“Yüz yaşına ulaşmanın sırrı mikrobiyota”

“Yüz yaşına ulaşmanın sırrı tek bir bakteri değil, güçlü bir mikrobiyotadır”

2004 yılında Belçika’da bir laboratuvarda bağırsak mukozasının en dip katmanlarında yaşayan, daha önce kimsenin dikkatini çekmemiş bir bakteri keşfedildi; Akkermansia muciniphila. Başta bu bakteri “küçük bir akademik keşif” gibi göründü.

Ama yıllar geçtikçe bilim dünyası şunu fark etti. Bağırsaklardan “Akkermansia” azaldığında obezite, diyabet, kalp hastalıkları artıyor. Akkermansia bağırsaklarınızda ne kadar güçlüyse o kadar sağlıklı, daha uzun ömürlü oluyorsunuz. Bugün artık birçok araştırmacı Akkermansia’ya “uzun yaşam bakterisi” diyor.

Akkermansia’yı dünyaya yayma misyonunu üstlenen isim ise insan mikrobiyotası ve longevity alanlarında uzmanlaşmış bir mikrobiyom bilimcisi, biyoteknoloji girişimcisi ve Next-Microbiome şirketinin kurucusu Ali Rıza Akın.

Silikon Vadisi’nde 30 yılı aşkın Ar-Ge deneyimi bulunan Akın, insan sağlığının görünmez mimarları olan mikroorganizmaların ömür, dayanıklılık ve metabolik denge üzerindeki etkilerini araştırmaya hayatını adadı.

Akın ile insan bağırsaklarında doğal olarak yaşayan ve metabolik sağlığı destekleyen en faydalı bakteri Akkermensia ile yaşlanma ilişkisini konuştuk.

Bağırsaklarımızda milyonlarca bakteri yaşıyor. Ama iyi bakterilerle, kötü bakterilerin dengesi değişirse neler olur?

Bağırsak mikrobiyotası bozulduğunda içerideki biyolojik denge de bozulur. İltihaplanma artar, bağışıklık sistemi şaşırır, metabolizma yavaşlar ve bunun izi ciltte de görünür. Ben yaklaşık 30 yıldır bakterilerle çalışıyorum. Yeni bakteri türleri keşfettim. Şunu çok net söyleyebilirim: İçerideki ekosistem bozuksa dışarıdaki güzellik uzun süre korunamaz.

Cildimiz bağırsaklarımızın aynası mı? Akne, egzama ya da erken yaşlanma gibi sorunlarla mikrobiyota arasında gerçekten güçlü bir ilişki var mı?

Evet, çok güçlü bir ilişki var. Cilt ve bağırsak birbirinden ayrı iki organ gibi görünür ama bağışıklık sistemi bakterilerin ürettiği moleküller üzerinden sürekli konuşurlar.

Mikrobiyotanız yaşlanırsa siz de yaşlanırsınız. Buna kronik iltihaplanma diyoruz. Vücudun içinde sessizce yanan ve yaşlanmayı hızlandıran bir iltihaplanma hali. Akne, egzama ve erken yaşlanma yalnızca cildin yüzeyindeki problemler değildir.

İltihaplanmayı azaltırsanız bazı insanlarda egzamanın şiddetini ve ataklarını ciddi biçimde azaltabilirsiniz. Bağırsakta çıkan yangının dumanı ciltten çıkar. Yangını söndürmeden yalnızca duvarı boyarsanız sorun geri gelir.

Botox ve cilt bakımına binlerce lira harcayan biri, bağırsak sağlığını ihmal ediyorsa sizce neyi kaçırıyor?

Evin dış cephesini boyuyor ama içerideki yangını görmüyor. Botox işe yarayabilir. Kremler cilt bariyerini destekleyebilir. Ben bunlara karşı değilim. Ama kötü uyuyan, sürekli şeker tüketen, sigara içen, lif yemeyen ve metabolik sağlığını bozan bir insan, yalnızca dışarıdan müdahaleyle biyolojik yaşlanmayı durduramaz.

Krem cildin yüzeyine dokunur. Mikrobiyota ise bağışıklık sistemine, metabolizmaya ve bütün biyolojiye dokunur. Ben botoxa karşı değilim. İçerideki çöküşü görmezden gelip bütün umudu botoxa bağlamaya karşıyım.

Akkermansia muciniphila son dönemin en popüler bakterisi hâline geldi. Gerçekten “mucize bakteri” diyebilir miyiz? Bu bakteriyi artırmanın en etkili yolu nedir?

