Bu Dünya Sadece Bize Ait Değil…

​İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye genelinde sahipsiz sokak hayvanlarının büyük bir kısmı toplandı; 51 ilde bu süreç tamamlanırken, büyükşehirlerde oran yüzde 64’e ulaştı. Rakamlar büyük, ancak sorularımız daha büyük:
Sokaklardan bu canlar çekildiğinde, gerçekten daha huzurlu daha güvende mi olacağız? ​Cevap ne yazık ki hayır.

Çünkü mesele hiçbir zaman köpeklerin kendisi değildi. Asıl tehlike, bir canlıyı sırf var olduğu için ‘tehdit’ olarak gören ve hedef gösteren bakış açısında saklı. Burada kastettiğim belirli bir kesim değil; bir canlının yaşam hakkını kendi konforundan aşağıda gören her türlü zihniyetin ta kendisidir.

Peki belediyeler, sokak hayvanlarının bakımı ve rehabilitasyonu için bütçelerinden zorunlu olarak pay ayırmakla yükümlü mü? Evet yükümlü. Yükümlülüklerini yerine getirdiler mi? Cevap yine yine ne yazık ki hayır. İşte bu yüzden bugün bu adil olmayan yasa karşımıza çıktı.​

Peki nereye gidiyor bu canlar?


​Barınakların kapasitesi, imkanları ve mevcut durumu ortada. ​Hangi koşullarda bu hayvanları tutuyorlar biliyoruz. Eğer barınaklar gerçekten birer sıcak yuva olsaydı, bugün korkuyla değil, umutla konuşuyor olurduk. Oysa bugün çoğu barınak; sessiz, soğuk ve unutulmuş birer zindanı andırıyor.

Bu canlara kötü muamele eden, hakkını yiyen kim varsa, onlara hakkımı helal etmiyorum… Her iki dünyada da.

​Hassasiyet değil, insan olma sorumluluğu…

Hayvanları korumayı bir ‘hassasiyet’ ya da bir ‘hobi’ olarak görenler var. Onlara şunu hatırlatmak isterim: Bir canlının acısını hissetmek, onu korumak için çabalamak bir lütuf değil, insan olmanın en temel gereğidir.

Bakınız dünya kütüphaneleri insanlığın birbirine verdiği zararları anlatan binlerce cilt kitapla dolu. Ailede, iş yerinde, sokakta; şiddeti, nefreti ve kötülüğü icat edip yayan hiçbir zaman hayvanlar olmadı.

Bir köpeğin, bir kedinin insana verdiği zarar; insanın insana iş yerinde kurduğu baskının, ailede gösterdiği şiddetin ya da güç hırsıyla dünyaya verdiği zararın yanında devede kulak kalır. Asıl tehlikeyi yanlış yerde aramayı bırakın artık.

​Bahane değil, eylem zamanı…

Ve bir de ​‘hepsine yetişemeyiz’ cümlesi, sorumluluktan kaçanların sığındığı bir liman haline geldi. Oysa elini taşın altına koyanlara bakın; Ceylan Ertem, Derin Mermerci, Seren Serengil, Başak Dizer ve Hande Yener gibi isimler yılmadan mücadele ediyor. Bu sadece onların değil, hepimizin ortak olduğu sorumluluğun sınavı.
​
Kimse kusura bakmasın demeyeceğim; herkes kusura baksın.
Başkalarına laf yetiştirmek, yaşam hakkını savunmayı küçümsemek yerine, herkes dönüp kendi insanlığını, merhametini sorgulasın. Bu dünya sadece insanların değil; bu dünya hepimizin.
​
Sevgi ve merhametle kalın…

Derya Özkök
Derya Özkök

Vicdan Sofrası

Recent Posts

Yeni Bir Umut:  Epilepsi Ve Beyin

Stephen Hawking’in o kendine özgü mekanik sesini hatırlayın; evrenin sırlarını anlatan bir bilim insanının, bedeninin…

5 saat ago

Kolajen kulübünün yeni VIP’si: Tripeptitler

Güzellik dünyası yeni bir takıntı buldu. Üç amino asit, bolca bilimsel merak ve kolajen üretimine…

2 gün ago

Cakarta Borsası’nın kaderi paylaşılır mı?

Örtbas devam ederse Borsa İstanbul, Cakarta Borsası'nın kaderini paylaşır  Görünen o ki, fon skandalının üstü…

3 gün ago

“Bunaldım dedin, demek ki benden sıkıldın”

İlişkilerde en yorucu anlar kavga anları değildir. Asıl yorgunluk, içinizi olduğu gibi döktüğünüz, kelimelerinizi özenle…

4 gün ago

Güzellik artık bir “tık” uzakta mı?

Gelişen teknolojinin estetik uygulamaları nasıl değiştirdiğini geçtiğimiz hafta katıldığım bir toplantıda dinledim. René Clinic’te yapılan…

4 gün ago

Topraktan Tabağa Kadim Miras

Fırat Nehri’nin bereketiyle biçimlenen Mezopotamya toprakları, insanlık tarihinin en köklü mutfak kültürlerine ev sahipliği yapar.…

5 gün ago