17 Ağustos 1999… Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden birinin üzerinden 27 yıl geçti. On binlerce insanın hayatını kaybettiği Marmara Depremi, yalnızca büyük bir yıkım değil, deprem gerçeğiyle yüzleşmenin de dönüm noktası oldu.
Peki 27 yılda ne değişti, hangi önlemler alındı ve Marmara bugün olası büyük depreme ne kadar hazır? Çok uzağa gitmemize gerek yok. Bu haberde son beş yılda yapılan açıklamaları ve tabii ki süreçteki gelişmeleri sizlere sunuyoruz.
2021’den 2026’ya uzanan beş yılda deprem uzmanları Marmara için defalarca uyardı. Kimi 7’nin üzerinde bir deprem senaryosuna dikkat çekti, kimi Marmara’daki fayların sanıldığından daha karmaşık olduğunu söyledi, kimi ise zaman vermenin bilimsel açıdan doğru olmadığını savundu.
23 Nisan 2025’teki 6,2 büyüklüğündeki deprem ise bütün bu tartışmaları yeniden alevlendirdi. Peki uzmanlar son beş yılda tam olarak ne söyledi? Hangi görüşler örtüşüyor, nerelerde ayrışıyorlar?
Marmara Denizi’nin altında uzanan Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolu, İstanbul’un geleceğine ilişkin en önemli deprem tartışmalarının merkezinde bulunuyor.
Son beş yılda kamuoyuna yansıyan açıklamalara bakıldığında, uzmanların önemli bir bölümünün ortaklaştığı nokta, Marmara’nın ciddi bir deprem tehlikesi taşıdığı. Ayrışma ise daha çok hangi fayın, kaç segmentin, hangi büyüklükte ve ne zaman kırılabileceği konusunda ortaya çıkıyor.
Son beş yıllık dönemin başında Prof. Dr. Okan Tüysüz, Marmara’daki deprem tehlikesine dikkat çeken isimlerden biri oldu.
Aralık 2021’de yaptığı değerlendirmede Tüysüz, Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara Denizi’ndeki kesiminin yanı sıra Bingöl-Yedisu bölgesindeki fayların da deprem tekrarlama aralıklarının dolduğunu söyledi. Marmara’da beklenen büyük depremin “zamanının geldiği” yönündeki değerlendirmesi dikkat çekti.
Ancak burada önemli bir bilimsel ayrım vardı: “Zamanı geldi” ifadesi, depremin belirli bir gün veya yıl içinde olacağı anlamına gelmiyordu. Tüysüz de sonraki açıklamalarında deprem için kesin tarih vermenin mümkün olmadığını vurguladı.
2022’de Marmara depremi tartışmasına Prof. Dr. Cenk Yaltırak’ın çalışmaları farklı bir boyut getirdi.
Yaltırak ve ekibinin Marmara’nın üç boyutlu fay geometrisine ilişkin çalışmaları, bölgede yalnızca tek bir fayın dikkate alınmasının yeterli olmadığı görüşünü öne çıkardı.
Yaltırak, Marmara’da 7’nin üzerinde deprem üretme potansiyeli bulunan birden fazla fay bulunduğunu savundu. 2022’de İstanbul’un deprem senaryolarına yönelik eleştirisinde “Marmara’da kırılma bekleyen dört fay” bulunduğunu söyledi.
Bu yaklaşım, Marmara’daki deprem tartışmasının yalnızca “deprem ne zaman olacak?” sorusundan ibaret olmadığını gösteriyordu.
Asıl soru, Marmara’nın hangi fay sistemlerinin birlikte veya ayrı ayrı kırılabileceğiydi.
25 Kasım 2022’de Düzce’deki 5,9 büyüklüğündeki deprem İstanbul’da da kuvvetli biçimde hissedildi. Bu deprem sonrasında Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara’daki çalışmaların yeterince dikkate alınmadığını savunarak İstanbul’un büyük bir deprem karşısındaki kırılganlığı konusunda çok sert ifadeler kullandı.
