Dil; insanın vazgeçilmez iletişim aygıtıdır.
Konuşmak; zekanın göstergesidir.
Anlaşmak ise insan olmanın en temel gereğidir.
Ama biz, ne yazık ki toplum olarak konuşamıyoruz. Konuştuklarımız çoğu zaman ses oluyor ama anlam oluşturmuyor. Zekamızı iyi yönde kullanamıyoruz; dolayısıyla da anlaşamıyoruz.
Belki de bu yüzden kötülerle iyiler hiçbir zaman aynı cümlede buluşamıyor. Çünkü iyilik, vicdan ister; kötülük ise gürültüyle beslenir.
Canlar yandı, sessiz çığlıklar sokak aralarında yankılandı, görmezden gelinen her acı biraz daha büyüdü. Biz her yıl aynı süslü cümlelerle eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşılıyoruz.
O cümleler kulağa hoş geliyor ama ruha dokunmuyor. Tıpkı okunup da hiç anlaşılmayan bir kitap gibi…
Oysa bir kitap okuduğumuzda hayatımızda mutlaka bir şey değişir. Değişmiyorsa, kendimizi kitap okumuş saymayalım. Bu, hem yazara hem okura hem de kitabın kendisine yapılmış bir haksızlıktır. Çünkü her kitap bir derstir; her satır, insanın kendine tuttuğu bir aynadır.
Ama bizim toplumda bu keşif nedense yarım kalıyor. Filmlerde, dizilerde, hikayelerde kötüyü merkeze koyuyoruz. Onu yüceltiyor, onu örnek alıyoruz. İyilik arka planda kalıyor; sessiz, yalnız ve savunmasız… Tıpkı sokaklarda yaşam mücadelesi veren canlar gibi.
2025’ten ve ondan önceki yıllardan ders çıkarmayan bir toplum olduğumuz için, karanlıktan aydınlığa geçemiyoruz. Çünkü ders alınmayan acılar, sadece tekrar eder.
Ve gelelim asıl meseleye…
Vicdan Sofrası’na.
Bu yıl çok canlar yandı.
Masum canlara tarifsiz acılar çektirildi. Onların acısı sadece onların değil, insan kalabilmiş herkesin acısıydı. Sokaklarda açlığa, korkuya, şiddete mahkum edilen canların gözlerinde, insanlığın utancını gördük.
Ben buradan 2026 için artık ‘dilek’ dilemeyeceğim.
Çünkü dilek, çoğu zaman insanın kendine verdiği bir avuntudur.
‘İnşallah’ deyip sorumluluktan kaçmanın süslü halidir.
Sokaktaki canlarla uğraşan, onlara zarar veren, yaşam alanlarını dar eden, merhameti yük sayan her kim varsa…
Dilerim 2026 onlar için bir yüzleşme yılı olur.
Ektikleri kötülüklerin gölgesinde kalırlar.
Ne ekersek onu biçiyorsak, bu yıl kök salan kötülüklerin altında ezilirler.
Bu bir beddua değil.
Bu, hayatın değişmez adaletine duyulan inançtır.
Çünkü kötülük yok olursa;
bu ülkede her canlı huzura erer.
Bir köpeğin kuyruğu korkuyla değil sevinçle sallanır.
Bir kedinin gözü kaçmak için değil, güvenmek için bakar.
Bir çocuk, merhameti hayvanlardan öğrenir.
Bu yılın son yazısını bir beddua olarak okumayın.
Bunu bir iyi dilek ritüeli, bir vicdan manifestosu olarak düşünün.
Tek dileğim;
kötü ruhların yok olup gitmesi,
iyi ruhların sessiz ama kararlı savaşını kazanmasıdır.
Ve yıl biterken…
Kalbinizi biraz yumuşatacak, vicdanınızı biraz dürtecek üç küçük öneri bırakıyorum:
Film: Hachiko, sadakatin, sessiz sevginin ve insan olmanın utandırıcı güzelliği…
Şarkı: Sezen Aksu, Masum Değiliz, kendimizle yüzleşmek için…
Kitap: Jack London, Vahşetin Çağrısı, insanla hayvan arasındaki görünmez bağı hatırlamak için…
2026’ya girerken yeni bir yıl değil,
yeni bir vicdan diliyorum.
Sokaktaki canlar için…
İnsan kalabilen herkes için…
Mutfak, sadece malzemelerin bir araya gelip piştiği bir mekan değil; aynı zamanda bir felsefe alanı,…
Topraktan sofralaramıza uzanan bir yolculuk Bahar sadece kışı geriye bıraktığımız ve soğuk aylardan sonra gelen…
Eğlenceli makyaj trendi, güzellik dünyasının “Temiz Kız” minimalizmine cevabıdır. Bu eğlenceli makyaj trendini en iyi…
ABD–İsrail–İran hattındaki gerilim küresel enerji ve tedarik zincirlerini sarsarken, kullanılan gübre ve mazotta bağımlılığı yüzde…
Tabağımızın ortasında sessiz bir fırtına kopuyor. Her öğün kurduğumuz o sofralar aslında sadece lezzetlerin buluşma…
Aşıkların karşılık görmeyeni, yüreğine taş bağlayıp derin sulara bırakır kendini. Ayrılıktan azade bir beraberliğin başlangıcıdır…