Hayvanlara saygı seçimlerle başlıyor

Hayvan refahı, sürdürülebilirlik ve bilinçli tüketim, bugün farklı sektörlerde faaliyet gösteren markaların ortak gündemlerinden biri haline geliyor. Moda markası Save The Duck ile evcil hayvanların doğal beslenmesini odağına alan BAFFS da “We Respect Animals” söylemiyle gerçekleştirdikleri iş birliğinde bu ortak zeminde buluşuyor.

İş birliği kapsamında Save The Duck müşterilerine, BAFFS tarafından hazırlanan 25 gramlık dana küp ciğer ödül mamaları hediye ediliyor.

İlk bakışta farklı sektörlerde faaliyet gösteren iki markanın iş birliği gibi görünse de, buluşmanın temelinde hayvanlara saygı ve daha bilinçli seçimler yapma fikri bulunuyor. Save The Duck, kuruluşundan bu yana hayvansal materyal kullanmadan fonksiyonel ve kaliteli ürünler geliştirmeye odaklanırken, BAFFS evcil hayvanların doğal ve sağlıklı beslenmesini merkeze alıyor.

Save The Duck Türkiye CEO’su Pınar Akçam, “We Respect Animals” yaklaşımını, iki markanın kendi alanlarında benimsediği değerlerin ortak ifadesi olarak tanımlıyor.

⁠“We Respect Animals” söylemiyle bir araya gelen Save The Duck ve BAFFS’ın bu iş birliğinin ortaya çıkış hikâyesi nedir?

İlk bakışta farklı sektörlerde iki marka gibi görünüyoruz ama aslında çıkış noktamız çok benzer: hayvanlara saygı ve daha bilinçli seçimler yapmak. Save The Duck olarak kuruluşumuzdan beri hayvansal materyal kullanmadan iyi, fonksiyonel ve kaliteli ürünler üretilebileceğini göstermeye çalışıyoruz.

BAFFS da hayvanların yaşam kalitesini merkeze alan bir marka. Dolayısıyla “We Respect Animals” bizim için sonradan yaratılmış bir kampanya söylemi değil; iki markanın zaten kendi alanlarında sahip olduğu yaklaşımın ortak ifadesi oldu.

Hayvansal kaynaklı materyallere alternatif üretirken hayvan refahını merkeze almak, markanın ürün geliştirme anlayışını nasıl şekillendiriyor?

Save The Duck’ın varoluş nedeni zaten bu sorunun içinde. Biz yola çıkarken kendimize şunu sorduk: Bir ürünün performansından veya kalitesinden vazgeçmeden hayvansal materyallere alternatif yaratabilir miyiz?

Bizim cevabımız evet oldu. Bu nedenle hayvan refahı bizim için ürün geliştirme sürecinin sonradan eklenen bir kriteri değil, başlangıç noktalarından biri. Ama aynı zamanda ürünün fonksiyonel, dayanıklı ve insanların gerçekten kullanmak isteyeceği kadar iyi olması gerekiyor. Çünkü gerçek değişimin ancak iyi bir alternatif sunduğunuzda gerçekleşeceğine inanıyorum.

BAFFS’ın doğal beslenmeyi odağına alan yaklaşımı nedir? Evcil hayvanların sağlıklı ve doğal beslenmesi konusunda tüketicilerin en sık yaptığı hatalar neler?

Bu sorunun detayını BAFFS’ın kendi uzmanlığına bırakmayı tercih ederim. Benim bu iş birliğinde değerli bulduğum nokta, evcil hayvanlara verilen ürünün içeriğine de aynı bilinçle yaklaşılması.

Bugün insanlar kendi yediklerinin içeriğini nasıl sorguluyorsa, birlikte yaşadıkları hayvanların ne tükettiğini de giderek daha fazla sorguluyor. Bence bu çok olumlu bir gelişme.

“Hayvanları korumak” ile “sürdürülebilir ürün üretmek” aynı şey mi?

Bence aynı şey değiller ama birbirlerinden tamamen bağımsız da değiller.

Hayvan refahı, çevresel etki ve sürdürülebilirlik farklı başlıklar ve bazen bir konuda doğru olan tercih diğer bütün sorunları otomatik olarak çözmüyor. Bu ayrımı dürüstçe yapmak gerektiğini düşünüyorum.

Save The Duck olarak bizim çok net bir kararımız var: Hayvansal materyal kullanmıyoruz. Bunun yanında kullandığımız materyallerin ve üretim süreçlerimizin çevresel etkisini de sürekli iyileştirmeye çalışıyoruz. Sürdürülebilirliği “ulaştık, tamamladık” denilecek bir nokta değil, sürekli daha iyisini yapmaya çalıştığınız bir süreç olarak görüyorum.

İş birliği kapsamında müşterilere hediye edilen 25 gramlık dana küp ciğer ödül mamalarının seçiminde hangi kriterler dikkate alındı?

Ürünün içerik ve üretim sürecine ilişkin teknik detaylarını BAFFS’ın anlatması daha doğru olur.