Şengör’ün yaklaşımında dikkat çeken nokta, deprem tehlikesinden çok İstanbul’un hazırlıksızlığına yaptığı vurgu oldu.
2023, Marmara depremi tartışmasının en yoğun yaşandığı yıllardan biri oldu.
Prof. Dr. Naci Görür, özellikle Kumburgaz ve Adalar fayları üzerinde durdu. Mart 2023’te yaptığı açıklamada Adalar fayının tek başına kırılması halinde 6’lar mertebesinde, Kumburgaz fayının kırılması halinde en az 7,2 büyüklüğünde bir deprem oluşabileceğini; iki fayın birlikte kırılması halinde büyüklüğün 7,5–7,6 seviyesine çıkabileceğini söyledi.
Aynı yılın yazında da Görür, Marmara’da minimum 7,2, maksimum 7,6 büyüklüğünde bir deprem beklediğini yineledi.
Eylül 2023’te ise “Kumburgaz ya da Adalar fayının kırılmasını beklediklerini” belirterek 7,2–7,6 aralığındaki senaryoyu bir kez daha dile getirdi.
Kasım ayında Marmara’nın güneyinde meydana gelen deprem sonrasında da Görür, bu depremin beklenen Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolunda gerçekleşmediğini belirterek İstanbul için 7,2–7,6 aralığındaki beklentisini korudu.
2024’te Prof. Dr. Okan Tüysüz, Marmara’ya ilişkin değerlendirmesinde önemli bir ayrımı yeniden vurguladı: Deprem tehlikesinin yüksek olması ile depremin zamanını bilmek aynı şey değildi.
Tüysüz, Marmara için deprem tekrarlama aralığının dolduğunu ve büyük deprem olasılığının yüksek olduğunu belirtti; ancak zamanlamanın belirlenemeyeceğinin altını çizdi.
Aynı yıl yaptığı senaryo çalışmalarında ise olası Marmara depreminin İstanbul üzerindeki etkilerini farklı kırılma senaryolarıyla değerlendirdi. Buradaki temel mesajı, senaryoların “yarın deprem olacak” anlamına gelmediği, hazırlığın olasılıklar üzerinden yapılması gerektiğiydi.
Saat 12.49’da Marmara Denizi’nde, Silivri açıklarında Mw 6,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. AFAD’ın raporuna göre deprem 6,92 kilometre derinlikte gerçekleşti ve ilk 24 saat içinde büyüklükleri 1,6 ile 5,9 arasında değişen 272 artçı kaydedildi.
Deprem can kaybına ve yıkıma yol açmadı; ancak İstanbul’da büyük bir panik yarattı ve yıllardır sürdürülen Marmara depremi tartışmasını yeniden Türkiye’nin gündemine taşıdı.
Bu kez uzmanların açıklamaları arasındaki farklılıklar daha görünür hale geldi.
Prof. Dr. Naci Görür, 6,2’lik depremin ardından Kumburgaz fay zonuna dikkat çekerek bu depremin beklenen büyük Marmara depremi olmadığını söyledi. Görür’e göre asıl deprem 7’nin üzerinde olacaktı.
İki gün sonra yaptığı değerlendirmede ise 23 Nisan depremlerinin İstanbul’da beklenen büyük depremi daha öne çektiğini söyledi. Ancak Görür, tartışmanın “deprem ne zaman olacak?” sorusuna sıkışmaması gerektiğini, asıl meselenin İstanbul’u deprem dirençli hale getirmek olduğunu vurguladı.
Celal Şengör ise 6,2’lik deprem sonrasında daha temkinli bir ifade kullandı.
Şengör, böyle bir depremin ardından artçıların normal olduğunu, ancak bunun daha büyük bir depremin öncüsü olup olmadığının hemen söylenemeyeceğini belirtti. Daha büyük bir depremin 10 dakika sonra da, 10 yıl sonra da meydana gelebileceğini ifade etti.
Bu açıklama aslında deprem biliminin en önemli sınırlarından birini de ortaya koydu:
Depremin meydana geleceği fay sistemi hakkında bilimsel öngörü yapılabilir; ancak büyük bir depremin gününü ve saatini önceden söylemek mümkün değildir.
