Categories: Köşe Yazısı

Tragedya bu, yaşadığımız

Sahil bulvarında ellerinde tutuşturulmuş meşaleler ile bir kalabalık geçiyor. Sesleri cılız, yineliyorlar heyecanlı bir sesin söylediklerini. Pek anlaşılmıyor bir ağızdan ne dedikleri. Belki de öfkenin kırılan camlar gibi dökülen gür sesini, saçılan camlar gibi saydamlığını kaybeden yüzünü sönümlendirmiş üzüntüleri.

Karanlığı beklemişler, yanan meşaleler önemli bir mesaj taşıyor besbelli. Yitirdikleri savaşlardan çıka geldikleri yolu, yorgun kollarının taşıdığı meşale kulaçları ile kat ederken, omuzlarda dalgalanan bir denizde yol alıyorlar.

Başucumuzda birden parlayan, söndürülemeyen bir yangın gibi yayılan vahşet, kıyım

Tehditlerin dikenli tellerle çevirdiği savaş alanlarında yapılan korkunç kıyımlar. Savaşlara aşerenlerin pişkince boy gösterdikleri iletişim kanallarında; aklımıza, zihnimize sızıp, kararlarımızı, yargılarımızı, algılarımızı değiştirmeyi amaçlayan, umarsızlık ve yılgınlığa sürükleyen müthiş bir saldırganlık.

Medeniyetin neleri yoktan var ettiğini söylerken, ne varları yok ettiğini, yerle bir ettiğini açık eden kahredici sahneler.

Kucakladıkları yaralı çocukları hastaneye yetiştirmeye çalışan birilerini görüyorum

Masum yüzlerinde medeniyet karası, yanıkları oluyor çoğu kez. Bir yanda sarkmış boynu ve bacaklarına bakıyorum, avlanmış yavru ceylana benziyorlar.

Elektriği kesilmiş, içme suyunun verilmediği, gıda maddelerinin tükendiği, bütün alt yapısı yok edilmiş bir ülkede canlı kalmanın; her an başına gelebilecek yeni bir felaketi keşfetme zekası ve teknolojisi olan birilerine, seni yeniden ve yeniden öldürme zevkini vermekten başka bir işe yaramayacağını düşünüyorum. Her sabah ‘gerisi gelecek, bakalım daha neler olacak’ diyen beter ağızlı birilerini dinliyoruz.

Güneşin göründüğüne kanmayın, her şeyin karanlıkta olduğunu biliyoruz. Bu vahşeti, merhametsizliği apaçık gösteren bir aydınlık sökülüp gelirse, gecenin bitimi, günün muştusu, güneşi diye onu sevinçle karşılayacağız.

Sahil bulvarında meşaleli kalabalık falezler boyunca batıdan doğuya yürüyor. Hüzünlerini kırmızı karanfiller gibi bırakıyorlar geçtikleri yerlere.

Siperlerden önce ölüler hazır,

Yaslar, ayrılıklar, türküler

Sevdalardan önce.

Yokluğunda

Kör olduğuna ağlayan gözler sanki yüreklerimiz.

Safa Özkızıltan

 

Safa Özkızıltan

Esin Pireleri

Recent Posts

Bir Teknik Ve Zarafet Yolculuğu

Moda’nın kendine has dokusu, son yıllarda İstanbul gastronomi sahnesinin en nitelikli duraklarından birine ev sahipliği…

2 gün ago

Avrupa’da Batarya Devrimi Başlıyor

Dünya, fosil yakıtlardan arındırılmış bir geleceğe doğru hızla ilerlerken, bu dönüşümün kalbinde sessiz ama devasa…

5 gün ago

90’ların ikonik güzelliği geri döndüğünü ilan etti!

90’ların süper model saç ve makyajının kalıcı bir çekiciliği var. On yıllar sonra bile bu…

5 gün ago

12 Bin Yıllık Hafızanın Gelecek Yolculuğu

Tersane İstanbul’un Haliç’e bakan o sakin ama vakur atmosferinde, geçtiğimiz günlerde insanlık tarihinin en eski…

1 hafta ago

İzmir’de iklim dayanıklılığı güçlendiriliyor

“Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi” ile İzmir’de somut ve ölçülebilir etki yaratmaya devam ediliyor. Zurich…

1 hafta ago

Lipödem ve “Kıtlık Geni” ihtimali!

Su içsem yarıyor” sözü aslında sanıldığı kadar abartı olmayabilir. Lipödem konusunda Türkiye’nin önde gelen isimlerinden…

2 hafta ago