Ben bilim insanıyım. “Mucize” kelimesini kolay kullanmam. Ama Akkermansia sıradan bir bakteri değil. Sağlıklı, metabolik olarak dengeli insanlarda Akkermansia’nın daha güçlü olduğunu görüyoruz. Düşük Akkermansia düzeyleri obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet ve kronik inflamasyonla ilişkili.

Modern yaşam bu bakteriyi adeta yok ediyor. Ultra işlenmiş gıdalar, fazla şeker, liften fakir beslenme, hareketsizlik, kötü uyku, stres, gereksiz antibiyotik kullanımı. Biz yalnızca Akkermansia’yı kaybetmiyoruz.

Onu yaşatan bütün biyolojik bahçeyi kurutuyoruz. Bu nedenle bitkisel çeşitlilik, lif, nar, kırmızı meyveler, elma kabuğu, baklagiller ve polifenollerle bu bakteriyi desteklemeliyiz.

Ben özellikle çiğnenebilir Akkermansia tercih ediyorum. Çünkü sindirim sistemi bağırsakta değil, ağızda başlar. Doğru tasarlanmış çiğnenebilir Akkermansia gibi ürünlerde uygun probiyotikler önce ağız mikrobiyotasıyla temas eder, ardından bütün sindirim sistemi boyunca ilerler. Akkermansia asıl etkisini bağırsaktaki mukus tabakasında gösterir.

Herkes Akkermansia seviyesini yükseltmeye çalışmalı mı, yoksa bu da kişiye özel bir konu mu?

Modern yaşam Akkermansia’yı azaltıyor. Bu nedenle insanların büyük çoğunluğu bu bakteriyi destekleyecek bir yaşam biçimine geçmelidir. Ama bu, “Ne kadar çok Akkermansia, o kadar iyi” demek değildir.

Mikrobiyota bir borsa değildir. Bir bakterinin adı yükseldi diye bütün yatırımımızı ona yapamayız. Önemli olan yalnızca miktar değil; bakterinin ne yaptığı, hangi bakterilerle birlikte yaşadığı ve kişinin metabolik durumudur. Hedef tek bir bakteriyi şişirmek değil, Akkermansia’nın güçlü biçimde çalışabildiği sağlıklı bir ekosistem kurmaktır.

Probiyotik kullanımı adeta bir moda hâline geldi. Sizce insanların en büyük yanılgısı ne?

İnsanların en büyük yanılgısı, bütün probiyotikleri aynı sanmalarıdır. Kutunun üzerinde “10 milyar bakteri” yazıyor. Peki hangi bakteri? Hangi form? Hangi doz? Üretildiği gün mü 10 milyar?

Son kullanma tarihinde kaç tanesi canlı kalıyor? Hangi hastalık veya amaç için kullanılıyor? Kimse bunları sormuyor. Ben yaklaşık 30 yıldır bakterilerle çalışıyorum. Yeni bakteri türleri keşfettim. Bir bakterinin adını bilmekle, o bakterinin davranışını anlamak arasında dağlar kadar fark olduğunu biliyorum.

Her gün kefir içmek gerçekten bağırsak sağlığını düzeltir mi, yoksa bu kadar basit değil mi?

Kefir değerlidir. Ama kutsal su değildir. Bütün gün ultra işlenmiş gıda yiyip hiç lif tüketmeyip kötü uyuyup gece bir bardak kefir içerek bağırsaklarınızı kurtaramazsınız.

Bu kadar kolay olsaydı mikrobiyota bilimine 30 yıl vermemize gerek kalmazdı. Kefir bazı insanlarda faydalı olabilir, bazı insanlarda şişkinlik yapabilir ve içeriği üretim biçimine göre değişebilir. Kefir iyi bir oyuncudur ama maçı tek başına kazanamaz. Maçı lif, sebze, baklagil, meyve, hareket, uyku ve yaşam tarzı birlikte kazanır.

Kolajen, prebiyotik, probiyotik, postbiyotik… Hangileri gerçekten bilimsel karşılığı olan kavramlar, hangileri pazarlama dilinin ürünü?

Hepsinin bilimsel karşılığı vardır. Ama bilimsel bir kelime kullanmak, ürünü otomatik olarak bilimsel yapmaz. Prebiyotik, belirli mikroorganizmalar tarafından kullanılarak sağlık faydası sağlayan maddeler. Probiyotik, yeterli miktarda alındığında sağlık açısından fayda sağlayan canlı mikroorganizmalar.