23 Nisan depremi sonrasında Prof. Dr. Cenk Yaltırak da farklı bir noktaya dikkat çekti.
Yaltırak, depremden hemen önce kendisine 3,9 büyüklüğündeki bir deprem hakkında yorum sorulduğunda, yeterli bilgi olmadan açıklama yapmadığını anlattı. On dakika sonra 6,2 büyüklüğündeki deprem meydana gelmişti.
Yaltırak’ın buradan çıkardığı sonuç şuydu: Bilim insanının her deprem sonrasında mutlaka daha büyük bir deprem olacakmış gibi konuşması bilimsel yöntem değildir.
Son beş yıldaki açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde tablo daha net görünüyor.
Uzmanlar arasında;
Fayın geometrisi, kaç segmentin kırılabileceği, kırılmanın nasıl gerçekleşeceği ve olası depremin büyüklüğü konusunda görüş farklılıkları bulunuyor.
Ancak Marmara’nın ciddi bir deprem tehlikesi taşıdığı konusunda çok daha geniş bir ortak zemin var.
2021’de yayımlanan bilimsel bir çalışmada Marmara Denizi’ndeki merkezi fay segmentinde önemli bir “kayma açığı” bulunduğu hesaplandı. Çalışma, gelecekteki deprem için Mw 7,4–7,5 büyüklüğünde bir senaryoya işaret etti.
2026’da yayımlanan daha yeni bir paleosismoloji çalışması ise Marmara’nın kuzey kolundaki tarihsel deprem kayıtlarını binlerce yıllık sediment verileriyle inceledi.
Çalışmada farklı fay segmentlerinde deprem tekrarlanma aralıklarının yaklaşık 220–300 yıl arasında değiştiği, ancak ardışık depremler arasındaki sürelerin segmentlere göre çok daha geniş bir aralıkta değişebildiği ortaya kondu. Araştırma ayrıca geçmişte birden fazla segmenti kapsayan kırılmaların meydana geldiğine işaret ediyor.
Bu veriler, “Marmara’da kesin olarak şu tarihte deprem olacak” şeklindeki iddiaları desteklemiyor.
Fakat Marmara’nın uzun dönemli deprem tehlikesinin gerçek olduğunu ortaya koyan bilimsel veri setinin giderek genişlediğini gösteriyor.
Son beş yıldaki açıklamaların belki de en dikkat çekici ortak noktası burada.
Uzmanların bir bölümü fayın nerede kırılacağını, bir bölümü kaç büyüklüğünde deprem üreteceğini, bir bölümü ise Marmara’daki fay sistemlerinin birbirleriyle ilişkisini tartışıyor.
Ama 23 Nisan 2025’teki 6,2 büyüklüğündeki depremden sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bilim Kurulu da açık biçimde “İstanbul için deprem riski ortadan kalkmadı” uyarısında bulundu. Kurul, panik yerine yetkili kurumlardan gelen bilimsel uyarıların dikkate alınmasını istedi.
Dolayısıyla son beş yılın bilançosu, “uzmanlar depremi bildi mi?” sorusundan çok daha önemli bir başka soruyu ortaya koyuyor: Marmara’da büyük bir deprem olup olmayacağını tartışmaya devam ederken, İstanbul’u o deprem olduğunda ne kadar hazırlıklı hale getirebildik?
Çünkü bilim insanlarının üzerinde uzlaştığı en önemli nokta, depremin zamanını kesin olarak bilmenin mümkün olmadığı; buna karşılık deprem olmadan önce risk azaltmanın mümkün olduğu.
Ve Marmara’nın altında biriken gerilimden daha uzun süredir devam eden başka bir gerçek var: İstanbul’un hazırlık için kullandığı zaman.
1. İlk olarak yapılaşma ve imar işlemleri durduruldu — Ağustos-Ekim 1999
17 Ağustos depreminin hemen ardından depremden etkilenen İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Bolu, Bursa ve Eskişehir’de imar planlarının hazırlanması/onaylanması ve yeni yapı ruhsatlarına ilişkin işlemler geçici olarak durduruldu. Ekim 1999’da yayımlanan Genelge 10 ile de deprem sonrasında planlama ve yapılaşmaya ilişkin yeni esaslar getirildi.
