Eğitim ve kariyer korelasyonu

İyi eğitimin gerek şart olduğuna inanırım. Ama hiçbir zaman yeter şartı olduğuna inanmadım. Günümüz rekabet ortamında olağanüstü bir yeteneğiniz, aileden gelen büyük bir sermayeniz ya da hayatınızı kolaylaştıracak bazı avantajlarınız yoksa; kariyer yapmak veya kendi işinizi kurmak için iyi eğitim hala olmazsa olmazlardan biri.

En azından biz çocuklarımıza böyle söylüyoruz. “İyi oku”, “Çok çalış”, “İyi bir üniversite kazan”, “Yabancı dil öğren”, “Kendini geliştir”…

BİLİNÇLİ AİLELERİN EĞİTİM SEFERBERLİĞİ

Sonra?.. İşte orası biraz karışık. Türkiye’de bilinçli ailelerin önemli bir bölümü çocuklarının iyi eğitim alabilmesi için maddi imkânlarını, zamanlarını ve enerjilerini seferber ediyor. Çocuklar daha ortaokuldan itibaren yarış atı gibi sınavlara hazırlanıyor.

Özel dersler, kurslar, yabancı diller, üniversiteler, yüksek lisanslar…
Eğitim artık yalnızca uzun bir yolculuk değil, aynı zamanda aile bütçesinin en önemli yatırım kalemlerinden biri. Ben de bugün tam o yolculuğun iki ayrı ucunda duran iki çocuğun babasıyım.

Oğlum Deniz üniversite sınavına girdi, sonuçlarını ve önündeki yolu düşünüyoruz. Kızım Zeynep lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladı; şimdi iş hayatının kapısında. Dolayısıyla ister istemez düşünüyorum; peki bütün bunlardan sonra ne olacak?

Bizim kuşağımıza anlatılan hikâye nispeten basitti. İyi eğitim alırsan, çok çalışırsan, sebat edersen, iç motivasyonunu kaybetmezsen ve şans da biraz yanında olursa sonunda bir yerlere gelirsin. Biz buna inandık. Üstelik iş hayatına girdiğimizde, zaman zaman eleştirsek de, önümüzde örnek alabileceğimiz yöneticilere rastlama ihtimalimiz daha yüksekti.

Onların yanında çalışır, işi öğrenir, hata yapar, azar işitir, tekrar dener, tecrübe kazanırdık. Çıraklık yapardık, sonra kalfalık, belki yıllar sonra ustalık.

SORUN, BİLMEDİĞİNİ BİLMEMEK

Bugünün iyi eğitimli gencinin önündeki problem ise yalnızca iş bulmak değil, kimden iş öğreneceğini bulmak. Çünkü dört yıl iyi bir üniversitede okumuş, üzerine yüksek lisans yapmış, iki yabancı dil öğrenmiş bir gencin karşısına; eğitimini, bilgisini ve dünyaya bakışını geliştirmeye hiç ihtiyaç duymamış bir yönetici çıkması artık pek şaşırtıcı değil.

Burada mesele diploma değil elbette. Hayatım boyunca “alaylı” insanlardan çok şey öğrendim. Hatta bana sorarsanız her mektepli biraz alaylı olmak zorundadır. Diploma sizi usta yapmaz. Çıraklık yapacaksınız, kalfalık yapacaksınız, tezgâhın arkasına geçeceksiniz.

Müşteriyle konuşacaksınız. Hata yapacaksınız. İşin mutfağını öğreneceksiniz. Sorun alaylı olmak değil. Sorun, bilmediğini bilmemek. Daha da kötüsü, bilene tahammül edememek. Türkiye’de iş hayatının belki de en tuhaf çelişkilerinden biri burada başlıyor. Çocuklarımıza yıllarca sorgulamayı, öğrenmeyi, araştırmayı öğretiyoruz.

