‘Big Short’un yeni senaryosu…

‘Big Short’un yeni senaryosu yapay zekâ balonu üzerine!

‘Açığa satış’ (short), yatırımcının elinde olmayan bir hisse senedini veya varlığı aracı kurumdan ödünç alarak bugünkü yüksek fiyatından satması, fiyatı düştüğünde ise daha ucuzdan geri alarak ödünç aldığı yere iade etmesi ve aradaki farktan kâr etmesi işlemidir. Temel amaç, düşen piyasadan kazanç sağlamaktır.

Yatırımcı, fiyatının düşeceğini öngördüğü bir hisseyi aracı kurumdan ödünç alır. Ödünç alınan hisse anlık piyasa fiyatından (örneğin 1,000 TL) hemen satılır. Hisse fiyatı düşerse (örneğin 800 TL’ye), piyasadan aynı hisse geri alınır. Alınan hisse aracı kuruma iade edilir. Aradaki fiyat farkı (200 TL) yatırımcının kârı olur.

Normal bir alımda hisse en fazla sıfırlanır. Açığa satışta ise fiyat düşmek yerine yükselirse, hisseyi geri almak için çok daha yüksek ödeme yapmak gerekir.

Yani zararın üst sınırı yoktur. Hisseyi ödünç almanın bir faizi veya komisyon maliyeti de bulunur. Borsalarda piyasa istikrarını korumak için kimi zaman açığa satış işlemlerine yasaklar veya kısıtlamalar getirilebilir. Piyasaların ‘açığı’ bu kadar çokken, zora girildi mi tek çare yasak olur!

PİYASADAKİ REZALETİN KAŞİFİ

‘The Big Short’ işte bu konuya ilişkin bir filmdi. Piyasa aktörlerinin görmezden geldiği kirli bir oyunu ve bu oyunun farkına varıp açığa satışlarla büyük kazanç sağlayanların hikâyesini anlatıyordu.

2008 yılındaki ABD mortgage krizini ve bu çöküşü önceden görüp piyasaya karşı büyük bir bahis oynayan bir avuç yatırımcının gerçek hikâyesiydi bu. Michael Burry ve filmde ‘Mark Baum’ adıyla atıf yapılan Steve Eisman’ın…

Scion Capital fonunun yöneticisi Burry aslında bir tıp doktoru… Belki de bu özelliği sayesinde piyasanın hastalıklarını önceden teşhis edebiliyor! Sıradışı bir yatırımcı, konut kredisi piyasasını inceleyen ilk isimlerden biri.

Düşük kaliteli (subprime), aslına bakarsanız hiçbir şekilde krediyi geri ödemesi mümkün olmayanlara verilen ev kredilerinin toplu halde ödenemez hale geleceğini matematiksel verilerle fark etti. Wall Street bankalarına giderek o dönem yeni olan kredi temerrüt takası (CDS) sözleşmeleri satın aldı.

Piyasaya karşı milyarlarca dolarlık açığa satış pozisyon açtı. Piyasa aktörleri onun delirdiğini düşünüyordu. Aslında deliren mortgage piyasası ve ‘teminatlandırılmış borç yükümlülükleri’ (collateralized debt obligation-CDO) denen toksik varlıklardı!

Daha net söylemek gerekirse; emlâk sektörü, ticarî bankalar, sigorta şirketleri, yatırım fonları, yatırım bankaları, kredi derecelendirme kuruluşları ve düzenleyici ve denetleyici kurumlar, büyük bir dolandırıcılığın parçalarıydı.

“CDO’yu tarif edebilir misiniz?” sorusuna cevap vereceklerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi ama dolap bu akıldışı ve sürdürülemez enstrüman üzerinden dönüyordu!