2. Zorunlu Deprem Sigortası getirildi — 2000
1999 depreminin ardından en önemli kurumsal adımlardan biri Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) kurulması oldu. 2000 yılında Zorunlu Deprem Sigortası uygulaması başlatıldı. Amaç yalnızca deprem sonrasında vatandaşın zararını karşılamak değil, aynı zamanda büyük bir afetin ekonomik yükünü devlet bütçesinden kısmen ayıracak bir finansman mekanizması oluşturmaktı.
3. Ulusal Deprem Konseyi kuruldu — 2000
21 Mart 2000’de Ulusal Deprem Konseyi oluşturuldu. Konseyin görevi deprem araştırmalarında öncelikleri belirlemek, kamu kurumlarına bilimsel öneriler sunmak ve deprem mevzuatının geliştirilmesine katkıda bulunmaktı. Ancak konsey 2007’de kaldırıldı.
Bu, haber açısından özellikle önemli bir ayrıntı: 1999’dan sonra kurulan bazı bilimsel ve kurumsal yapıların daha sonra devam ettirilmemesi, alınan önlemlerin sürdürülebilirliği konusunda ayrı bir tartışma yaratıyor.
4. Yapı Denetim Sistemi getirildi — 2001
1999’un en önemli sonuçlarından biri, yapı üretim sürecinin denetlenmesine yönelik yeni sistem oldu. 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun 2001’de yürürlüğe girdi ve başlangıçta pilot illerde uygulanmaya başladı.
Bunun yanında zemin etütleri de yapılaşmanın zorunlu parçalarından biri haline getirildi. İmar planlarının jeolojik ve jeoteknik verilere dayanması yönünde düzenlemeler yapıldı.
5. İstanbul için JICA Deprem Master Planı hazırlandı — 2001-2002
Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen çalışma, 2002 sonunda tamamlandı.
Bu çalışma çok önemliydi çünkü yalnızca faylara değil, mahalle ölçeğinde bina ve altyapıların deprem karşısındaki kırılganlığına bakıldı. Dört farklı deprem senaryosu üzerinden İstanbul’da olası hasarların tahmini yapıldı ve kısa, orta ve uzun vadeli önlemler önerildi.
Yani 1999’dan yalnızca üç yıl sonra İstanbul’un deprem riski için oldukça kapsamlı bir yol haritası hazırlanmıştı.
6. İstanbul Deprem Master Planı — 2003
JICA çalışmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2003’te İstanbul Deprem Master Planı hazırlandı.
Bu planla birlikte konu yalnızca “deprem sonrası ne yapacağız?” sorusundan çıkarılarak risk azaltma, yapı stoğunun incelenmesi, altyapının güçlendirilmesi, ulaşım, sağlık tesisleri, toplanma alanları ve acil müdahale gibi başlıkları kapsayan bütüncül bir şehir planlama meselesi haline getirildi.
İBB’nin kendi arşivleri de 1999 sonrasında çok sayıda ulusal ve uluslararası çalışmanın bu dönemde geliştirildiğini belirtiyor.
7. AFAD’ın kurulması — 2009
1999 depremi Türkiye’deki afet yönetiminin kurumsal yapısını da değiştirdi.
2009’da çıkarılan 5902 sayılı Kanun ile Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü kapatılarak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) oluşturuldu.
Böylece afet ve acil durum yönetimindeki yetki ve sorumlulukların tek çatı altında toplanması amaçlandı. AFAD’ın kendi tarihçesinde de 17 Ağustos 1999’un Türkiye’nin afet yönetimi açısından bir dönüm noktası olduğu açıkça belirtiliyor.
8. İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi — İSMEP
İstanbul açısından 1999 sonrası en büyük uygulamalardan biri İSMEP oldu.
