Bizim Uzun sessiz sever, söylemeden, anlatmadan, göstermeden. Hani mahallenin kedileri demiştim ya, Hamza vardı bir tane Uzun’un çaktırmadan sevdiklerinden. Hamza kaçmış, parktan Carefour önüne terfi etmiş. Uzun, İsim bile koymuştu ona. Bak, bu isim mevzusu Uzun için önemli.
Biliyorum ben, onun ne kadar tarih sevdiğini. Hep şunu derdi, önce bir kahramanlık gösterecek, ismi öyle hak edecek. Sokak kedisi değil de, Hamza olmak önemli, bak bana, yıllarca Eflatun oldum ve Eflatun olarak gittim bu dünyadan.
Uzun, yine çaktırmadan sokak kedilerine, tavuğun göğüs parçalarını, parça etleri kaynattırıyordu. Düşünsenize kasaptan onları alıyor, pet shoptan en iyi marka mama alıyor. Ahh, benimle başladı her şey değil mi Uzun?

Haa ben tanırım Uzun’u, şimdi bir şey söylesen, “yok canım, öyle bir şey, bir kere almışım der, “ önemsiz bir şey gibi geçiştirir sevgisini. Seviyorsun işte Uzun, benimle didişerek öğrendin sen kedi sevgisini. Kim bilir beni tanımasan, geçip giderdin sokak kedilerine hiç bakmadan.
Ama şimdi ona Hamza dedin, ama Hamza çekti gitti. Sen yine gittin, bir başka kedi buldun. Daha doğrusu, o seni bulmuş. Hani o kendine özgü umursamaz adam halleriyle anlatıyorsun ya, apartmanda yirmiden fazla daire seçeneği arasında gelmiş, senin paspasına yerleşmiş, o minik sarı kedi.
Henüz ismi konmayan sarı şapşik. Ah be Uzun’um, hep öyle oluyor bizim dünyanın hikayeleri zaten. Biri kapı aralığından girer, biri bahçeye düşer, diğeri parkta üşür.
Önemli olan hikâyenin nasıl devam edeceği. Sen de şimdi o umursamaz tavırlardasın ya, kolonyalar, asetonlar sıktım paspasın üstüne, yok canım, gelmez bir daha diyorsun. Dur, hikâye daha yeni başladı.
Sahi, belli bir profil midir bu sokak kedilerini koruyan, besleyen, sevenler. Şimdi bu konuda iddialı konuşmak için, bir örneklem grubuyla araştırma şart.
Ama ben kedi Eflatun, yıllarca Uzun’la bu konuda hasbihallerimizi yazayım. Ben derim ki, onlar dünyaya kızgındır aslında, sevgisizliğe, merhametsizliğe, sokak hayvanlarını canlı olarak görmeyen herkese.
Belki de, öfkenin kaynağı bambaşka yerde. Ama mahalle aralarında, sokak başlarında varını yoğunu kedi mamalarına verecek kadar cömert olurlar. Aaa , cömert burada yanlış oldu. Onlar için bu, olması gerekendir.
Sokaklar ya, özgürlüğün, mücadelenin yeri. Ben biliyorum, onlar bize acıyarak bakmaz, aman da zavallı diye sevmez, onlar bize hakkımızı verir. Çoğunu da bilirim, hak, adalet peşinde koşan tiplerdir. Yoo, burada sokak kedilerini besledin diye sütten çıkmış ak kaşık olmazsın tabii.
Bu gözler neler gördü? Müthiş bir hayvan sevgisinin ardında insanlara sevgisizlik de olabilir. Bazen siz, iki ayaklılar yerine bizi tercih edenler de olur. Ama bakın Uzun’un yaklaşımına, uzunca bir felsefe tabii. Eflatun ve Uzunlatun gibi.
Uzun ne der, bunların hepsi geçmişte birer Nazi subayı gibi, yapmışlardır bir zalimlik, vicdanlarını rahatlatıyorlar. Savunma mekanizması olarak telafi diyor Uzun, hatalarını sokaklarda fazlasıyla iyi davranarak tamamlıyorlar. Haaa, burada “iyi” yi de tartmak lazım.
Yine Uzun’a göre, evdeki kedine en iyi mamayı alıp da sokaktakine daha kalitesini vermen, olmaz, bu ayrımcılıkla bana hayvan sevgisinden bahsetme diyor Uzun. Biz az tartışmadık bu konular üzerine Uzun’la, ben, bak bizimkine diyorum, sevmedi mi beni, kurtarmadı mı putayı.
Hadi canım diyor Uzun, vicdanlarını rahatlatıyorlar, şov yapıyorlar.
Ben yapma, etme derken, Uzun, son noktayı koyuyor, ben seviyorum diye itiraf ediyor. Onların Survivor yaşamlarını, sokakta dava adamları olmalarını seviyorum. Hadi ben kedi Eflatun, yine döneyim Freud amcama, Uzun, nedir bu yargılama, kendi içindeki iyilik mi ağır geliyor?
Başkalarını kötüleyerek onu kapattığını mı sanıyorsun? Ama o maskeyi ne zaman çıkaracaksın be Uzun, atayım mı bi tırmık. Bi de demez misin, ben onları palazlansınlar diye besliyorum, aşağıdaki Kore Restoranı’na vereceğim diye.
Ahh be Uzun, ben de gittim evden, artık tek başına felsefe yapıyorsun, ama hep buradayım ve seni görüyorum, unutma. Yine dönsem Freud amcama, şu Kore restoranı şakasıyla, gerçekte neyi anlatmaya çalışıyorsun?
Eflatun