MORTGAGE BALONU PATLAMADAN AÇIĞA OYNAYIP BÜYÜK KAZANDILAR

FrontPoint Partners fonunun agresif ama piyasa ne kadar ahlâklı olmaya izin veriyorsa o kadar ahlâklı yöneticisi Steve Eisman, Burry’nin dediklerini ciddiye aldı. Yanlışlıkla gelen bir telefon sayesinde konut piyasasındaki çürümeden haberdar oldu.

Banliyöleri gezerek insanların ödeyemeyecekleri lüks kredilerle ev aldığını bizzat yerinde gördü. Bu evlerin çoğu bomboş duruyordu ve pek çoğunun kapısında icra tebligatları vardı.

Eisman, bankaların ve kredi derecelendirme kuruluşlarının AAA notu verdikleri çöpleri (junk) bizzat gördü ve nasıl büyük bir sahtekârlık içinde olduklarını anladı.

O da Burry gibi bankalarla iddiaya girerek konut piyasasının düşüşüne oynadı. Burry, Eisman ve diğerleri piyasa çökerken ev fiyatlarının düşeceğini öngördü. Bankalara prim ödeyerek CDS satın aldılar. Kriz patlak verince, kimsenin değer vermediği o sigortalar devasa bir servete dönüştü.

Hikâye bu, ancak piyasalarda böyle hikâyeler, aslında ‘şişirme masallar’ bitmez! Bunun öncesinde de büyük balonlar vardı, bugün de var, yarın da olacak. Bugünkü balon yapay zekânın öncülüğünde teknoloji hisselerinde yaşanıyor.

Ve hem Burry hem de Eisman, yatırımcıları uyarıyor. Bence dikkate almaları gerek ama piyasa dediğiniz bir rulet masası ve kaybedene kadar masadan kalkmayacak piyasa kurtları ve çakalları var!

TAM 182 İŞLEM GÜNÜ BOYUNCA DÜŞÜŞ YAŞANMAMASI BİR ANOMALİ

Şimdi hem Burry’nin hem de Eisman’ın uyarılarına bir kulak kabartalım…

Burry, ABD hisse senedi piyasalarında dikkat çeken bir gösterge üzerinden yatırımcılara uyarıda bulunuyor. New York Borsası’nda (New York Stock Exchange-NYSE) uzun süredir yaşanmayan sert satış günlerinin piyasadaki olağandışı sakinliğe işaret ettiğini belirtiyor ve yatırımcıların olası bir geri dönüşe karşı hazırlıklı olması gerektiğini söylüyor.

Burry, yatırım bankası BTIG’in baş piyasa teknisyeni Jonathan Krinsky’nin araştırmasını inceledikten sonra bu uyarıyı yapmış. Krinsky’nin analizine göre, NYSE’de işlem hacminin en az yüzde 80’inin düşüş gösterdiği bir seansın yaşanmasının üzerinden 182 işlem günü geçmiş. Bu durum, son 30 yıllık piyasa verileriyle karşılaştırıldığında oldukça sıradışı bir tablo…

Krinsky’nin araştırmasına göre, son 30 yılın her birinde, NYSE işlem hacminin en az yüzde 80’inin düştüğü en az beş işlem günü yaşandı.

2026’nın bu tür bir seans görülmeden tamamlanması halinde, 30 yıldır görülmeyen bir tablo ortaya çıkacak. Piyasanın önündeki temel soru ise şu: Bu sessizlik yeni bir rekor döneminin işareti mi, yoksa daha sert bir aşağı yönlü hareket öncesindeki sakinlik mi?

‘KALDIRAÇLI İŞLEMLERDEN UZAK DURUN’ UYARISI

Burry, bu göstergenin tek başına piyasalarda yaklaşan bir düşüşün kesin işareti olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor, ancak büyük piyasa döngülerinin ortaya çıkmasının, aylar hatta yıllar sürebileceğini anımsatarak özellikle kaldıraçlı pozisyon taşıyan yatırımcıları uyarıyor.

