Emlak fiyatlarındaki artış barınma sorununa doğru gidiyor

Fazla söze gerek yok. Emlak piyasasındaki fiyatların akıl almaz bir biçimde artması hepimizin malumu. Kiracılar, ev sahipleri tarafından oturdukları evden çıkarılmaya çalışılıyor, 3 bin lira değeri bile olmayan evler 20 bin liraya kiraya verilmeye çalışılıyor......
Devamını oku

Üretimde yalnız olduğum günler terapi gibi

“Konfor alanından çıkıp hayallerinin peşinden gidebilmek...” Ne kadar ulaşılmaz bir fantezi gibi duruyor değil mi? Hem hayalindeki işi yapacaksın hem para kazanacaksın bu ne güzel bir rüya olmalı... Üstelik, yıllardır da bir holdingde yönetici olarak...
Devamını oku

Gönül Hanım’ın bir günü

Evlerin bütün hallerini ısrarla sıradanlaştıran, odalardaki her ayrıntıyı değişimden uzak tutmayı başarmış adımlar, gün boyu  ‘geçmişin ruhu’ denilen algıyı titizlikle denetler. Gözün gördüğü apaçık bir eserdir; her gün defalarca santim santim çekilen perdeleri ile sanki...
Devamını oku

ABD’de binlerce kişi “kürtaj hakkı” için sokakta

Dünyanın pek çok ülkesinde kürtajın yasal olarak kabul edilmesi hep sorunlu ve uzun mücadeleler sonucu hayata geçti. Özellikle dini liderlerin karşı çıkışıyla birlikte kadınların en doğal hakkı olan kürtaj ciddi şekilde cezalandırılan bir uygulama haline...
Devamını oku

Kanser taraması ile doğru zamanda teşhis

Yapılan araştırmalara göre her yıl yaklaşık 200 bin kişi kanser tanısı alıyor. Ülkemizde ise kalp ve damar hastalıkları ile birlikte kanser hayati risk oluşturan sağlık sorunlarının başında geliyor. Kanserin önlenebilir bir hastalık olduğu biliniyor. Tütün...
Devamını oku

Flörtün Olmadığı Yerde Sevgi, Sevginin Olmadığı Yerde Aşk Olmaz

“Geçtiğimiz hafta Psikoterapist Psikiyatr Agah Aydın ile insanın aşkla ilişkisini konuştuk. Konu 14 Şubat nedeniyle gündemdeydi ama Aydın’ın aşka bakışı ve açıklamaları aslında gündemin dışına çıkarak insanı irdeliyordu. “Aşk aslında sınırlanamayacak ve insanın davranışındaki her eyleminde payı olan birşey” diyen Agah Aydın’a göre aşktan arta kalanlar hayatımızın devamını sağlıyor.”

“İnsanın yapısı içinde bir motor, dinamo varsa bunun merkezi aşk diyebiliriz” diyorsunuz, bunu anlatır mısınız?

Aşkı yakalamak için bütün yapıp etiklerimizi aşka meze yapıyoruz ama bunu kendimize bile çaktırmıyoruz. İnsan bir başkasının arzusu üzerinden kurulan, onun arzusunun nesnesi olmaya çalışan bir varlık.

Ve her eyleminin içinde bu var. İkili ilişkiler anlamında aşkı tarif edersek Marcel Proust bunu şöyle tarif ediyor, “Sevdiğimiz zaman ayaklarımızın yerden kesilmişçesine aşık olduğumuzu hissetmemizin nedeni onun bizden çıktığını unutmamızdır.” Bir şekilde bizim ötekine atfettiğimiz ondan bize gelmesini istediğimiz şeyi çok iyi tarif ediyor bu.

Ötekinin arzu nesnesi olmak

Neden yapıyoruz?

Çünkü kendimizi bütünlüklü bir yapı olarak görmek için başka ötekiler üzerinden bunu sınıyoruz. Ötekinden arzuladığımız talep ettiğimiz birşey var. O da, kendimizi görmek istediğimiz gibi ötekinin bizi öyle görmesini istemek. İnsanın her eylemi arzuyla açıklanabilir. Bu da ötekinin arzusunun nesnesi olmak. Fakat arzu, doyunca ölür. İnsan aslında ötekinin özgürlüğünü kısıtlamayı arzuluyor. Ve hepimizin bunun izin farklı yöntemleri var. Bir şekilde onun neyi nasıl arzulayacağını dikte etmek istiyoruz. Neticede insan bir başkasının arzusu üzerinden kurulan bir varlık. Aşkın sürmesinin nedeni bunu talep eden kişinin buna çok ihtiyacının olmasıdır.

Peki, flörtün aşkın içindeki yeri nedir?

Flört insan zihninin düşünmeden uyguladığı taktiktir. Kuşku vardır içinde. Kimin kimden ne istediğinin belli olmadığı bir durum, ama bir fantezi vardır hep kafada. Biri adım atar diğeri çekilir. Arzu nesnesine ulaştığında ölür ve aslında flört de tanımlandığında ölür.

Sevgili ilişkilerinde sınır getiriyor bazıları

Çünkü tanımlanınca flört olmaz. Flörtte fantezi ve tedirginlik vardır

Olmasını umut ettiğimiz ama olma olasılığından emin olmadığınız bir şey vardır. Karşı tarafı konumlandırınca biter bu. Bir anlamda sevgili olduklarını ilan edince sınırlar getirir bazıları. “Benim sevgilim böyle olur, böyle yapar” der ve ilişkinin bitişini hazırlar. Saygı duymadığınız, merak etmediğiniz biriyle flört edemezsiniz. O kişinin özgürlüğünün olması gerekiyor.

Flörtün olmadığı yerde sevgi, sevginin olmadığı yerde aşk olmaz.

Karşısındakinin sınırlarına saygı duymayan biriyle aşk yaşanamaz. Her şeyi belirleyen saygı.Saygı duymayanlar, “Ben senin benim istediğim gibi beni görmeni ve benim istediğim gibi olmanı istiyorum” diyor. Terkederken de bunu söylerler. Alt tarafta kendilerini ele verir ve beklediği şeyin insanı ancak eşyaya dönüştürebileceğini bilmez, önemsemezler. Öte yandan o kişinin sandığı şeyi anlasanız ve ona göre davransanız bile o zaman da o gider. Çünkü insan eşya ile flört edemez.

Kaybetme korkusu olanlar bu tarz isteklere boyun eğiyorlar, o zaman ne oluyor?

Terk edilme korkusu olan bir insan karşısındaki insan ne isterse yapar. Buna duygusal ihtiyacı vardır çünkü ve orada da gerilim biter. Ama ilişki de biter. Çünkü öngörülemez davranışı olan insan heyecan verir. İnsan kısıtlayamayacağı insanlardan kaçıyor, kısıtladıklarını da arzusunu kaybedip terk ediyor. Bu bir dram.

Sevilmeyen biri sevemez deniyor bu doğru mu?

Her bireyin sevilmemeye nasıl tepki gösterdiğini bilemiyoruz. Öngörmek zor ama sevginin girmediği yerde sorunlar oluşur. Ya bağımlı ya tepkisel olur insan. Nasıl seveceğini nasıl sevileceğini bilemez ve kendini gerçekten sevenlere kuşkuyla bakarken sevmeyenlere sevdirmeye çalışır. Sevmeyenden, seven kadın ya da adam yaratmaya çalışır. Bu defektle davranan kişiler kimin ne yapacağını o kadar iyi bilir ki her ortamda o insanları çok iyi tanır ve seçer.

Füsun SAKA
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email
error: