Çağımızın hızla dönüşen tüketim alışkanlıkları ve dijital yönlendirmelerle şekillenen arzuları, bireyin iç dünyasında derin çatlaklar yaratmaya devam ediyor. Sanatçı, Kezban Arca Batıbeki “Irrational” başlıklı sergisinde bu kırılmaları yalnızca bir tema olarak değil, aynı zamanda bir düşünme biçimi olarak ele alıyor.
Gerçek bir yaşam öyküsünden yola çıkarak “biriktirme hastalığı” ve arzunun döngüsel yapısını mercek altına alan sergi, izleyiciyi hem tanıklığa hem de yüzleşmeye davet ediyor.
Kolaj estetiğiyle kurulan çok katmanlı görsel dil, bireysel psikoloji ile toplumsal yönlendirme arasındaki sınırları bulanıklaştırırken, izleyiciye şu soruyu yöneltiyor: Tüketim çağında irrasyonellik bir sapma mı, yoksa kaçınılmaz bir gerçeklik mi? Kezban Arca Batıbeki ile projesini konuştuk.
“Irrational” kavramını bu sergide bir tema olmaktan öte, bir düşünme biçimi olarak mı ele alıyorsunuz?
Aslında her ikisi de diyebilirim. Öncelikle konu aldığım arkadaşımı tanıdıkça ve ondaki olağan dışı davranışları birlikte yaşayıp gördükçe, onun düşünce biçimi benim temam haline geldi.
Tüketim ve arzu ilişkisini işlerken, bireysel deneyim ile toplumsal yönlendirme arasındaki sınırı nasıl tanımlıyorsunuz?
Sosyal medyanın, telefonumuza baktığımız her an önümüze yığdığı sonsuz ürün okyanusunda hiç sınır kalmadığını söyleyebilirim. Hepimizin toplumsal yönlendirmeler altında ezildiğimiz bir dünyayla karşı karşıya olduğumuz çok açık ve net.
Ancak Ari’nin durumu, diğerlerinden farklı. Onu ,”Tema” haline getirense, çocukluğuna dayanan olaylarla gelişen ve oluşan psikolojisine duyduğum ilgi.
Öncelikle Ari özelinde konu aldığım “Biriktirme Hastalığı ( Diyojen Sendromu ) “, toplumsal yönlendirmenin elektronik araçlar aracılığıyla mümkün olmadığı, ev telefonlarının bile başvuruyla alındığı yıllara dayanıyor, ben o günlerden bu günlere çığ gibi büyüyerek gelen ve fotografik olarak da çok renkli bir tema/süje bulduğum için şanslıyım.
Eserlerinizdeki figürlerin çok katmanlı yapısı, günümüz kimliğinin parçalanmış doğasına mı işaret ediyor?
Böyle de yorumlanabilir. Yaptığım tüm işlerde; izleyenlerden aldığım bazı yorumların doğruluğu beni bile şaşırtıyor. Bu sergide Ari’nin kimliğinde bir çoğumuz kendi özelinden benzerlikler bulacaktır.
Kolaj tekniğini yalnızca görsel bir yöntem değil, aynı zamanda düşünsel bir yapı olarak kullandığınızı söyleyebilir miyiz?
Ari İstanbulluoğlu biraz da mesleğinin getirdiği dürtülerle aslında giysilerin yanısıra sanattan, obje ve mobilyaya kadar pek çok şey topluyor ancak bunları görsel olarak, sınırlı kadrajlarla ifade etmek olanaksız olurdu.
Bu nedenle süjenin psikolojik yaklaşımını ancak giysiler üzerinden anlatabileceğimi farkettim. Değerli eser ve eşyalar para kaybetmez, zamanla değer kazanırlar.
Oysa giysiler alındığı anda aslında değer kaybederler, boşa yatırımdırlar. Ari’nin özellikle aşırıya kaçtığı giysi konusuydu benim ilgimi çeken. Böylece aslında gerçek prodüksiyonımızda da kolaj mantığyla düşünmeyi seçtim. Masa başında da yine kendi çektiğim fotoğraflardan oluşan arşivimden seçtiğim fotoğraflarla, ana tema olan bilinçaltını deşifre etmeye çalıştım.
“Arzu”yu mimari bir yapı gibi ele almak sizin üretim sürecinizi nasıl etkiledi?
Ben yapılan, üretilen, alınan her şeyin, varlığmızda bir yapı taşı görevi üstlendiğini düşünüyorum. Ari, evden çıktığı her gün bir giysi, bir ayakkabı ya da şal alır. Evden çıktığında mutlu değildir, kafası var olan ya da kendi büyüttüğü sıkıntılarla doludur.