Piyasalarda büyük bir dönüş yaşanması hâlinde, bunun yatırımcıların beklediğinden çok daha uzun bir süreçte gerçekleşebileceğini ileri sürüyor. Burry’ye göre, uzun süren piyasa döngüleri, yatırımcıların pozisyonlarını korumak için daha fazla risk almasına neden olabilir. Bu durum özellikle kaldıraç kullanan yatırımcıları, sert fiyat hareketleri karşısında savunmasız bırakabilir.

Yatırımcılara tavsiyesi; başka birilerinin çılgınlığına kapılmamaları!.. Bu arada Burry’nin, NVIDIA, Micron Technology, Caterpillar, Palantir ve Tesla gibi şirketlerin yanı sıra, iShares Semiconductor gibi teknoloji ve yapay zekâ bağlantılı varlıklara yönelik düşüş yönlü pozisyonlarını koruduğu iddia ediliyor.

NVIDIA’DAN ‘WALL STREET NUMARASI’ MI?

Burry’nin piyasalara ilişkin son uyarılarının, yapay zekâ yatırımlarına yönelik eleştirilerin yoğunlaştığı bir dönemde gelmesi önemli. Ünlü yatırımcı, mevcut yapay zekâ yatırım patlamasının ilerleyen dönemde kapasite fazlasına dönüşebileceğini savunuyor.

Burry ayrıca NVIDIA’nın 500 milyar doların üzerindeki yapay zekâ altyapı finansmanını desteklemeye yönelik girişimini eleştirerek bunu ‘Wall Street numarası’ olarak nitelendirmişti.

Burry’nin yapay zekâ sektörüne yönelik uyarıları, devasa altyapı harcamalarının, şirketlerin birbirini fonladığı döngüsel bir yapıya dayandığı ve gelecekte ciddi bir kapasite fazlası yaratabileceği tespiti açısından haklılık payı taşıyor.

Sektördeki devasa gelirlerin ve çip talebinin dışarıdan gelen organik tüketici talebinden ziyade, dev teknoloji şirketlerinin birbirine yaptığı devasa yatırımlardan beslendiğini iddia ediyor olması da gerçekçi bir riske işaret ediyor.

Bugün kurulan aşırı maliyetli veri merkezleri ve sunucu altyapıları, ilerleyen yıllarda yazılım gelirleri bu maliyeti karşılayamazsa atıl kapasiteye dönüşebilir.

2000’lerdeki dot-com balonu dönemine benzer şekilde, gelecekteki nakit akışlarının bugünden aşırı fiyatlandığı görülüyor. Burry doğru tespitler yapıyor, ancak piyasalar pek çok değişkene göre hareket ediyor.

Zamanlama bu açıdan önemli ve belirsiz… Burry, geçmişte de kriz öngörülerinde bulunmuş, ancak piyasaların coşku döneminin beklediğinden çok daha uzun sürmesi nedeniyle erken pozisyon almıştı. Ve uzun bir süre ciddi zararları telafi ettikten sonra kazanmıştı!

üYapay zekâ henüz sadece bir spekülasyon aracı değil; tıp, savunma, kodlama ve kurumsal verimlilik alanlarında maliyet düşürücü gerçek bir devrim yaratıyor.

İnternet balonunda olduğu gibi, altyapı çöкsе bile kazanan kalıcı teknolojiler kalabilir. Ancak, yatırımcılar için önemli olan kâr ve bu geciktikçe, sermaye yatırımları (CAPEX) ve operasyonel harcamalar (OPEX) hacimleri bu denli yüksek olmaya devam ederse, bir anda her şey tepetaklak olabilir!

SADECE İKİ ŞİRKET ÜZERİNDEN BİR SEKTÖRE BAHİS OYNAMAK

Filmin diğer kahramanı Steve Eisman ise bir başka uyarıda bulunuyor. Ona göre, yapay zekâ patlaması, giderek sadece iki şirketin, OpenAI ve Anthropic’in kaderine bağlı hale geldi. Eisman, iki yapay zekâ girişiminin Microsoft’un yapay zekâyla ilgili gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Amazon, Alphabet ve Oracle’ın ise bulut gelirlerinin yüzde 25 ila yüzde 35′ine kadarını… Elsman bir de saptama yapıyor; “Bu dev şirketlerin geleceği, bir anlamda, OpenAI ve Anthropic’in başarılı olacağına dair bir bahistir”.