İstanbul Proje Koordinasyon Birimi 2006’da kuruldu ve Dünya Bankası finansmanıyla yürütülen proje kapsamında özellikle kamu binalarının deprem güvenliği, okullar, hastaneler, acil müdahale kapasitesi ve kritik altyapının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapıldı.
Burada somut bir veri de var:
İstanbul Valiliği’nin 2023 açıklamasına göre, İSMEP kapsamında 1999 öncesinde yapılmış 1.418 okul incelendi. Bunların 1.351’i riskli bulundu; 769’u güçlendirildi, 367’si yıkılarak yeniden yapıldı, 87’si ise diğer kurumlar tarafından güçlendirildi veya yeniden inşa edildi. Açıklamada geriye kalan 128 riskli okul için de yıkım veya güçlendirme kararı verildiği belirtildi.
9. Türkiye Deprem Yönetmeliği yenilendi — 2007
1999’un ardından deprem yönetmeliği yeniden ele alındı ve 2007 Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik yürürlüğe girdi.
Daha sonra bu yönetmelik de yenilendi ve Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 1 Ocak 2019’da yürürlüğe girdi. AFAD’a göre yeni yönetmelik zemin özellikleri, deprem tehlikesi ve yapıların tasarımı açısından önceki sisteme göre kapsamlı biçimde güncellendi.
10. Kentsel dönüşüm yasası — 2012
2011 Van depreminden sonra tartışma yeniden hızlandı ve 2012’de 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun çıkarıldı.
Böylece riskli yapıların ve riskli alanların dönüştürülmesi için merkezi bir hukuki mekanizma oluşturuldu.
Ancak burada çok önemli bir ayrım var: Kentsel dönüşümün başlaması ile İstanbul’un deprem riskinin ortadan kalkması aynı şey değil.
Dönüşümün hızı, finansmanı, mülkiyet sorunları, ada/parsel bazlı dönüşüm ile bütüncül mahalle dönüşümü arasındaki fark ve sosyal boyut, sonraki yılların en önemli tartışmaları oldu.
11. 2019 Silivri depreminden sonra yeni değerlendirmeler
26 Eylül 2019’da Silivri açıklarında meydana gelen deprem, İstanbul’un deprem hazırlığını yeniden gündeme getirdi.
İBB’nin arşivlerinde, bu depremden sonra binlerce ihbar geldiği ve mevcut hazırlık çalışmalarının yeniden değerlendirilmesiyle İstanbul Deprem Seferberlik Planı’nın gündeme alındığı görülüyor.
12. 2020 sonrası: Risk azaltma planları ve yapı stoğu taramaları
Son dönemde çalışmalar daha çok riskli yapıların tespiti, kentsel dönüşüm, il afet risk azaltma planları, toplanma alanları, acil müdahale ve yapı stoğunun taranması üzerinde yoğunlaştı.
2024’te İstanbul AFAD’ın düzenlediği çalışmalarda ilçelerin yapı stokları, riskli bina sayıları, 6306 sayılı yasa kapsamında gerçekleştirilen dönüşümler ve 2019 Silivri depreminde hasar gören binalar yeniden değerlendirildi.
“Yüz yaşına ulaşmanın sırrı tek bir bakteri değil, güçlü bir mikrobiyotadır” 2004 yılında Belçika’da bir…
'Big Short'un yeni senaryosu yapay zekâ balonu üzerine! 'Açığa satış' (short), yatırımcının elinde olmayan bir…
Çöl... Sağıma-soluma benden eksilenleri; birkaç çağın uykusunu, kimi vaktin gafletinde yitirilenleri, gecikmeleri, ertelemeleri eklemeye çalışıyor,…
Ege’de yaz mevsimi, çoğunlukla yüksek sesli müzikler ve gösterişli sunumlarla tanımlanır. Ancak Bodrum’un Tilkicik Koyu’na…
İster sikke ya da külçe olarak yastık altında saklasın, ister banka hesabında ya da borsa…
Mutfak, insanoğlunun sadece fiziki gereksinimlerini karşılamak için sığındığı bir mekân değildir. Mutfak; toprağın, emeğin, kültürün…