Postbiyotik, sağlık faydası sağlayabilen cansız mikroorganizmalar veya onların bileşenlerinden oluşan hazırlanmış ürünler. Kolajen, vücudumuzun temel yapısal proteinlerinden biridir.

Bazı kolajen peptitleri cilt nemi ve elastikiyetine katkı sağlayabilir. Ama kutunun üzerine “kolajen”, “probiyotik” veya “postbiyotik” yazmak yetmez. Bilim etiketten değil, formülden, dozdan ve insanlarda gösterilmiş sonuçlardan anlaşılır.

Sosyal medyada “bağırsak temizliği” adı altında yapılan detoks önerilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bağırsaklarımız kirli bir kanalizasyon borusu değildir. Karaciğerimiz, böbreklerimiz ve bağırsaklarımız zaten sürekli çalışan bir temizleme sistemidir. İshal olmak detoks olmak değildir.

Çoğu zaman yalnızca su, mineral ve elektrolit kaybetmektir. Kontrolsüz verilen müshiller, açlık diyetleri ve kolon temizliği adı altında yapılan uygulamalar mikrobiyotaya zarar verebilir. Bağırsak temizlenmez. Bağırsak beslenir, korunur ve gerektiğinde tedavi edilir. Detoks suyu yerine su için. Mucize karışım yerine lif yiyin.

Uzun yaşamak ile sağlıklı yaş almak aynı şey değil. Mikrobiyota bu ayrımın neresinde duruyor?

100 yaşına ulaşmak tek başına başarı değildir. O yaşa yürüyerek mi ulaştınız? Düşünerek mi? Üreterek mi? Yoksa son 20 yılı hastalıklarla mı geçirdiniz? Asıl soru budur. Mikrobiyota bağışıklık sistemini, kronik inflamasyonu, kas metabolizmasını, kan şekerini ve bağırsak bariyerini etkiler.

Yani yalnızca kaç yıl yaşayacağımızı değil, o yılları nasıl yaşayacağımızı da etkileyebilir.

100 yaşına sağlıklı ulaşan insanların bağırsaklarında ortak gördüğünüz özellikler var mı?

Tek bir “100 yaş bakterisi” yoktur. Ama sağlıklı yaşlanan insanların mikrobiyotasında ortak bir direnç görürüz. Ekosistem tamamen çökmemiştir. Faydalı metabolit üretme kapasitesi korunmuştur.

Bağışıklık sistemiyle iletişim devam eder. Bazı çalışmalarda Akkermansia gibi bağırsak bariyerini destekleyen bakteriler daha güçlü temsil edilir. Bu insanların bağırsakları genç bir insanın bağırsaklarıyla aynı değildir. Ama yaşlı olmalarına rağmen hâlâ çalışabilen, hâlâ üreten ve hâlâ direnebilen bir mikrobiyal ekosisteme sahiptirler. Yüz yaşın sırrı tek bir bakteri değildir. Güçlü bir mikrobiyotadır.

Bugünün en büyük lüksü sizce pahalı cilt bakım ürünleri mi, sağlıklı bir mikrobiyota mı?

Bugünün en büyük lüksü pahalı krem değildir. Sabah ağrısız uyanmaktır. Rahatça tuvalete çıkmaktır. Enerjik olmaktır. İyi uyumaktır. Kan şekerini kontrol edebilmektir.

Yaşlandıkça kendi ayaklarının üzerinde kalabilmektir. Pahalı kremi bugün satın alabilirsiniz. Sağlıklı mikrobiyotayı ise yıllar boyunca inşa edersiniz. Lüks, yüzünüzün kırışıksız olması değil; biyolojinizin sizden önce çökmemesidir.

Sabah uyandığınız andan gece yatana kadar uyguladığınız ve bilimsel olarak vazgeçmediğiniz rutinler neler?

Ben de mükemmel yaşamıyorum. Ama biyolojinin pazarlık kabul etmediğini biliyorum. Sabah su içerim. Gün ışığı almaya çalışırım. Kan şekerimi mümkün olduğunca dengede tutarım. Protein, lif ve bitkisel çeşitliliği önemserim. Yemekten sonra hareket ederim. Kaslarımı korumaya çalışırım.

Mikrobiyotamı aç bırakmam. Uykumu ihmal etmem. Çünkü üç saat uyuyup sabah bir avuç takviye alarak sağlıklı olunmaz. Takviyeler çatıdır. Temel değildir. Temeliniz çürükse çatıyı altınla kaplasanız da ev çöker.

