiyorsa yapmalıyız. Yoksa mahkum edeceğiz bütün gelecek nesilleri.http://www.acikradyo.com.tr

Dilek KARAGÖZ
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: