“Sözün bittiği yer” derler ya, anne babalar olarak o noktadayız. Çocuklarımızın geleceğini düşünüyor, onlar için imkanlarımızı zorluyor, doğru kararları vermeye çalışıyoruz. Çalışmalarını, iyi bir eğitim almalarını, kendilerini geliştirmelerini istiyoruz.
Ama bütün bunları yaptıklarında onları nasıl bir hayatın beklediğini biz de bilemiyoruz. Yol göstermek istiyoruz ancak önümüzdeki yolu kendimiz de göremiyoruz.
Bazen okuduğumuz bir haber, bazen bir sokak röportajında duyduğumuz birkaç cümle, içimizdeki bu kaygıyı gün yüzüne çıkarıyor. Birbirinden farklı hayatlar yaşayan insanların anlattıklarında aynı soruya takılıyoruz: Bunca emeğin sonunda çocuklarımız neden hayatlarını kurmakta bu kadar zorlanıyor?

İşte Jack Weis’ın hikayesi, yaşadığımız gelecek kaygısının ne kadar haklı olduğunu düşündüren çarpıcı örneklerden biri.
ABD’li 30 yaşındaki Weis, 2024’te dünyanın en saygın araştırma üniversitelerinden Princeton’da kimya mühendisliği doktorasını tamamladı. Bilimsel başarısı diploma almakla da sınırlı değil. Ortak yazarları arasında bulunduğu, buzun oluşumunu inceleyen araştırmaya, 2024 Nobel Fizik Ödülü’nün bilimsel arka planını açıklayan metinde atıf yapıldı.
Bir anne babanın çocuğu için hayal edeceği akademik başarının çok ilerisine ulaşmış bir gençten söz ediyoruz. Ancak, Wall Street Journal’ın haberine göre doktor anne babanın çocuğu olan Weis, iki yılda 2 bin 300’ü aşkın başvuru yapmasına rağmen kalıcı bir iş bulamadı.
Bu süreçte, saati 70 dolara yapay zeka modellerini eğittiği geçici bir işe başladı. Ocak 2026’da başladığı bu işte de önce çalışma saatleri kısaldı, Mart ayında ise bir WhatsApp mesajıyla işine son verildiğini öğrendi. Şu an iş bulmak için kapıları çalmaya devam ediyor…
Ülkeler değişiyor, sorun hep aynı…
Bir de Türkiye’de, pazar yerinde yapılan bir sokak röportajında konuşan anne var. Devlet lisesinden mezun olup elektronik mühendisliği kazandığını, hiçbir torpili olmadan çalışma hayatında kendi yolunu açtığını anlatıyor. Eşi de mühendis. Birlikte çalışarak ev, araba, yazlık alabildiklerini, birikim yapabildiklerini söylüyor.
Sonra söz çocuklarına geliyor. Biri üniversite sınavında ilk 500’e, diğeri ilk 2 bine girmiş. Ama anne, “İkisi de şu anda sürünüyorlar” diyor. Bu cümlenin ardından söyledikleri ise pek çok anne babanın ortak kaygısını taşıyor.
Çocuklarına nasıl yol göstereceğini bilememek: “Şu anda ben evlatlarıma çalış başarırsın diyemiyorum. Çünkü çalışınca başarabileceklerine ben inanmıyorum. Onları nasıl inandırayım ben?”
Bu endişenin ne kadar yaygın olduğunu görmek için uzaklara bakmamız gerekmiyor. Çevremizdeki sohbetlerde de aynı sorular dönüp duruyor. Hangi okul, hangi bölüm, hangi ülke? Çocuğun eğitimine ayrılan bütçe, alınan ek dersler, öğrenilen yabancı diller… Her kararın arkasında, ileride kendi ayakları üzerinde durabilsin isteği var.
Yurt dışında eğitim de bu arayışta bir çıkış yolu olarak görülüyor. Aileler imkanlarını zorluyor; çocukları daha çok fırsata ulaşabilsin diye. Fakat başka bir ülkede diploma almak, sonrasında nerede ve nasıl çalışılacağı sorusunu ortadan kaldırmıyor.
Yeni bir iş arama mücadelesinin başlangıcı olabiliyor. Yurt dışında eğitimini tamamlayıp döndüğünde beklediği işi bulamayan gençlerin hikayeleri de bu kaygıya ekleniyor.
Üstelik ailelerin yaptığı hesap yalnızca okul ücretiyle sınırlı değil. Yıllar boyunca verilen emeğin, ertelenen ihtiyaçların, çocuğun sınavlarla geçen zamanının sonunda bir karşılık bulmasını bekliyorlar. O karşılık da çoğu zaman büyük bir servet değil; düzenli bir iş, geçinebileceği bir gelir, çocuklarının kendi ayakları üzerinde durabilmesi.
Elbette bu iki örnek bütün mezunların aynı zorlukları yaşayacağını göstermiyor. Ancak, anne babaların aklında uyandırdığı soru kolayca geçiştirilemiyor: Başarıya ulaşmak için çıkmalarını söylediğimiz basamakların sonunda nasıl bir hayat var?
Çocuğumuza emek vermesini, öğrenmesini, kendini geliştirmesini söylemeye devam ediyoruz. Söylemeliyiz de. Fakat onun bizden duymak istediği yalnızca yapması gerekenler değil. Bütün bu çabanın sonunda güzel şeyler olacağını bilmek istiyor.
Biz de buna inanmak istiyoruz. Ama bunca olumsuzluğun içinde bu inancı korumak bizim için de zor oluyor.
Ebeveynler ve çocuklar bu sorunun cevabını arıyor…