Siz olsanız 30 yaşındaki birine yaşlanmayı yavaşlatmak için sadece üç tavsiye verebilseydiniz bunlar ne olurdu?

Birincisi, kaslarını koru. Çünkü yaşlandığında seni yataktan kaldıracak şey motivasyon konuşmaları değil, kasların olacak. İkincisi, kan şekerini ve metabolik sağlığını koru. Çünkü yüksek kan şekeri ve insülin direnci insanı sessizce yaşlandırır. Üçüncüsü, mikrobiyotana ve uykuna yatırım yap.

Çeşitli sebzeler, meyveler, baklagiller, lif ve polifenoller tüket. Otuz yaşında yaptıklarınız hemen görünmez. Ama elli yaşındaki bedeniniz bütün faturayı önünüze koyar.

Mikrobiyota biliminin bugün kesin olarak bildikleri ile henüz varsayım aşamasında olanlar arasında nasıl bir çizgi var?

Kesin olarak bildiğimiz şeyler var. Bağırsak bakterileri besinleri parçalar. Kısa zincirli yağ asitleri ve binlerce biyolojik molekül üretir. Bağışıklık sistemiyle konuşur. Kan şekerini, inflamasyonu, bağırsak bariyerini ve ilaçlara verilen yanıtı etkileyebilir.

Antibiyotikler, beslenme, enfeksiyonlar, stres ve modern yaşam mikrobiyotayı değiştirir. Bazı mikrobiyota temelli tedaviler belirli hastalıklarda artık klinik gerçekliktir. Bunlar tartışma konusu değildir.

Ama henüz bilmediğimiz şeyler de çok fazla. Tek bir dışkı testiyle gelecekte hangi hastalığa yakalanacağınızı kesin olarak söyleyemeyiz. Herkese özel kusursuz diyeti çıkaramayız. Tek bir bakteriyle bütün hastalıkları tedavi ettiğimizi iddia edemeyiz. Ben bu alanda yaklaşık 30 yıl geçirdim.

Ne kadar çok öğrenirsem mikrobiyotanın ne kadar güçlü ve ne kadar karmaşık olduğunu o kadar iyi görüyorum.

Mikrobiyota biliminin geleceği çok parlak. Her sağlık sorununda bir veya birkaç bakterinin desteğinden yararlanacağımız günlerin yakın olduğuna inanıyorum. Çok uzak olmayan bir gelecekte kanser tedavisinde de bakterileri güçlü biçimde kullanacağımıza inanıyorum.

Yasemin Candemir

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Marmara Depremi Hakkında Ne Biliyoruz?

17 Ağustos 1999… Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden birinin üzerinden 27 yıl geçti. On binlerce insanın hayatını kaybettiği Marmara Depremi,

Önceki zamanın tüm hasatları bitmiş

Çöl… Sağıma-soluma benden eksilenleri; birkaç çağın uykusunu, kimi vaktin gafletinde yitirilenleri,  gecikmeleri, ertelemeleri eklemeye çalışıyor, bir tohumun umudu ile gözümü açıp,

Tabaktaki Doğu Ve Ege Dengesi

Ege’de yaz mevsimi, çoğunlukla yüksek sesli müzikler ve gösterişli sunumlarla tanımlanır. Ancak Bodrum’un Tilkicik Koyu’na doğru uzandığınızda, bu hırslı kalabalıktan sıyrılan

Ateşin Karşısında Filizlenen Bir Gelecek

Mutfak, insanoğlunun sadece fiziki gereksinimlerini karşılamak için sığındığı bir mekân değildir. Mutfak; toprağın, emeğin, kültürün ve insani değerlerin harmanlandığı sessiz bir

Ben Dinlerim, Bana Anlat

Sonra diyorum: “İyi ki siz varsınız.” Yani beni okuyanlar. Baksanıza, Uzun beni araştırmış, yapay zekâya sormuş benim hakkımda söylenenleri. Felsefi ve

Tatların Ve Dokuların Şiirsel Diyaloğu

Yemek insanoğlunun hafıza, kültür ve estetikle kurduğu en doğrudan temastır. Bir tabağın karşısına geçtiğimizde yalnızca malzemeleri değil, o malzemeye ruhunu veren

İlişkilerde İspat Paradoksu

İspat paradoksu. Kendini var edebilmek için, kendine zarar vermek. Bir ilişkide görülmek istemek son derece doğal ve insani bir bağ kurma