Kendine yabancılaşanlar: Plaza kurumsalları

İnsan sadece başka bir ülkede değil, kendi hayatında da yabancılaşır. Bugünün plazalarında bunun sayısız örneğini görmek mümkün.

Elbette bütün plaza çalışanları, beyaz yakalılar için değil, ama azımsanmayacak bir kesim, sabah boynundan sarkan kartını turnikeye okutup ofise girdiğinde sadece iş yerine girmiyor; farkında olmadan başka bir kimliğe de bürünüyor.

Ses tonu değişiyor. Kelimeleri değişiyor. Davranışları değişiyor. Hatta bazan kahkahası bile değişiyor. Çünkü artık önemli olan “kim olduğun” değil, “nasıl göründüğün” oluyor. İşte gerçek yabancılaşma tam da burada başlıyor.

 DİL, KİMLİĞİN AYNASIDIR
Bir insanın nasıl düşündüğünü anlamak istiyorsanız, kullandığı dile bakmanız yeterlidir.

Plazalarda artık ne tam Türkçe ne de tam İngilizce olan değişik bir dil konuşuluyor: “ASAP, bir meeting set edelim”. “Call’dayım”. “Kick-off meetingi yarına mutlaka yapalım, important”.

“Bu konuda hepimizin in line olmasını bekliyorum”. “Long weekend yapalım”. “Opportuniteleri kollayalım”…

Bu cümlelerin tamamı iki Türk arasındaki diyalogda geçiyor. Ve hatta bu iki Türk çok az İngilizce biliyor dahi olabilir! Yabancı olan ne o ne diğeri, kelimeler…

Üstelik sadece kelimeleri değil, düşünme ve Türkçe konuşma biçimini de ödünç alıyoruz: “Geleceğim yerine, geliyor olacağım”… “Katılacağım yerine, katılıyor olacağım”… “Göndereceğim yerine, gönderiyor olacağım”…

Türkçede tek kelime ile anlatabileceğimizi uzattıkça, biraz da ağzımızı yayarak söylediğimizde daha profesyonel olduğumuzu sanıyoruz. Oysa ne kadar yapay ve komik oluyoruz!

MODERNLEŞMEK Mİ, YOKSA BENZEŞMEK Mİ?

Lütfen yanlış anlaşılmasın… Yabancı dil öğrenmek büyük bir kazanımdır. İnsanı geliştirir, dünyaya açar. Sorun İngilizce ve/veya başka bir değildir. Sorun; yabancı kelimeleri, yabancıymış tavırlarıyla yerli yersiz zamanda ve özellikle yabancı bile yokken Türklerle kullanarak, bunu sanki bir başarı göstergesiymiş gibi sunmaktır.

Bugün beyaz yakalı, plazada yaşayan birçok insan anlaşmak için değil, etkileyici görünmek için konuşuyor ve hiç dinlemiyor. Kelimeler gösterişli… Sunumlar muazzam… Kıyafetler birbirine benzer… Kahveler, jestler, boş sohbetler hep aynı…

Bir süre sonra bu insanlar özgün bir karakter olmaktan çıkıp, birbirlerinin kopyasına dönüyor. Özellikle ülkemizdeki estetik cerrahi kabiliyeti, yangına körükle gitmelerine ayrıca sebebiyet veriyor. Modernleşmek, başkasına benzemek değildir. Dünyayı tanırken kendin olarak kalabilmektir.

KAYBETTİĞİMİZ ŞEY SADECE DİL DEĞİL

Kaybettiklerimiz; samimiyet, doğallık, kendi sesimiz, kendi görüntümüz… Belki de en önemlisi, kendimiz olma cesaretimiz. Dil; kültürdür, kimliktir, aidiyettir.

Dünyaya açılalım. Yeni diller öğrenelim. Farklı kültürleri tabii ki iyi tanıyalım. Bunların hepsi zenginliktir. Ama bunu yaparken kendi dilimizi küçümsemeyelim. Ne olursunuz, kendi kültürümüzden utanmayalım.
Dünyaya açılmanın yolu, kendi evini terk etmek değildir.

Onlarmış gibi olmaya çalışmak da değildir. Başka diller öğrenirken kendi dilini… Başka kültürler tanırken kendi kültürünü… Başkalarına benzemeye çalışırken kendini kaybetmemektir.

Çünkü insanın büyük başarısı, başkası gibi görünmek değil, şartlar ne kadar değişirse değişsin, zorlaşırsa zorlaşsın, kendisi olarak kalabilmektir.
FYI…

İbrahim Demir

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Tabaktaki Doğu Ve Ege Dengesi

Ege’de yaz mevsimi, çoğunlukla yüksek sesli müzikler ve gösterişli sunumlarla tanımlanır. Ancak Bodrum’un Tilkicik Koyu’na doğru uzandığınızda, bu hırslı kalabalıktan sıyrılan

Ateşin Karşısında Filizlenen Bir Gelecek

Mutfak, insanoğlunun sadece fiziki gereksinimlerini karşılamak için sığındığı bir mekân değildir. Mutfak; toprağın, emeğin, kültürün ve insani değerlerin harmanlandığı sessiz bir

Ben Dinlerim, Bana Anlat

Sonra diyorum: “İyi ki siz varsınız.” Yani beni okuyanlar. Baksanıza, Uzun beni araştırmış, yapay zekâya sormuş benim hakkımda söylenenleri. Felsefi ve

Tatların Ve Dokuların Şiirsel Diyaloğu

Yemek insanoğlunun hafıza, kültür ve estetikle kurduğu en doğrudan temastır. Bir tabağın karşısına geçtiğimizde yalnızca malzemeleri değil, o malzemeye ruhunu veren

İlişkilerde İspat Paradoksu

İspat paradoksu. Kendini var edebilmek için, kendine zarar vermek. Bir ilişkide görülmek istemek son derece doğal ve insani bir bağ kurma

Cilt Dönüşümünden Doğan Marka

Bu Kore güzellik markası, kurucusunun inanılmaz cilt dönüşümünden doğdu Sosyal medyada viral olan her şeye, özellikle de içinde “vay be” faktörü

Merhamet Kubbelerin Altında Kalmasın

Gündelik hayatın telaşı içinde önünden geçip gittiğimiz camiler, sadece insanların ibadet ettiği mekanlar değildir. Bu topraklarda camiler, yüzyıllar boyunca sadece insana