Sen sonsuza kadar yaşa Cumhuriyet

Cumhuriyetimizin 100. yaşına girmesini kutladık geçtiğimiz günlerde. Kutlamalar biraz buruk ve arzulandığından daha sönük de geçse, özellikle içinde bulunduğumuz coğrafya göz önüne alındığında, bir asırlık bir cumhuriyetin çok büyük bir başarı olduğu çok net.

Ben de cumhuriyetin yüz yılında sporda neler yapıldığını, özellikle ilk yılları ele alarak aktarmak istedim.

 

Spor milli kültürün parçası

Spor milli kültürün bir parçası ve birçok devlet tarafından siyasi propaganda aracı olarak kullanılıyor. Bir zamanların Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve ABD arasındaki müsabakaları hatırlamak bile bunun içi yeterli. Ya da Hitler Almanyası’nın olimpiyatlara verdiği önemi düşünmek.

Antik dönemlerden yakın tarihe kadarki süreçte spor daha çok savaşa hazırlık niteliğinde düşünülmüş ve uygulanmış. Türklerde de bu aynı şekilde olmuş. Öyle ki önemli bir kaynak olan Divan-ü Lügati Türk’te spordan bahsederken en çok avcılık, okçuluk, binicilik, cirit ve güreş ön plana çıkıyor.

İkinci meşrutiyete kadar gelen süreçte spor ve sporculuk daha dağınık, ama yine de belli bir organizasyon çerçevesinde yürütülüyor. Tekkeler ve ağalık sistemi bu yapının ana ayakları oluyor. İkinci meşrutiyetten sonra sporu daha organize bir hale sokma çabalarını görüyoruz. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte bu süreç daha da önem kazanıyor.

Sporda başarılı olabilmenin en önemli merhalesinin okullar olduğunu gören dönemin idarecileri beden terbiyesi derslerine önem veriyorlar. Beden eğitimi öğretmeni yetiştirilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı yurt dışına öğrenciler gönderiyor, kurslar açılıyor, yabancı spor adamları Türkiye’ye davet ediliyor.

1922 ile 1936 yılları arasında spor faaliyetleri Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı bünyesinde yürütülüyor. Burhan Felek, Nasuhi Esat Baydar, Yusuf Ziya Öniş ve Ali Sami Yen gibi dönemin önemli isimleri İsviçre Spor Teşkilatı Tüzüğü’nü tercüme ediyorlar ve yapılanma bunun üzerine inşaa ediliyor.

Ancak spordan beklenti hala devlet gücü ve savaşlarla ilgili

TİCİ’nin kuruluş amaçlarından en önemlisi gençlerin maddi ve manevi yönden sağlam, sıhhatli, vatanına bağlı olarak yetişmelerini sağlayarak, askere ve yurt müdafaasına hazır bulunmalarını temin etmek. Yani askerlik ve yurt müdafası hala en önemli spor yapma nedeni.

Ancak TİCİ döneminde daha önceleri görmeye alışkın olmadığımız bazı spor dalları da başlıyor. Bunlar voleybol, atletizm, yelken, tenis gibi sporlar.

1936’da, artık Türk Spor Kurumu’na dönüşmüş olan TİCİ CHP’ye bağlanıyor.

1938′den sonraBeden Terbiyesi Genel Müdürlüğü, 1986 yılından sonra ise Gençlik Spor Genel Müdürlüğü devletin spor organizasyonunu üstleniyor.

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de spora olan ilgisi biliniyor. Henüz 1915 yılında Osmanlı Genç Dernekleri Genel Müfettişliğine atandığında öncelikle okullardaki beden eğitimi ders saatlerinin artırılmasını o dönemin eğitim bakanlığına rapor olarak sunmuştu Atatürk. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur sözü ise hepimizin ezbere bildiği bir deyişidir.

Atatürk’ün ilgi duyduğu sporların en başında sadece kuvvet değil, aynı zamanda bir zeka oyunu olarak gördüğü güreş geliyor.

“Benim en çok sevdiğim spor, serbest güreştir. Hangi Türk askerini, köylüsünü isterseniz soyup meydana çıkarınız; dik omuzlan, iyi, kusursuz oluşmuş kasları, keskin yüz çizgileri, yanık tatlı renkleri, kafa yapıları, insanın ruhuna güven ve neşe veren bir eser olarak canlanır. Türk milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerlerinde güreşirlerken görürsünüz.”

Ancak Gazi’nin ilgisi sadece güreşle sınırlı olmuyor. Kendi himayesinde birçok başka sporun gelişmesine de öncülük ediyor. Su sporları ve otomobil sporları da onun döneminde gelişiyor.

