Bir Baş Ağrısı Öyküsü…

Saat akşamın altısını geçmiş, işim bitmemiş, koridorun ucundaki pencereden gelen gün ışığı, karşı inşaatın mesaisini bitiren işçileriyle aynı havada, yavaş yavaş toparlanıp gitmeye hazırlanıyor.

Tavandaki sarı floresan lambalarının ışığında gölgem ayaklarıma dolanıyor hissi veriyor. Koridordaki koltuklara göre, insanlar kendilerine ve birbirine ağırlıktan başka bir şey değil. İyi ki tiyatrocu değilim diye geçiriyorum aklımdan. Oyun bitip herkes gittikten sonra sahnede yapayalnız kalsaydım neler fısıldardı korkulu yüreğim.

En dehşetli cümleleri unutmak faydasız, suflörler her zaman işbaşında diye düşündüm. Ne alkış ne övgü, ne güler yüz. Bütün gün bu koridorda dert yüklü bir kervan konaklamış gibiydi. Boşalması uzamış, bu kadar gecikmiştim.

Yorgunluğum sanki benimle güreşiyor, boynumu, başımı çekiştirip, kollarıma asılıyor. Yüzümü, ellerimi yıkayıp, olursa suyla birlikte akıp gitmek istedim.

Kulaklarımdaki uğultunun yönünü çevirip, çakılların arasından etrafına bakınarak akan suyun sesini düşündüm.

Biraz rahatlar gibi olmuştum, başımı kaldırıp aynaya baktığımda başımın yerinde koca bir balkabağı görür gibi oldum. Gözlerime inanamadım; zaten onlar da iki çipil açıklık olarak balkabağına pek simetrik olmayan, oyulmuş boşluklar gibi duruyorlardı.

Sarı- turuncu benizli bu şekilsiz varlığımla sokağa çıkmayı düşünmek delilik olurdu. Bu illüzyonun bana özgü olduğunu düşünmek istiyor ama gerçekten balkabağına dönüşmüş bir kafam olup olmadığından emin olamıyordum.

Masamın üzerinde her zamanki yerlerini bildiğim kalemler, ekran, takvim, klavye, kitaplar, üzerlerine kapanan pembe bir sis bulutunun içinde biçimden biçime giriyor, sallanıp, sıçrayan hareketleriyle koca bir depremin ortasında kalmış hissi veriyorlardı.

Eskiden başımın olduğu yerde yoğun bir ağrı var

Bir kez daha aynaya bakmaya cesaretim yok. Ortaoyunu kurulsa da Kavuklu kılığında sahneye mi çıksam.  Soyut bir resmin içinde görmezden gelinemeyecek yerde duruyorum. Geceye doğru birkaç adım atma cesareti gösterip, diğer yalnızlıklarımdan birine ulaşabilmem gerek.

Kapanmış işyerlerinin önünden gelip gidenler azalmış, birkaç adım atarak çevreme bakınıyorum. Şimdilik kimse ile karşılaşmadım. Karşıdan yavaşça gelen taksinin yaklaştıkça kocaman bir balkabağı şekli aldığını fark ediyorum, sürücünün pencereye benzeyen bir oyuktan uzattığı başı karnabahara benziyor.

Ezber edilmiş cakasına tutturulmuş sigarasının dumanını fark ediyorum. Yanımda bir anda bitiveren bir dilenci, elinden eğretice tuttuğu çocuğu ile anlaşılmaz bir şeyler söyledi. Hastalık, yardım, açlık gibi sözcükleri ayrımsadım. Önce beni garipsememesine sevindim ama dikkatlice bakınca gözlerinin olmadığını anladım.

Başı yara bere içinde bir turpu andırıyordu. Çocuğun korku dolu bakışları için birçok neden olabilirdi ama o anda kapkara gözlerinin içinde hayatının bütün gecelerinin kararttığı bir şeyler gördüm. Ne kadar kirli olursa olsun onun önüne, ellerine düşen ışığı gördüm.

Başımın ağrısı geçiyordu, elini tutmuşum, önünde eğilmişim sonra anladım. Elim başıma gitti, epeyce seyrelmiş saçlarımın dipleri terlemişti.

Safa Özkızıltan

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Başkentin Sessiz Hafızası

Ankara, dışarıdan bakıldığında gri binaların, bürokratik koridorların ve mesafeli yüzlerin şehri gibi görünür. Oysa bu kentin kendine has, içe dönük ve

Akdeniz kıyısındaki yolculuğun ardından

Akdeniz’in iki farklı yüzünü, aynı yolculukta deneyimlemek… Bir yanda denizin ferahlatıcı nefesi, diğer yanda dağların dinginliği ve sessizliği. Bu seyahatimde konakladığım

Geleneksel Mirasın Modern Ateşi

Ataşehir’in yoğun ritmi ve modern çehresi arasında, ismiyle müsemma sapa bir sokakta saklanıyor Sapa İstanbul. Kapıdan içeri adım attığınız anda dış

Lavanta döneminde Provans yolculuğu

Mor renkli bir rüyanın içine girmek isteyenler için, hayalin ve ilhamın başrolde olduğu düşler diyarına yapılan bir yolculuk bu… Provence’a yaptığım

Benim gibi kaçıngan biri…

Benim gibi kaçıngan, kendi hamur kabının başında, şimdi neyi ne kadar koyacağını düşünen bir yabanın, ilkel düzeneği ile bir taş değirmeni

Bitter ve Umudun Rengi…

Geçtiğimiz günlerde kilometrelerce uzaktan, Zonguldak’tan aldım o içimi sızlatan haberi. Sevgili dostlarımın dünyalar tatlısı kedisi, evin neşesi Bitter, o anlık ve