Bizim açımızdan önemli olan, iş birliğinin ruhuna uygun, içeriği anlaşılır, amacı net ve hayvanların gerçekten faydalanacağı bir ürün olmasıydı. Sadece müşteriye promosyon vermek için herhangi bir ürün seçmek istemedik. Hediyenin doğrudan onların hayatındaki hayvana gitmesi fikri bizim için bu iş birliğini anlamlı kılıyor.

Hayvansal materyal kullanmayan Save The Duck ile hayvansal protein içeren BAFFS’ın birlikteliği bir çelişki değil mi?

Bence bu önemli bir soru ve cevabının da açık olması gerekiyor.

Save The Duck olarak hayvanların moda uğruna kullanılmasına karşıyız. Çünkü bugün sıcak, fonksiyonel ve kaliteli bir mont üretmek için hayvansal dolgu kullanmak zorunda değiliz. Alternatifi varsa neden hayvan kullanalım?

Bir köpeğin veya kedinin beslenmesi ise moda endüstrisindeki materyal tercihiyle aynı konu değil. Hayvanların biyolojik ve beslenme ihtiyaçlarını insanların moda tercihleriyle bir tutmanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Dolayısıyla burada benim için bir çelişki yok.

Bu kampanyanın yalnızca bir promosyon çalışması olarak kalmaması ve hayvanlara yönelik farkındalık yaratması için ne gibi mesajlar vermek istiyorsunuz?

Bir kişinin bu kampanya sayesinde satın aldığı ürünün ötesinde, “Benim seçimlerimin başka canlılar üzerinde nasıl bir etkisi var?” diye bir kez düşünmesini sağlayabilirsek bence amacımıza ulaşmış oluruz.

Her şeyi bir günde değiştirmek gerekmiyor. Ama insanların alternatifleri görmesini sağlamak önemli. Save The Duck’ın hikâyesi de aslında bunun üzerine kurulu: Başka türlü yapmak ve sürdürmek mümkün.

Sizce tüketicinin hayvan refahı konusundaki bilinç düzeyi nasıl değişiyor?

Çok ciddi biçimde değiştiğini düşünüyorum. Eskiden tüketici daha çok ürünün kendisine bakıyordu: Nasıl görünüyor, ne kadar sıcak tutuyor, fiyatı ne? Bugün bunların yanına başka sorular eklendi: Neyden üretildi? Nasıl üretildi? Bu ürünü satın aldığımda neyi destekliyorum?

Bence bu markalar açısından çok sağlıklı bir baskı yaratıyor. Çünkü artık yalnızca iyi bir ürün yapmak yeterli değil; o ürünü nasıl yaptığınızı da açıklayabilmeniz gerekiyor.

Özellikle genç tüketiciler arasında vegan, cruelty-free, sürdürülebilir ve hayvan dostu ürünlere yönelik ilgi markaları nasıl etkiliyor?

Genç tüketicinin önemli bir özelliği, markanın söylediğiyle yetinmemesi. Araştırıyor, karşılaştırıyor ve tutarsızlığı çok hızlı fark ediyor. Bu nedenle artık sadece iletişim stratejisini değiştirmek yeterli değil.

Bence önümüzdeki dönemde bunu gerçekten yapan markalarla yalnızca iletişimde kullanan markalar arasındaki fark daha da görünür olacak.

Bir markanın gerçekten “hayvan dostu” olduğunu söyleyebilmesi için hangi kriterleri karşılaması gerekir?

Bence önce ürününden başlamalı ama orada bitmemeli. Hangi materyalleri kullandığı, bunları nereden tedarik ettiği, test ve üretim süreçleri, birlikte çalıştığı şirketler ve aldığı ticari kararlar birbiriyle tutarlı olmalı.

Ben bu konuda mükemmellik iddiasından çok tutarlılığa ve şeffaflığa önem veriyorum. Bir markanın her şeyi kusursuz yaptığını söylemesi yerine, ne yaptığını, neyi henüz yapamadığını ve neyi değiştirmeye çalıştığını açıkça söylemesini daha değerli buluyorum.

BAFFS açısından baktığımızda, evcil hayvan sahiplerinin son yıllarda doğal içerikli ve daha sağlıklı ödül mamalarına yöneliminde nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

Pazarın teknik değerlendirmesini BAFFS’ın yapması daha doğru olur. Ancak tüketici tarafında gördüğüm genel değişim çok net: İnsanlar kendi beslenmesi konusunda bilinçlenirken artık evcil hayvanların da beslenmesine aynı, hatta daha bilinçli yaklaşabiliyor. Daha iyi, sağlıklı, kaliteli bir hayat için beslenmenin önemli olduğunu biliyor.

Bu da doğal olarak içerik konusunda daha seçici bir tüketici yaratıyor.

 Evcil hayvan sahipleri ödül maması seçerken özellikle hangi içeriklere dikkat etmeli?

 Bu soruyu BAFFS’ın uzmanlığına bırakmak isterim. Özellikle beslenme konusunda marka olarak uzman olmadığımız bir alanda tüketiciye kesin tavsiyeler vermeyi doğru bulmam.