Sonra vitrinde alınası bir şey görür, içini bir mutluluk kaplar. Heyecanla içeri girer, onunla bir süre vakit geçirir ve alır. Kafasındaki sorunlar bir anda yerini mutluluğa bırakmıştır. Ertesi gün bu ritüel tekrarlanır. Bu durumu yıllarca izlemek beni çok etkiledi.
Bu sergiyi gerçekleştirmek istiyordum ancak bu duyguları fotoğrafla nasıl anlatacağımı bilememek beni de mutsuz etmeye başlamıştı. Zamanının gelmesi neredeyse 2.5 yıl sürdü.
Sergideki işler, izleyiciyi kendi tüketim alışkanlıklarıyla yüzleşmeye mi davet ediyor, yoksa daha çok gözlemci bir konumda mı bırakıyor?
Bence yine “Her ikisi de!..” diyeceğim. Sergide bulunduğum sıralarda pek çok kişi, yanıma gelip, kendilerinde ya da bir yakınlarında bu hastalığın olduğundan söz ettiler.
Ama bence onlar genelde kendi güncel tüketim alışkanlıklarından rahatsızlardı, yani başta sorduğunuz sorudaki “Toplumsal Yönlendirme” mağdurlarıydılar. Hepimiz öyleyiz aslında. Ben de biriktirmeyi sevenlerdenim Ancak bizde var olduğunu düşündüğümüz kontrol mekanizması, Ari’ de devre dışı.
Görsel dünyanızda tekrar eden imgeler ve figürler, bir tür takıntı ya da döngü hissi yaratmayı mı amaçlıyor?
Evet, kesinlikle. Bu temayı kendim de belli bir mesafeden görmek, değerlendirmek ve yanlış yapmamak açısından, Prof. DR.Psikanalist Tevfika İkiz’ den yorum istedim. Beni kırmadı, hem söyleşisi, hem de duvar metni ile sergime bence çok önemli bilimsel bir destek de sağladı.
Sorunuzdaki takıntı ve döngü hissini verebilmeyi umuyordum, eğer verebildiysem gerçekten çok tatmin edici bir sonuç olur benim için.
Günümüz dijital ve hızlı tüketim çağında irrasyonellik sizce bir zayıflık mı yoksa kaçınılmaz bir durum mu?
Hepimizin düşeceği tuzaklarla dolu kaçınılmaz bir durum diyelim. Ancak Ari’nin özeline dönecek olursak, İnternet üzerinden bir kez bile alışveriş etmediğini söyleyebilirim. O fiziki olarak alışveriş olayını yaşamaktan tatmin oluyor sadece.
Bu sergide önceki işlerinizden farklı olarak özellikle vurgulamak istediğiniz yeni bir yaklaşım ya da kırılma noktası var mı?
Bildiğiniz gibi farklı medyumlarla çalışmayı seviyorum. Aynı temalar ve tekrarlar beni çok sıkıyor. Güncel içeriklere takılıp kalmaktan da hiç hoşlanmıyorum.
Bu serginin özelliği ise fotoğraflarımda, 2021 de yaptığım “Senin Annen Bir Melekti Yavrum!…” başlıklı sergimden sonra ikinci kez figür olarak gerçek insanları konu almam oldu.
İlki Demans hastalığı ve annem, ikincisi de “Diyojen Sendromu ve Ari oldular. Böyle bir konu önüme çıkmazsa üçüncüsü olur mu bilemiyorum. Objelerle hayatıma devam ederim.
İzleyicinin sergiden çıktıktan sonra kendi arzuları ve seçimleri üzerine düşünmesini hedeflediniz mi?
Evet bunu gerçekten istiyordum, sonuç ve geri dönüşler beni çok mutlu etti diyebilirim. Sergi 15 gün gibi kısa bir sürede çok yoğun gezildi ve karşılık buldu.
Moda’nın kendine has dokusu, son yıllarda İstanbul gastronomi sahnesinin en nitelikli duraklarından birine ev sahipliği…
Dünya, fosil yakıtlardan arındırılmış bir geleceğe doğru hızla ilerlerken, bu dönüşümün kalbinde sessiz ama devasa…
90’ların süper model saç ve makyajının kalıcı bir çekiciliği var. On yıllar sonra bile bu…
Tersane İstanbul’un Haliç’e bakan o sakin ama vakur atmosferinde, geçtiğimiz günlerde insanlık tarihinin en eski…
“Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi” ile İzmir’de somut ve ölçülebilir etki yaratmaya devam ediliyor. Zurich…
Su içsem yarıyor” sözü aslında sanıldığı kadar abartı olmayabilir. Lipödem konusunda Türkiye’nin önde gelen isimlerinden…