Sabah bulduğu gibi bırakamamak

Dağa çıkmak, yolunu dağlara çevirme itkisi, her insanın aklına gelmiş, gelmediyse gelecek; arayış, arınma, yüceliş, bağışlanma, uzaklaşma, saklanma gereksinimi ile yöneldiği bir yolculuk tasarımı olsa gerek.

Yollar bacaklara sürünen kediler gibi etrafını dolaşır dağların, yaslanır, kıvrılır, gerinir ama ayrı durur. Yollar sırtındaki yükler ile insanlar içindir. Bu yükü bir nefes almaya bırakmaya görsün, yol ve yolculuk yanılsaması olanca yükü ile içimize oturur.

Yaşamlarımızın yerçekiminden daha çok, birimizden diğerine yönelmiş çekim ve itim kanunlarına tabi olduğunu hissediyorum. İlişkilerimizin bir kimya formülünde son şeklini almış gibi; bileşenlerinin ağırlığı, her birinin diğerine uzaklık ve pozisyonuyla ne olsa değişmeyecek duruma geldiğini fark ediyorum.

Bu doymuş dengeyi ısrarla değiştirmek isteyenler çökmeye başlıyor, reaksiyona girecek karşılığı bulamıyor. Madde tüm halleri ile doğa kanunlarına uymak zorunda kalırken, insan; suç, üstencilik, karşı koyuş, arayış ve doyumsuzluğun kerrat cetveli olarak varlığını sürdürüyor.

Hiçbir şeyi sabah bulduğu gibi bırakmak istemiyor.

Çocukluğumdan bu yana gözüme kestirdiğim dağlara çıkmaya heves ederim. Tepesinden aşıp öte tarafa geçmeyi hiç düşünmedim. Karşı konulamayan çıkma isteğinin bir çırpıda anlamlandırılabilecek bir karşılığı da yok.

Zor işlere çözüm bulma, bireysel olarak başarma, kendi gücünü ölçme ile ilgili olabilir belki. Çağları geride bıraktıkça alegorileri ancak belli bir akıl kıvamında yerli yerinde kullanabileceğimi anladım.

Dağlara çıkma hevesim azalmadı. Çabalarımla başkalarına kanıtlayacağım bir şey de kalmadı. İçinde yer aldığım formüller devam ediyor. Zaten bunlar olmasaydı, kurduğum bağların gözettiği öncelikler ve kuralları öğrenemezdim.

Formüllerin geçerli olduğu yaşam alanlarımı geride bırakma isteği duyuyor, dağın çağrısına uyarak, eteğinden beline oradan omuzlarına kadar çıkmak istiyorum.

Beni tutan, bağlayan tüm çekimlerden tırmanarak, yükselerek, dolana dolana kurtulmak istiyorum. Yükseldikçe azalan canlı türlerinin, kaybolmaya yüz tutan elverişli yaşam koşullarının içinde kendime gerçek bir var olma nedeni bulabileceğimi düşünüyorum.

Çıkabildiğim dağlardan aşağılara baktığımda uzakları, hararetli kaynaşmayı, bıraktığım keşmekeşi tüm ayrıntıları ile görebileceğimi sanırdım. Oysa belli bir yükseklikten sonra eteklerinde bir sis çeviriyor dağlar.

Teslimiyet duygusu, ötekine ulaşmamış seslenmeleri, çağrıları geri aldığında, dışarıda hafifçe yağan bir yağmur ve rüzgarın sesi duyuluyor.

Safa Özkızıltan
Safa Özkızıltan

Esin Pireleri

Share
Published by
Safa Özkızıltan

Recent Posts

Unun, Suyun Ve Sabrın Hikâyesi

İstanbul’un kalbi Nişantaşı’nda, şehir temposunun en yoğun olduğu anlarda bazen durup nefes almak gerekir. Modern…

4 gün ago

Yeni Bir Ekonomi Doğuyor

Türkiye büyük bir hızla yaşlanıyor. 2024'te 65 yaş üstü nüfus 9,1 milyonu aştı. 2030’da yaşlı…

7 gün ago

Hayvanların Hukuk Önündeki Statüsü: “Köpek Davası”

Beyoğlu Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu, hayvanların hukuk önündeki statüsünü inceleyen “Le Procès du…

1 hafta ago

Gösterişten Sahiciliğe Tabağın Devrimi

Mutfak, geride bıraktığımız on yıl boyunca adeta bir performans sanatları merkezine dönüştü. Masaya gelen tabaklar,…

2 hafta ago

Bu ülkenin insanlarına ne oluyor?

15 yaşında çocuklar katil oluyor. 15 yaşında çocuklar toprağa giriyor. İnanılır gibi değil ama gerçek.…

2 hafta ago

Ne kadar sefalet o kadar dolar milyarderi

Kapitalizmin kuralı budur, birilerinin çok ama çok zengin olması için on binlerin aç kalması, gerekirse…

2 hafta ago