FILE - In this July 18, 1976, file photo, Romania's Nadia Comaneci dismounts from the uneven parallel bars to score a perfect 10.00 in the women's gymnastics competition at the Summer Olympic Games in Montreal. (AP Photo/Suzanne Vlamis, File)
Tabelada alınan puan yazılacaktı, ama kimse nasıl yazacağını bilmiyordu. Hiçbir sporcunun mükemmeli başarabileceğini düşünmemişti üretici firma muhtemelen. Tam puan 10 tam için gereken dört ayrı alan yoktu ışıklı tabelada (nokta sabitti zaten). Üç alanı yeterli görmüşlerdi. Hoş haksız da değillerdi. Zira aynı başarıyı tekrarlayabilen pek çıkmayacaktı sonrasında da…
Benim neslim şanslı bir nesil oldu. Sporsever olarak elbette. Yoksa siyasi anlamda görmediğimiz darbe, yemediğimiz tokat kalmadı neredeyse. Cruyff’lu Hollanda’yı, imparator Beckenbauer’i, kelebek gibi uçan, arı gibi sokan Muhammed Ali’yi, pisinlerin kralı Mark Spitz’i izleyebildik bizler. Ancak hafızalarımıza en çok kazınan ve bizlerle birlikte tüm dünyayı şaşırtan henüz on dört yaşındaki bir ‘çocuk’ oldu: Nadia Comaneci…
1976 Olimpiyatları’nda, ki efsane bir olimpiyattır, jimnastik gibi, hakemlerin kolay kolay puan vermedikleri, sıfırcı hoca gibi ince eleyip sık dokudukları bir branşta Nadia’ya on tam puanı yapıştırdı hakem heyeti. Tabelada on tam puanı gösterecek yeterli alan olmayınca puan ekrana 1.00 olarak yansıdı. Nadia’nın serisi o kadar mükemmeldi ki, hiç kimse kazayla gerçekten de bir puan aldığını düşünmedi. Herkes on puan mucizesinin farkındaydı ve ayaktaydı. Ayakta alkışlanıyordu Nadia Comaneci tüm dünyada.
Yetmedi…
Nadia’nın tabela ile mücadelesi sürdü ve o olimpiyatta tam altı kez daha 1.00 yazdırdı.
Yıllar sonra bir röportajında şunları söyleyecekti Nadia: “ Eğer bilgisayarlar bile skorunuzu gösteremiyorsa hikâyeniz başka bir boyut kazanıyor.”
Gerçekten de bir olimpiyat altınının çok daha ötesinde bir boyut kazanmıştı Nadia Comaneci’nin hikayesi.
Daha küçücük bir çocukken, her çocuk gibi enerji doluydu Nadia da. Kendi sözleriyle ‘mobilyaların üzerinde zıplar, eşyaları kırardı’. Ailesi bu enerjisini atması için onu spora, jimnastiğe yönlendirdi.
Nadia salonda yaptıklarını çok sevdi. Neredeyse başka hiçbir şeyden bahsetmiyor, koşa koşa gidiyordu salona. Yarışlarla birlikte rekabet de keyif vermeye başladı ona. Hep en iyisi olmak istiyordu. O yılların demirperde ülkelerinde hareket alanınız çok kısıtlıydı. Nadia ise bu yarışmalar sayesinde daha dokuz yaşındayken bile seyahat ediyordu sürekli. Zordu, ama bir çok başka çocuğun sahip olmadığı ayrıcalıklar sağlıyordu spor ona.
Yaptığı sporun asıl zorluğu her gün saatlerce süren idmanlar, tekrarlana tekrarlana ezberlenen hareketler değildi aslında. En iyiyi hedefliyorsanız bunları elbette yapmak zorundaydınız. On binlerce diğer rakibiniz gibi. Ancak yarışma günü tüm bu çabanızın karşılığını alabilmek için sadece ve sadece bir dakika on saniyeniz oluyordu. Asıl zor olan buydu. Tüm o çalışma, tüm o ezber bu kısacık zaman dilimi içindi ve belki de hayatınızda hiç olmadığınız kadar konsantre olmanız, heyecanınızı yenmeniz, odaklanmanız gerekiyordu. Ne dün, ne yarın, ne başka bir zaman diliminde. Tam da o anda!
Bir dakika on saniye…
Ve mükemmellik.
On tam puan…
İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye genelinde sahipsiz sokak hayvanlarının büyük bir kısmı toplandı; 51 ilde…
Bir topikal bileşenin Botox benzeri sonuçlar verebileceğini iddia etmek, gerçek olamayacak kadar iyi görünüyor. Gerçekten…
Pazar haftanın en güzel günüdür. Geride kalan günlerin esaretine bir günlük salıverilmedir. Dünyanın bıkkın seyrine,…
L'Occitane en Provence , Provence’daki mimoza mevsiminden ilham alan yeni ve sınırlı sayıda üretilen kokusu…
Karadeniz’in hırçın mavisiyle uysal yeşilinin birleştiği o büyülü eşikte, Doğu Karadeniz’in giriş kapısı Ordu, yalnızca…
Adana’da karnavalın ötesinde, lezzetle kurulan bir hikâyenin içinden geçiyoruz. Bu hikâyede şehrin hafızası, üretme biçimi…