Sonra Çin tehdidinden dem vuruyor. Çin’in açık kaynaklı yapay zekâ modellerinin önemli ölçüde daha ucuz olması ve pazar payı kazanıyor gibi görünmesi nedeniyle, en büyük gelir tehdidinin Çin’den gelebileceğine dikkat çekiyor. “Bu hikâyenin en zayıf noktası…

Anthropic ve OpenAI’ye kötü bir şey olursa… Çin’in açık uçlu, hafif modelleri çok daha ucuz. Ve eğer gerçekten büyük bir pazar payı almaya başlarlarsa, ki duyduklarıma göre başlıyorlar, büyük bir fiyat savaşı çıkabilir. O zaman da bir sorunumuz olur” diyor.

ABD TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİNİN ‘AŞİL TOPUĞU’

Eisman’ın ‘iki şirket uyarısı’, yapay zekâ ekosisteminin ‘Aşil topuğu’na işaret etmesi açısından son derece gerçekçi ve haklılık payı yüksek bir risk tespiti taşıyor.

Eisman; Microsoft, Amazon, Alphabet ve Oracle gibi teknoloji devlerinin elde ettiği yapay zekâ gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’inin, bulut (cloud) gelirlerinin ise yüzde 25 ila yüzde 35’inin sadece OpenAI ve Anthropic’ten geldiğini belirtiyor.

Bu veri, devasa altyapı sektörünün aslında sadece iki müşteriye dayandığını gösterir. Eisman’a göre bu iki şirkete yönelik en büyük tehdit; DeepSeek, Kimi K3 gibi Çin menşeli açık kaynaklı (open-weight) yapay zekâ modelleri… Çin modelleri, batılı rakiplerine göre yaklaşık beş kat daha ucuz.

Eğer bu ucuz modeller pazar payı kapmaya başlarsa, OpenAI ve Anthropic fiyat indirmek zorunda kalacak, gelirleri çökecek ve bu da onlara altyapı sağlayan teknoloji devlerini vuracak.

Henüz net bir yıllık kârı bile açıklamayan (örneğin Anthropic) şirketlerin, Amazon veya Microsoft gibi devlerin geleceğini sırtlaması piyasadaki dengenin ne kadar hassas olduğunu kanıtlıyor.

BİR DE ZAMANLAMAYI BİLEBİLSELER!..

Ancak her iki fon yöneticisinin de net bir şey söyleyemediği nokta zamanlama… Eisman kendisi de “Bu fiyat savaşı hikâyesi haklı çıkabilir ama bu bir yıl sonra da olabilir, hiç olmayabilir de” diyerek zamanlama riskini kabul ediyor. O süre zarfında NVIDIA ve teknoloji devleri milyarlarca dolar kazanmaya devam edebilir.

Büyük şirketler verilerini OpenAI veya Anthropic sistemlerine entegre ettikten sonra, sırf daha ucuz diye Çin menşeli modellere geçmekte güvenlik ve adaptasyon endişeleri nedeniyle isteksiz davranabilirler.

Anlaşılacağı üzere trilyonlarca dolarlık bir oyun dönüyor. Balon var mı, var!.. Patlayacak mı? En azından biraz hava sızdırması, hatta aralıklarla sızdırması şart… Ama eğer patlarsa, başta milyonlarca bireysel yatırımcının hayatını karartacak! Küresel menkûl kıymetler piyasasında ise bunun anlamı, deprem ve hemen ardından tsunami!.. Belki yarın değil ama bir gün mutlaka!