Sonra bazı iş yerleri onlardan sorgulamamalarını istiyor. Üniversitede fikir üretmesini istiyoruz. İş hayatında “Çok fikir üretme” diyoruz. Özgüvenli yetiştiriyoruz. Sonra patronun karşısında fazla özgüvenli bulunuyor. Yabancı dil öğretiyoruz. Dünyayı takip etmesini istiyoruz.

Sonra dünyada gördüklerini şirkette uygulamaya kalkınca; “Burası Türkiye” cümlesiyle tanışıyor. Çocuğu dünyaya hazırlıyoruz, sonra dünyasını daraltıyoruz.

PATRON HER ŞEYİ BİLİR!

Bir de işveren tarafı var. Sermayeye sahip olmak elbette çok önemli. Risk alan, yatırım yapan, istihdam yaratan girişimcinin hakkını teslim etmek gerekir. Ancak para kazanmış olmak insana bütün bilim dallarında fahri profesörlük unvanı vermiyor. Ne var ki bazı işverenler zamanla bunun aksine inanabiliyor.

Pazarlamayı, finansı, operasyonu, insan kaynaklarını, mimariyi, gastronomiyi, her şeyi O biliyor. Danışman tutuyor ama danışmıyor, fikrini onaylamasını bekliyor.

Böyle bir ortamda eğitim? İyi. Tecrübe? Faydalı. Yabancı dil? O da olsun. Ama esas meziyetler bazen başka: Söz dinlemek, fazla itiraz etmemek, patronun fikrini o söylemeden önce anlamak.

Ve mümkünse patronun dün söylediğiyle bugün söylediği birbirinin tam tersi olduğunda ikisinin de neden doğru olduğunu açıklayabilmek. Hatta senin fikrini o sana bir süre sonra kendi fikri gibi söylese de bozuntuya vermemek.

YENİ NESİLDE SEBAT YOK MU? GERÇEKTEN ÖYLE Mİ?

İşte iyi üniversitelerde henüz bu bölümler açılmadı.

Belki adı “Kurumsal Hayatta İleri Biat Teknikleri” olabilir. Şaka bir yana, bütün bunları gören gençlere sonra dönüp: “Yeni nesilde sebat yok” diyoruz.

Acaba gerçekten yok mu? Karşısında yıllarca okuyup öğrenmiş insanların değil; ilişkiyi iyi yönetenlerin, doğru kişiye yakın duranların veya sorgulamadan uyum sağlayanların daha hızlı ilerlediğini gören bir genç neden bizim yürüdüğümüz yolu yürümek istesin?

O da doğal olarak başka yollar arıyor. Bir an önce para kazanmak istiyor. Ticaret yapmak istiyor. Bir şeyler alıp satmak istiyor; mesela komisyonculuk zamanımızın gözde mesleği! Sosyal medyadan para kazanmak istiyor. Kafe açmak istiyor ya da pasaportunu alıp başka bir ülkede şansını denemek istiyor.

Biz de kızıyoruz; “Önce bir işi öğren” diyoruz. Haklıyız ama genç de bize dönüp sorabilir: “Kimden?..” Bence bugün eğitim ve kariyer arasındaki asıl kırılma burada. İyi eğitim hâlâ çok değerli. Hatta dünyanın geldiği noktada belki eskisinden bile değerli.

Ama eğitim ile başarı arasındaki korelasyonu sağlayacak şey yalnızca okul değildir. O eğitimin karşılığını verebilecek liyakatli kurumlara, iyi yöneticilere, öğrenmeye açık işverenlere ve adil bir sisteme de ihtiyaç vardır.

Çünkü gençlere sürekli kendilerini geliştirmelerini söyleyip, onları geliştirecek çalışma ortamlarını yaratmıyorsak ortada küçük bir tutarsızlık var. Hatta küçük demeyelim. Oldukça pahalı bir tutarsızlık.

OKUYUP ADAM OLDUKTAN SONRA ADAMINI BULMAK VAR BİR DE!