Ben tüketici olarak baktığımda ise içeriğin ne kadar açık olduğu, ürünün kaynağının anlaşılabilir olması ve gereksiz kimyasal koruyucu ve zararlı içeriklerden kaçınılması benim için önemli kriterler olurdu.

Bu iş birliğiyle müşterilere yalnızca bir ürün hediye etmek yerine, hayvanlarla kurduğumuz ilişkinin niteliğine dair bir farkındalık yaratmak mümkün mü?

Bence yaratabilir. Zaten bu iş birliğini benim için anlamlı kılan taraf da bu.

Hayvanları sevmek çok kolay söylenen bir şey ama asıl önemli olan bunun günlük hayatımızdaki tercihlere ne kadar yansıdığı. Ne satın aldığımızdan hangi markaları desteklediğimize, birlikte yaşadığımız hayvanlara nasıl baktığımıza kadar birçok küçük karar aslında bu ilişkinin bir parçası.

“We Respect Animals” sizin için tam olarak ne anlama geliyor?

Benim için çok basit bir anlamı var: Hayvanları sevdiğimizi söylemekle yetinmeyip, seçimlerimizi de buna göre yapmak.

Save The Duck açısından bunun çok somut bir karşılığı var. Bir ürün geliştirirken “Hayvansal materyal kullanmadan bunu yapabilir miyiz?” diye sormuyoruz; zaten hayvansal materyal kullanmıyoruz. Dolayısıyla soru artık, “Bunu nasıl daha iyi yapabiliriz?”

Bir değer gerçekten şirketin parçasıysa yalnızca reklam kampanyasında görünmez; ürün geliştirmeden tedarike kadar günlük kararların içine girer, markanın ve ürünün tüm yolculuğunun bir parçası olur.

Önümüzdeki dönemde bu iş birliğinin devamında sokak hayvanları, hayvan refahı, sahiplendirme veya bilinçli evcil hayvan sahipliği gibi alanlarda yeni projeler gündeme gelecek mi?

Ben tek seferlik, sadece görünürlük sağlayan iş birliklerinden ziyade devamı olabilecek projeleri daha değerli buluyorum. O nedenle yeni projeler her zaman gündeme gelebilir.

Sokak hayvanları, sahiplendirme, bilinçli hayvan sahipliği ve hayvan refahı gibi alanlarda yapılabilecek çok şey var. Doğru proje ve doğru partner olduğunda elbette bunları değerlendirmek isteriz.

Ama benim için önemli olan çok proje açıklamak değil; yaptığımız projenin gerçekten bir karşılığının olması.

Son olarak, tüketicilere tek bir mesaj verme hakkınız olsaydı, satın alma tercihlerinin hayvanların yaşamına ve refahına nasıl bir etkisi olabileceğini onlara nasıl anlatırdınız?

Tek bir mesaj vermek gerekirse: Her satın alma aslında nasıl bir dünyayı desteklemek istediğimize dair verdiğimiz bir karar.

Bir ürünü seçtiğinizde sadece o ürünü satın almıyorsunuz; nasıl üretildiğine, hangi materyallerin kullanıldığına ve arkasındaki yaklaşımın devam etmesine de destek veriyorsunuz.

Ben insanlara “Şunu almalısınız, bunu almamalısınız” demek istemiyorum. Ama alternatifleri bilmelerini ve seçimlerini bilinçli yapmalarını isterim.

Füsun Saka

Paylaş

Son Yazılanlar

Marmara Depremi Hakkında Ne Biliyoruz?

17 Ağustos 1999… Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden birinin üzerinden 27 yıl geçti. On binlerce insanın hayatını kaybettiği Marmara Depremi,

Önceki zamanın tüm hasatları bitmiş

Çöl… Sağıma-soluma benden eksilenleri; birkaç çağın uykusunu, kimi vaktin gafletinde yitirilenleri,  gecikmeleri, ertelemeleri eklemeye çalışıyor, bir tohumun umudu ile gözümü açıp,

Tabaktaki Doğu Ve Ege Dengesi

Ege’de yaz mevsimi, çoğunlukla yüksek sesli müzikler ve gösterişli sunumlarla tanımlanır. Ancak Bodrum’un Tilkicik Koyu’na doğru uzandığınızda, bu hırslı kalabalıktan sıyrılan

Ateşin Karşısında Filizlenen Bir Gelecek

Mutfak, insanoğlunun sadece fiziki gereksinimlerini karşılamak için sığındığı bir mekân değildir. Mutfak; toprağın, emeğin, kültürün ve insani değerlerin harmanlandığı sessiz bir

Ben Dinlerim, Bana Anlat

Sonra diyorum: “İyi ki siz varsınız.” Yani beni okuyanlar. Baksanıza, Uzun beni araştırmış, yapay zekâya sormuş benim hakkımda söylenenleri. Felsefi ve

Tatların Ve Dokuların Şiirsel Diyaloğu

Yemek insanoğlunun hafıza, kültür ve estetikle kurduğu en doğrudan temastır. Bir tabağın karşısına geçtiğimizde yalnızca malzemeleri değil, o malzemeye ruhunu veren