12 Bin Yıllık Hafızanın Gelecek Yolculuğu

Tersane İstanbul’un Haliç’e bakan o sakin ama vakur atmosferinde, geçtiğimiz günlerde insanlık tarihinin en eski ve en anlamlı sofralarından birinin gelecek yolculuğuna tanıklık ettim.

Şanlıurfa, Uluslararası Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü (IGCAT) tarafından “2029 Dünya Gastronomi Bölgesi” unvanına aday gösterildi.

Bu, sadece bir kentin tanıtımı ya da bir mutfağın lezzet sunumu değil.

Bu adaylık, Türkiye’den bu seviyede bir kabul gören ilk şehir olmanın ötesinde, toprağın hafızasını evrensel bir dille yeniden kurgulama girişimi olarak okunmalı.

Gecenin başlangıcındaki Vox Humanis korosunun tınıları, Şanlıurfa’nın çok katmanlı yapısını ve kimliğini bizlere bir kez daha hatırlattı.

Batı koro geleneği ile Anadolu’nun kadim seslerinin buluşması, aslında gece boyunca hissedeceğimiz o “evrensellik” vurgusunun ilk işaretiydi.

Şanlıurfa mutfağını anlamak için sadece bugünün tariflerine bakmak yetmez.

Bu coğrafya, Bereketli Hilal’in tam kalbinde, buğdayın ilk ehlileştirildiği, medeniyetin tohumlarının atıldığı bir hafıza merkezidir.

Şehrin mutfak kültürü, 12 bin yıllık bir birikimin süzülerek günümüze ulaşmış halidir.

Şanlıurfa’da yemek, sadece karın doyurmak değil; bir paylaşım, bir toplumsal uzlaşı ve bir inanç ritüelidir.

Halil İbrahim Sofrası geleneği, bu toprakların cömertliğini ve kapısının herkese açık oluşunu simgeler.

Urfa mutfağının omurgasını oluşturan sade yağ, isot, ev yapımı salçalar ve ata tohumlarından gelen tahıllar, bugün dünyanın aradığı o “gerçek gıda” arayışına verilmiş en köklü cevaptır.

Bu mutfakta her malzemenin bir hikayesi, her pişirme tekniğinin bir felsefesi vardır.

Örneğin, çiğ köftenin yoğrulma süreci sadece bir hazırlık değil, sabrın ve emeğin sanata dönüşmesidir.

Mırranın acı tadı, bölgenin tarihsel sertliğiyle harmanlanmış bir misafirperverlik göstergesidir.

Lansman gecesinde Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın yaptığı değerlendirmeler, bu adaylığın neden sadece bir “unvan” peşinde koşmak olmadığını net bir şekilde ortaya koydu.

Gülpınar, bu buluşmanın insanlık tarihinin en kadim sofralarından birinin etrafında gerçekleşen bir buluşma olduğunu vurguladı.

Şehrin kuruluş tarihinin bilimsel olarak kesin belirlenemeyen derinliğine dikkat çeken Gülpınar, her yeni arkeolojik bulgunun bu geçmişi daha da geriye taşıdığını ifade etti.

Yaklaşık 12 bin yıl önce yaşanan o büyük dönüşümün medeniyetin başlangıcı olduğunu hatırlatan Belediye Başkanı, gastronominin bir lezzet meselesinden çok bir “hafıza meselesi” olduğunu dile getirdi.

Şehrin ortaya koyduğu vizyon, ata tohumlarının korunması, yerel üreticinin desteklenmesi ve geleneksel bilgi birikiminin geleceğe taşınması üzerine kurulu bütüncül bir kalkınma modelidir.

Turizmin yerel yaşamı dönüştüren değil, onunla birlikte büyüyen bir modelle ilerlemesi gerektiği vurgusu, sürdürülebilir bir gelecek için hayati önem taşıyor.

Gecenin en dikkat çekici bölümlerinden biri de IGCAT Başkanı Diane Dodd’un video mesajıydı.

Dodd’un ifadeleri, Şanlıurfa’nın küresel ölçekte nasıl bir enerji yaydığını kanıtlar nitelikteydi.

Bu adaylığın sadece bir kutlama değil, bir vizyonun takdiri olduğunu belirten Dodd, gastronominin bu topraklarda bir trend değil, 12 bin yıllık yaşayan bir anlatı olduğunu söyledi.