Aileler yıllarını ve servetlerini çocuklarının iyi eğitimine yatırıyor. Gençler hayatlarının en güzel yıllarını sınavlara, üniversitelere, yüksek lisanslara ve yabancı dillere veriyor. Sonra hep birlikte iş hayatının kapısında bekleyip şu soruyu soruyoruz: “Şimdi ne olacak?”

Ben hâlâ çocuklarıma “İyi eğitim alın, çok çalışın, öğrenin, sabredin” diyorum. Bundan vazgeçmeyeceğim ama artık cümlenin sonuna küçük bir dipnot ekleme ihtiyacı hissediyorum: İyi eğitim sizi hayata hazırlar. İyi bir iş hayatının sizi beklediğini garanti etmez.

Belki bizim kuşağın gençlere karşı asıl sorumluluğu da tam burada başlıyor. Onlara yalnızca iyi eğitim vermek değil; aldıkları eğitimin, emeğin ve yeteneğin karşılık bulabileceği bir ülke ve iş hayatı bırakabilmek. Yoksa çocuklara yıllarca “Oku da adam ol” deyip okuduktan sonra “Şimdi de adamını bul” demek zorunda kalacağız.

İbrahim Demir

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Asırlık Lezzetlerin Canlı Sahnesi

  Doğup büyüdüğüm, sokaklarını avucumun içi gibi bildiğim Kadıköy’ü gezmek benim için hiçbir zaman sıradan bir şehir turu olmadı. Her köşesi çocukluğumdan bir hatırayı, her

Son Düğme Bize Ne Anlatır?

Sonsuz boşunalık hissini silkelemeye çabaladığım zamanlarda, güya karamsarlığıma boyun eğmeyip dışımdaki bir yola hareketlenmeye özeniyorum. Dışarıdan, kabus gördüğü uykusunda sağa sola heyecanla dönüp duran biri

Türk Çayının Gastronomik Sırları

Karadeniz’in dik yamaçlarına tutunan yeşil dalgalar, yalnızca bir coğrafyanın değil, bütün bir kültürün nefes alıp verişini simgeler. Rize, nemli iklimi, verimli toprakları ve kendine has

“Biz Güzeliz” ve başlıyoruz!

Biz kadınların dünyası zaten böyle. Güzellik hayatımızın içinde. Bazen aynada kendimize baktığımızda, bazen çok sevdiğimiz bir elbiseyi giydiğimizde, saçımız tam istediğimiz gibi olduğunda… Bazen de

Elektrikli Araçlar İkinci Elde Ne Olacak?

Elektrikli Araçlar İkinci Elde Ne Olacak? Batarya Sağlığı Korkusu Otomotiv dünyası, fosil yakıtlardan elektrikli motorlara doğru tarihin en büyük ve en hızlı dönüşümünü yaşıyor. Sıfır

Bursa Teruarında Yaşayan Mutfak Hafızası

Bir şehrin gastronomik kimliğini düşündüğümüzde zihnimiz genelde değişmez kabul edilen, tarif defterlerine sıkışmış tabaklara kayar. Kentlerin mutfak mirası çoğunlukla müzeleştirilmiş birer hatıra gibi sunulur. Oysa

Algıyı Yönetmek, Gerçeği Değiştirmez

Hayatın her alanında karşımıza çıkan bir kavram var: algı yönetimi. Yani insanların olayları sizin istediğiniz gibi görmesini sağlamak. Bunun mümkün olduğuna inanacak kadar büyüklenmeci olanlar

Gün Batımında Bir Pera Gecesi

İstanbul, her sokağında ayrı bir hafıza barındıran büyüleyici bir açık hava müzesi gibidir. Ancak bu kadim şehrin ruhunu en yoğun hissettiren köşelerin başında şüphesiz Pera

Gastronominin Yıldızları Ödüllerini Aldı

Gastronomi dünyası uzun yıllar boyunca tabağın estetiği, teknik yetkinlikler veya ticari başarı rakamları üzerinden değerlendirildi. Oysa tabağın arkasındaki insan hikâyesini, verilen emeği ve o yemeğe