Çocukluğumuzun yazları, mahallenin dondurmacısının neşeli çanıyla renklenirdi. Herkesin harçlığı bir külah dondurmaya yeter, mutluluk birkaç adım ötede bulunurdu. Ama şimdi, yükselen fiyatlar bu basit sevinci lüks bir hayale dönüştürdü. Dondurma, bir serinlikten çok daha fazlasını temsil ediyordu.
PEKİ, BU TATLI ANILAR NEDEN ELİMİZDEN KAYIP GİDİYOR?
Çocukluğumda yaz, dondurmacının sokağımızdan geçtiği o büyülü anlarla başlardı. Mahallenin çocukları, seyyar arabayı görür görmez bir bayram coşkusuyla koşar, ellerindeki birkaç lirayla mutluluğu satın alırdı. Zengin-fakir fark etmez, herkes o dondurma kuyruğunda eşitlenirdi.
Kimse kimseye imrenmez, kimse dışlanmazdı. O anlar, sadece serinleten bir tat değil, bir arada olmanın sıcaklığıydı. Zamanla seyyar arabalar yerini dondurma dükkânlarına bıraktı. Yaz sıcağında soluğu en yakın dondurmacıda alır, canımız ne kadar çekerse o kadar yerdik. Bazen o dükkânların önünde 30-40 dakika kuyruk beklerdik, ama değerdi.
Çünkü dondurma sadece bir yiyecek değil, bir ritüeldi. Yazın, çocukluğun, neşenin sembolüydü.
Bugün ise dondurma, sadece damakta değil, cüzdanda da iz bırakıyor. Bir top dondurmanın fiyatı şehirlerde 50-100 TL’yi, tatil beldelerinde ise 250-400 TL’yi buluyor. İki kişi, üçer top dondurma yese, ödediği rakam bir kilo kıyma, hatta bonfile fiyatıyla yarışıyor.
Kilo ile dondurma almanın bedeli, et fiyatlarını bile geride bırakıyor. Marketlerdeki paketli dondurmalar bile dar gelirliler için artık erişilemez hale geldi. Dondurmacının önünden geçmek bile artık cesaret istiyor.
Çünkü çocuklarınızın gözlerindeki o masum isteği görmek, ama cüzdanınızın buna yetmediğini bilmek yürek burkuyor. Hele tatil beldelerinde çalışan, asgari ücretle geçinen bir aile için durum daha da vahim. Sahilde bir akşam gezintisi hayali, dondurma fiyatlarıyla kâbusa dönüşüyor.
Dört kişilik bir ailenin ikişer top dondurma yemesi, neredeyse 1.000 TL’yi bulabiliyor. Bu fiyatlar sabit gelirli bir çalışan için sadece imkânsız değil, aynı zamanda adaletsiz bir yük.
Ne yazık ki, bu fiyat çılgınlığı bazı fırsatçıların ekmeğine yağ sürüyor. Piyasada “dondurma” adı altında satılan, aslında dondurulmuş kimyasal karışımlardan ibaret ürünler türedi. Dar gelirli mahallelerde “ucuz dondurma” diye satılıyor, tatil beldelerinde ise “bütçe dostu” bir alternatifmiş gibi pazarlanıyor.
Gerçek dondurma, süt ve hakiki saleple yapılırken, bu sahte ürünler düşük maliyetle fahiş kârlar getiriyor. Kaybeden ise sağlığı hiçe sayılan vatandaş ile dürüst esnaf oluyor. Bu nedenle namuslu dondurmacılar, kaliteli malzeme kullanıp uygun fiyat sunmaya çalıştığında artık şüpheyle karşılanıyor.
“Bu neden ucuz?” sorusu, iyi niyetin cezası oluyor. Kaliteli ürünlerini anlatmak, tüketiciyi ikna etmek, adeta bir mücadele. Ama en büyük mücadele, geçim derdiyle boğuşan dar gelirlilerin. Onlar için dondurma, bir serinlik değil, artık ulaşılmaz bir lüks.
Çünkü her külah, cüzdanla vicdan arasında bir sınav artık. Bu yaz, dondurmacıların önünden geçerken bir an durup düşünelim. Acaba o eski, basit mutlulukları geri getirebilir miyiz? Yoksa dondurmanın serinliği, sadece anılarımızda mı kalacak?
UNUTMAMAMIZ GEREKEN GERÇEK
Tükettiğimiz her gıda, gelecek nesillerin mirasından çaldığımız veya onlara armağan ettiğimiz bir sorumluluktur.
Dünya, fosil yakıtlardan arındırılmış bir geleceğe doğru hızla ilerlerken, bu dönüşümün kalbinde sessiz ama devasa…
90’ların süper model saç ve makyajının kalıcı bir çekiciliği var. On yıllar sonra bile bu…
Tersane İstanbul’un Haliç’e bakan o sakin ama vakur atmosferinde, geçtiğimiz günlerde insanlık tarihinin en eski…
“Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi” ile İzmir’de somut ve ölçülebilir etki yaratmaya devam ediliyor. Zurich…
Su içsem yarıyor” sözü aslında sanıldığı kadar abartı olmayabilir. Lipödem konusunda Türkiye’nin önde gelen isimlerinden…
Kalissa Beauty & Wellness’tan zayıflama sürecine bütüncül yaklaşım Sağlıklı ve kalıcı kilo kontrolü, yalnızca kilo…