Geçtiğimiz günlerde, Anadolu mutfağının İstanbul’daki sakin ve derinlikli temsilcilerinden Sade Beş Denizler’de oldukça ufuk açıcı bir buluşmaya katıldım.

Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın ev sahipliğinde düzenlenen bu davette, sadece bir şehrin gastronomi hedeflerini dinlemekle kalmadık; insanlık tarihinin ilk yazılı barış antlaşması olan Kadeş’in imzalandığı topraklara, Hititlerin köklü sofra hafızasına doğru bir yolculuğa çıktık.
Toplantıda sunulan vizyon, yerel bir mutfağı sadece bir “lezzet durağı” olarak görmenin çok ötesindeydi.
Başkan Aşgın’ın da altını çizdiği gibi, Çorum gastronomiyi kültürel bir miras, bir şehir markası ve en önemlisi sürdürülebilir bir ekonomik kalkınma modeli olarak konumlandırıyor.
UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Gastronomi Şehri olma yolundaki bu hazırlık, sadece bir unvan arayışı değil; yerel üreticiyi, kadim pişirme tekniklerini ve kadın emeğini koruma altına alan kolektif bir çabanın ürünü.
ÇOK KATMANLI BİR HAFIZA
Çorum, zihinlerimizde çoğunlukla sadece leblebisiyle yer eden bir şehir.

Oysa bu algı, buz dağının yalnızca görünen kısmı.
Karşımızda, Hitit tabletlerindeki üretim izlerinden beslenen, tahıl ve bakliyat temelli, son derece katmanlı bir mutfak mimarisi duruyor.
Bu mutfağın en büyük gücü, zamana meydan okuyan pişirme tekniklerinde ve imece kültüründe saklı.
Çorum mutfak kültürünün özgünlüğünü anlamak için coğrafi işaret tescili almış 36 ürününe ve geleneksel reçetelerine bakmak yeterli.

Örneğin, saatler süren sabırlı bir emeğin ürünü olan İskilip dolması, sadece bir yemek değil; bir toplu sofra geleneğinin ritüelidir.
Kendine has dokusuyla Kargı tulumu, bereketli toprakların hediyesi Osmancık pirinci, Alaca boranası, hingal, yarma aşı ve el emeğinin en zarif hali olan Çorum mantısı bu zenginliğin yapı taşlarıdır.

Bu mutfak, malzemeyi israf etmeyen, mevsimselliği gözeten ve kurutma, saklama yöntemleriyle kışa hazırlık yapan bilge bir Anadolu aklını yansıtır.
Şehir, Hitit Üniversitesi ile iş birliği yaparak bu sözlü tarih çalışmalarını ve mutfak hafızasını kayıt altına alıyor.
Veli Paşa Hanı gibi tarihi yapıların restore edilerek geleneksel mutfağın yaşatıldığı yaşayan mekanlara dönüştürülmesi de bu bilge aklın geleceğe taşınmasının en somut örneği.
DÜNYAYI ÇORUM’DA BULUŞTURACAK BİR KIVILCIM: AÇIK ATEŞ
Şehirlerin küresel ölçekte fark yaratması, yerel hikayelerini uluslararası normlara nasıl aktarabildikleriyle ilgilidir.
Çorum’un bu bağlamda attığı en somut ve güçlü adım ise 4–6 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleşecek olan “Açık Ateş” gastronomi etkinliği olacak.
İspanya, Fransa, İtalya ve Brezilya gibi dünyanın farklı coğrafyalarından gelecek şefler, gastronomi profesyonelleri ve fikir insanları bu etkinlikte bir araya gelecek.
“Açık Ateş” teması tesadüfen seçilmiş bir başlık değil.
İnsanlığın en ilkel ve en hakiki pişirme yöntemi olan açık ateş, Çorum’un binlerce yıllık kadim üretim teknikleriyle ve toprak kap geleneğiyle doğrudan bağ kuruyor.

Paneller, şef buluşmaları ve deneyim alanlarıyla şekillenecek bu organizasyon, abartılı bir festival coşkusundan ziyade, sürdürülebilirlik ve gastronomik hafıza üzerine derinlemesine düşünülecek bir platform sunmayı hedefliyor.
Çorum, “Gastro Çorum” yaklaşımıyla restoran deneyiminin sınırlarını aşarak; usta-çırak ilişkisini, dijital gastronomi arşivini ve köy sofralarını bu uluslararası vizyona entegre ediyor.
İstanbul’daki o samimi ve ölçülü toplantıdan ayrılırken şunu hissettim: Çorum, geçmişin mirasını yük olarak değil, geleceğe giden bir yol haritası olarak taşıyor.
Yerel yönetimlerin, üniversitenin ve sivil toplumun bu denli uyumla çalıştığı bir ekosistem, sadece UNESCO listelerine girmekle kalmayacak, Anadolu’nun sessiz değerlerini dünyaya anlatma konusunda da önemli bir emsal teşkil edecektir.
Haziran ayındaki buluşma, bu yeni hikâyenin nasıl kök salacağını hepimize gösterecek.
UNUTMAMAMIZ GEREKEN GERÇEK
Şehirlerin geleceği, geçmişten devraldıkları hafızayı ne kadar koruduklarında saklıdır.