Voleybol, hentbol, tenis ve basketbol ise 1935 yılında “Spor Oyunları Federasyonu” çatısı altında toplanıyor.

Atatürk’ün emriyle Türk Ocağı Derneği 1931’de feshedilerek bütün mal varlığı Cumhuriyet Halk Fırkasına devrediliyor. Bununla Halkevleri kuruluyor ve tarih, dil ve edebiyat, sanat dışında spor şubeleri de kuruluyor. Bu şubelerde güreşin dışında boks ve eskrim de yapılıyor.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kez büyük bir uluslararası organizasyonda yer alması 1924 Paris Olimpiyatları’nda gerçekleşiyor. Aslında bu olimpiyata katılmak için Milletler Cemiyeti üyesi olma şartı varsa da genç cumhuriyet bundan muaf tutuluyor. Türkiye futbol, güreş ve atletizm dallarında kırk sporcu gönderiyor olimpiyata.

Günümüzde bile bir çoğumuzun ilgi alanında olmayan Kış Olimpiyatları’na 1936’da sporcu gönderecek kadar sporu önemsiyor genç Türkiye Cumhuriyeti. 1936 Gelsenkirchen Kış Olimpiyatları’na dokuz sporcu ile katılıyoruz.

İlk altın madalyamızı -tahmin edilebileceği üzere- güreşte kazanıyoruz. 1936 Berlin Olimpiyatları’nda serbest stilde Yaşar Erkan madalyayı kazanıyor. Atatürk Yaşar Erkan’ı geçtiği telgrafta şöyle kutluyor:

 “Kendin küçüksün ama memleket için çok büyük bir iş yaptın. Artık adın Türk spor tarihine geçti. Çok yaşa Yaşar.”

O günlerden bu günlere çok zaman geçti. Artık spor çok büyük bir endüstriye dönüştü. Spor alanları ve imkanlar çok daha fazla. Elbette kazanılan başarılar da daha fazlalaştı.

Ancak bugünlerden o zamanlara dönüp bakıldığında, bir savaştan çıkmış, büyük bir borç altındaki cumhuriyetin spora ve sporcuya verdiği değer ve kaynak yaratma azmi büyük bir övgüyü, daha da ötesinde minnettarlığı hak ediyor.

Çok yaşa cumhuriyet…

Behçet Üstün

 

 

 

 

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Her atletin hayali olimpiyat oyunları

Olimpiyat oyunları… Şüphesiz ki dünyanın en büyük spor organizasyonu ve her atletin hayali… 2024 Olimpiyat Oyunları kısa bir süre sonra Paris’te başlayacak. 32 branşta 48

Seyirci kalıyorsan esas sen uyutulmuşsun!

  Ben de onlardan biri olabilirdim.  Çünkü geldiğim yer sokaklar. Bu hikayemi size bundan sonraki yazımda anlatacağım. Evet, sokakta yaşayan tüm canlılara, insanlara, hayvanlara sesleniyorum.

Çürük Elmalar Sektörü Tehdit Ediyor!

Yeme içme sektörü son dönemde ciddi bir sınav veriyor. Artan fiyatlar nedeniyle ciddi eleştiri alıyorlar. İşini ciddi olarak yapan işletmeler haksız olarak eleştirildiklerini düşünüyorlar. Ve

Asıl mesele hayvanların sokakta oluşu mu?

Türkiye’nin uzun süredir gündemini meşgul eden sokak köpekleri sorunu, köklü ve insani bir çözüme kavuşmayı bekliyor. Ancak geçtiğimiz günlerde TBMM‘ye sunulan yeni yasa teklifi, sorunun

Savaşlar, suikastler ve piyasanın yönü

Bu yıl malum, seçimler yılı. Hindistan’tan Fransa’ya, Birleşik Krallık’tan İran’a seçimler sonuçlandı, ama siyasi istikrardan söz etmek çok güç. Hâlâ önümüzde pek çok seçim var

“İncinsen de incitme”

RUANDA ÖRNEĞİ: SOYKIRIMLA BAŞA ÇIKMANIN TEK YOLU ZALİME DÖNÜŞMEK DEĞİLMİŞ Hacı Bektaşi Veli’nin, “İncinsen de incitme” sözü, şu sözüyle beraber, bu yazıda anlatmaya çalıştığım her

Kadın emeğinin yarattığı reçel cenneti

Şimdilerde,  kadın emeği deyimini sıkça duyuyoruz. Kadın emeği, tarih boyunca toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlarda önemli bir rol oynamış. Kadınlar, tarım toplumlarından sanayi devrimine ve