Herhangi Bir Yağmur Betiği

Çakılların üzerine yağmur damlaları düştükçe, bu ufalanmış, sere serpe, ne yana düşse öylece kalmış taşların her yüzeyinden, duruşundan farklı bir tını yükseliyor; yağmurun dinmeyen, alçalıp yükselen musikisine üflemeli çalgılarıyla rüzgar eşlik ediyor.

Öte yanda taşların arasından süzülüp, musikiye ayak uydurarak sarsıla, sıçraya yol alan sular, kimi yerde toprağın susuzluğunu gidermek için iki dudak arasından kayar gibi yitiyor, kimi yerde tertemiz bir saçın kırk belik örgüsüyle sarıla dolaşa akıyordu.

Az sonra ağzından çıkaracağı tümceyi seke seke heceleyen sular; sokağa salınmış çocuk şenliğinden, başına buyruk gençliğini geçiyor, adımlarını çözüp bağlayan yaşlı günlerin ağırlığıyla kumların zamanına varıyordu.

Alkış sesleri yükseliyor, dalgaların kendini çakılların üzerine serip topladığı yerde. Yağmurlu bir günde gökyüzünde başlayan senfoni, çakılların ve dalgaların harmonisi ile kırık mavinin, gri ve beyazın görünmez kıldığı farklılıklardan düşsel bir evrene yol alıyor.

Sesler düşlerin içine salındıkları yolculukta erişilmez hazlar vermek için geceyi bekliyor. Geceyi sadece seslerden ibaret bir evrende, yükselebildiği yerden korkmamak için bekliyor.

Yağmur damlacıkları cama çarpa çarpa sanki geldiklerini haber veriyor, bekletmeyip, sözlerinde durduklarını anlatmak istiyorlardı.

Hızlı, kararlı ve çeviktiler

İnsanların çoğu benim gibi camların önünde toplanmış, sokaktaki bu olağanüstü gösteriye değişik ve sıra dışı anlamlar veriyor, sarsılarak eğilip doğrulan palmiye dallarının direnişini hayranlıkla seyrediyorlardı. Sokaklardan mazot, yağ, toz ve yorgun insan izleri yavaşça siliniyordu.

Konuşmaya başlayacakların lafını ağzına tıkmaya pek hevesli dik kafalı rüzgar, önüne geleni vurmalı kırmalı korosuna ekliyordu.

Rüzgar ve yağmurun kapılarını sıkıca kapattırıp boşalttığı sokak boylarından, oraya buraya koşturan, karşılaştıklarının ellerine heyecanla bir şeyler tutuşturup, bir şeyler anlatmaya çalışan birilerinin silüetleri dolaşıp geçiverdi.

Kısacık bir andı. Benim gördüklerimi kendi pencerelerinin arkasında dikilenlerin de gördüğüne eminim. Çünkü çoğu, benim gibi az önce gördüklerimin kaybolduğu yere doğru bakıyordu.

Bir kadın yavaşça sokaktan geçti. Dalgalı bir denizde yelkenlerini kanat yapıp yükselmiş bir gemi, bir masaldan yola çıkıp,  geleceği yere varmak üzere olan biri gibiydi.

Evlerine kapanan insanlar bir daha asla açamayacakları kapıların ardında, nefesleri ile buğulanmış camların ardında sokağa bakakaldılar.

Safa Özkızıltan

 

 

Safa Özkızıltan

Esin Pireleri

Recent Posts

Merhamet Kubbelerin Altında Kalmasın

Gündelik hayatın telaşı içinde önünden geçip gittiğimiz camiler, sadece insanların ibadet ettiği mekanlar değildir. Bu…

3 gün ago

Gelenekten Geleceğe Tabaktaki Hafıza

Coğrafya, sadece üzerinde yaşadığımız sınırlar ya da harita çizgileri değildir. Aynı zamanda kuşaklar boyu biriken…

4 gün ago

SpaceX için milyarlarca dolarlık imtihan

   Bu hafta, özellikle teknoloji şirketlerinin yöneticileri ve teknoloji hisselerinin yatırımcıları açısından oldukça tedirgin edici…

1 hafta ago

Emek ve kurumsal hafıza üzerine…

Bir an için hayal edin… Öyle bir şirkette çalışıyorsunuz ki, akşam olduğunda eve gitmek istemiyorsunuz.…

1 hafta ago

Başkentin Sessiz Hafızası

Ankara, dışarıdan bakıldığında gri binaların, bürokratik koridorların ve mesafeli yüzlerin şehri gibi görünür. Oysa bu…

2 hafta ago

İlişkilerde “Benden Beklenen Bu” Yaklaşımı

“Zaten erkekler aldatır”, “Erkeklerin yapısı böyle”, “Erkek tek eşli değil”. Zihnimize kazınan bu cümleler sadece…

2 hafta ago