Ben Dinlerim, Bana Anlat

Sonra diyorum: “İyi ki siz varsınız.” Yani beni okuyanlar. Baksanıza, Uzun beni araştırmış, yapay zekâya sormuş benim hakkımda söylenenleri. Felsefi ve psikolojik yazılarımdan söz etmiş yapay zekâ. Yazılarım, okuyucuyu hem düşünsel hem duygusal bir yolculuğa davet ediyormuş.

Yavaş yavaş, bir kedi yazarı olarak tanınmak gurur verici. Neredeyse kedi olarak terapilere başlayacağım. Terapinin özü anlatmak ve dinlemek değil mi? Kelimelerden köprü kurmak değil mi? Belki de söylenmeyenleri duymak, bakışları yakalamak, ses tonuna, duraksamalara kulak vermek… Her şeyden önce dinlenmek.

Eminim çoğunuz evdeki kedinizin ya da köpeğinizin gözlerinin içine bakıp anlatıyorsunuz. Biliyorsunuz ki sizi yargılamayacak, iki gün sonra “bak şöyle demiştin” diye hatırlatmayacak, hatta arada bir lafınıza karışıp “benim de şöyle” demeyecek.

Öylece durup sizi dinleyecek. Siz anlattıkça, o gözlerinin derinliklerinde sizi yakalayacak. Arada bir dolanıp gelip mırıldanacak. Uzun süre durmak doğasına aykırı. Soracağınız sorunun yanıtı elbette onda yok. Ama siz anlattıkça, o yanıtı yine siz bulacaksınız.

Kim bilir, kedi milletinin o özgüveninden, kafasının dikliğinden biraz da ilham alacaksınız. Kediye anlatmakla arkadaşa anlatmak arasındaki farkı bilmem anlatabildim mi?

Aslında bunu en güzel Wendy Jones isimli bir psikolog dile getirmiş. Bir makalesinde, kedilerin terapötik bağ kurma kapasitesinden söz etmiş. Kedilerin insanlarla kurduğu bağın empati ve iyileşme süreçlerinde önemli olduğunu vurgulamış.

Psikolojide, bizim o sakinliğimiz, sessizliğimiz size “şimdi ve burada” olmayı yaşatmıyor mu? Sizin derdinizi anlayıp sessizce yanınızda durmam, size sokulmam iyi gelmiyor mu?

Ve anlatmak…

O içindeki karmaşayı dışa aktarmak, anlatmaya niyetli olmak, anlatacak gücü bulmak. Anlattıkça taşları yerli yerine koyarsınız, hafiflersiniz. Bana anlat, bizim evde git Puta’ya anlat. Ama Uzun gibi, hiç anlatmadan, Puta’yla sadece oynamakla yetinme. Eflatun’a olan özlemini sanal dünyada takip ederek giderme. Sözcükleri içinde yumak yapma, Uzun. Sen de anlat.

Her şey anlatmakla başlar. Anlattıkça, konuştukça aradığın her ne ise sana yaklaşır. Şimdi biliyorum, kıs kıs gülecek, “ya bırak Allah aşkına, ne anlatayım” diyeceksin. Ama itiraf et Uzun, beni nasıl özlediğini anlat. Git, Puta’ya anlat. Belki oradan başlar aramızda yeniden derin bir bağ kurulur.

Anlatıyor musun, Uzun?

Eflatun

 

 

Eflatun

Eflatun'dan Hayat Felsefesi

Recent Posts

‘Muhteşem Yedili’ nereye koşuyor?

Kapitalizmin yapısal bunalımdan çıkışında, yapay zekânın öncülüğünde yaşanan dönüşüm biraz kafa karıştırıcı... Devasa yatırımlar, yine…

1 gün ago

Tatların Ve Dokuların Şiirsel Diyaloğu

Yemek insanoğlunun hafıza, kültür ve estetikle kurduğu en doğrudan temastır. Bir tabağın karşısına geçtiğimizde yalnızca…

6 gün ago

İlişkilerde İspat Paradoksu

İspat paradoksu. Kendini var edebilmek için, kendine zarar vermek. Bir ilişkide görülmek istemek son derece…

6 gün ago

Risklerden risk beğenin!

Gerek küresel ekonomiyi gerekse Türkiye ekonomisini tarif ederken, 'öngörülemez', 'belirsiz' gibi sıfatlar kullanıyoruz ya, aslında…

1 hafta ago

Cilt Dönüşümünden Doğan Marka

Bu Kore güzellik markası, kurucusunun inanılmaz cilt dönüşümünden doğdu Sosyal medyada viral olan her şeye,…

1 hafta ago

Merhamet Kubbelerin Altında Kalmasın

Gündelik hayatın telaşı içinde önünden geçip gittiğimiz camiler, sadece insanların ibadet ettiği mekanlar değildir. Bu…

2 hafta ago