Taş Tepeler’den alınan ilhamın, gıda ve topluluğun ne kadar derinlemesine iç içe geçtiğini gösterdiğini ifade etti.

Dodd’a göre bu adaylık, bölgelerin yerel ekonomilerini güçlendirmelerine, biyoçeşitliliği korumalarına ve yerel kimliklerini güçlendirmelerine yardımcı olan bir yolculuğun başlangıcıdır.

Genç nesillerin geleneklerinin değerini gördüğü bir geleceğe köprü kurma çabası, IGCAT’in bu sürece verdiği desteğin temelini oluşturuyor.

Lansman için hazırlanan özel menü, bu derinlikli anlatıyı tabağa yansıtan deneysel bir çalışmaydı.

Şef Gökhan Çilak’ın kurguladığı, Tersane İstanbul ekibinin desteklediği menü; “Toprağın Armağanı”, “Paylaşımın Mutfağı” ve “Geleceğin Yorumu” başlıkları altında sunuldu.

Menünün akışı bir yemek servisinden ziyade, insanlığın ilk yemek pratiklerinden bugüne uzanan bir hikayeyi anlatıyordu.

“Topla, Öğüt, Közle, Paylaş” mottosu, Göbeklitepe ve Taştepe’lerdeki o binlerce öğütme taşının sesini bugüne taşıdı.

Şanlıurfa bozkırının yeraltı hazinesi olan keme mantarının közle buluşması, ateşin mutfaktaki o dönüştürücü gücünü en saf haliyle hissettirdi.

Bu sofrada sunulan her tabak topluluk duygusunun ve yemeğin birlikte yenmek için var olduğu gerçeğinin birer simgesiydi.

Şanlıurfa’nın 2029 Dünya Gastronomi Bölgesi adaylığı, Türkiye’nin sahip olduğu o muazzam gıda potansiyelini dünyaya anlatmak için ihtiyacımız olan o güçlü modele bir cevap niteliği taşıyor.

Şehrin sadece mutfağıyla değil, müzik kültürüyle, zanaatlarıyla ve tarımsal mirasıyla bir bütün olarak bu süreci sahiplenmesi umut verici.

Şanlıurfa, bu adaylık vesilesiyle dünyaya net bir mesaj gönderiyor.

Kültürümüzle, mirasımızla ve insanımızla liderlik etmeye hazırız.

Bu yolculuk, sadece Şanlıurfa için değil, Türkiye’nin gastronomi stratejisi için de bir dönüm noktası olacaktır.

Geçmişin hafızasını, geleceğin mutfağıyla buluşturan bu vizyoner yaklaşımın, hak ettiği takdiri alacağına inancım tam.

***

UNUTMAMAMIZ GEREKEN GERÇEK

Geçmişi korumayan bir mutfak, geleceğe özgün bir hikaye bırakamaz.

Reha Tartıcı

Paylaş

Son Yazılanlar

Afyonkarahisar’da Gastronomi Diplomasisi

Afyonkarahisar, Anadolu’nun kavşak noktası olmanın ötesinde, her geçen gün derinleşen bir gastronomi hikayesinin başrol oyuncusuna dönüşüyor. 7-8-9 Mayıs 2026 tarihlerinde düzenlenen Uluslararası Afyonkarahisar Gastronomi Çalıştayı

Rekabet gerçekten iyi midir?

Bir dönem “Rekabet iyidir” cümlesine neredeyse kutsal bir ekonomi bilgisi gibi bakılırdı. Şimdi ise bazen düşünüyorum; acaba rekabetin fazlası, sektörlerin kendi ayağına sıktığı organize bir

Atlantik akıntıları ya bir gün durursa?

Atlantik akıntıları şimdilik zayıflıyor, peki ya bir gün durursa ne olur?.. Eğer bugün Londra’nın ılıman bir iklimi varsa, Norveç’in en çok yağış alan kenti Bergen,

Evliya Çelebi’nin Sofrasına Konuk Olmak

Evliya Çelebi’nin on ciltlik dev eseri Seyahatnâme, sadece bir gezi günlüğü değildir, on yedinci yüzyılın kokusunu, sesini ve en önemlisi tadını günümüze taşıyan devasa bir