 

İKİ ‘BIG SHORT’ EFSANESİNİN UYARILARI

Kriter Michael Burry’nin Bakışı Steve Eisman’ın Bakışı
Ana Sorun Şirketlerin birbirini fonladığı döngüsel harcamalar (suni talep). Devasa ekosistemin sadece iki şirkete (OpenAIve Anthropic) bağımlı olması.
Tetikleyici Risk Son tüketiciden organik para gelmemesi ve nakit akışının tıkanması. Ucuz Çin modellerinin başlatacağı yıkıcı fiyat savaşı.
Portföy Aksiyonu Nvidia ve yarı iletken hisselerine karşı doğrudan açığa satış (short) pozisyonları alıyor. Pozisyonlarını hafifletiyor; nitekim kısa süre önce Alphabet (Google) hisselerini satarak nakde geçti.
Süleyman Karan

Paylaş

Son Yazılanlar

“Yüz yaşına ulaşmanın sırrı mikrobiyota”

“Yüz yaşına ulaşmanın sırrı tek bir bakteri değil, güçlü bir mikrobiyotadır” 2004 yılında Belçika’da bir laboratuvarda bağırsak mukozasının en dip katmanlarında yaşayan, daha önce kimsenin

Marmara Depremi Hakkında Ne Biliyoruz?

17 Ağustos 1999… Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden birinin üzerinden 27 yıl geçti. On binlerce insanın hayatını kaybettiği Marmara Depremi, yalnızca büyük bir yıkım

Önceki zamanın tüm hasatları bitmiş

Çöl… Sağıma-soluma benden eksilenleri; birkaç çağın uykusunu, kimi vaktin gafletinde yitirilenleri,  gecikmeleri, ertelemeleri eklemeye çalışıyor, bir tohumun umudu ile gözümü açıp, beni tutacak bir köke

Tabaktaki Doğu Ve Ege Dengesi

Ege’de yaz mevsimi, çoğunlukla yüksek sesli müzikler ve gösterişli sunumlarla tanımlanır. Ancak Bodrum’un Tilkicik Koyu’na doğru uzandığınızda, bu hırslı kalabalıktan sıyrılan sakin bir sığınakla karşılaşırsınız:

Ateşin Karşısında Filizlenen Bir Gelecek

Mutfak, insanoğlunun sadece fiziki gereksinimlerini karşılamak için sığındığı bir mekân değildir. Mutfak; toprağın, emeğin, kültürün ve insani değerlerin harmanlandığı sessiz bir mabettir. Tencerenin kaynamasında, tavanın

Ben Dinlerim, Bana Anlat

Sonra diyorum: “İyi ki siz varsınız.” Yani beni okuyanlar. Baksanıza, Uzun beni araştırmış, yapay zekâya sormuş benim hakkımda söylenenleri. Felsefi ve psikolojik yazılarımdan söz etmiş

Tatların Ve Dokuların Şiirsel Diyaloğu

Yemek insanoğlunun hafıza, kültür ve estetikle kurduğu en doğrudan temastır. Bir tabağın karşısına geçtiğimizde yalnızca malzemeleri değil, o malzemeye ruhunu veren şefin zihinsel dünyasını, coğrafyasını

İlişkilerde İspat Paradoksu

İspat paradoksu. Kendini var edebilmek için, kendine zarar vermek. Bir ilişkide görülmek istemek son derece doğal ve insani bir bağ kurma arayışıdır. Ancak bu sağlıklı

Cilt Dönüşümünden Doğan Marka

Bu Kore güzellik markası, kurucusunun inanılmaz cilt dönüşümünden doğdu Sosyal medyada viral olan her şeye, özellikle de içinde “vay be” faktörü içeriyorsa genel olarak şüpheyle

Merhamet Kubbelerin Altında Kalmasın

Gündelik hayatın telaşı içinde önünden geçip gittiğimiz camiler, sadece insanların ibadet ettiği mekanlar değildir. Bu topraklarda camiler, yüzyıllar boyunca sadece insana değil; kuşa, kediye, köpeğe