Biz bir aile miyiz gerçekten?

“Hepimiz aynı gemide miyiz?” Samimiyetle buna inanan ve yaşayan minik azınlığı tenzih ederim, ama kabul edelim; kurumsal hayatın en büyük yalanlarındandır bu cümleler.

İyi eğitimli, gelecekten umutlu, heyecanlı genç çalışanları daha da motive etmek ve bezgin, tükenmiş, ruhunu çoktan teslim etmişi yeniden diriltmek için…
Duygusuzca, ezbere, hissetmeden söyleniveren kurumsal sloganlar bunlar: “Biz bir aileyiz”… “Hepimiz aynı gemideyiz”..

“Biz bir aileyiz” deyip ilk fırsatta en yakın çalışma arkadaşını kendi çıkarı uğruna satanlar… “Aynı gemideyiz deyip”, kaptan köşküne kendisi çıkabilmek için gemide delik açanlar…

 KARTVİZİTSİZ BİR HİÇ OLMUŞ SEN


Kurumsal hayat tam olarak böyle bir yer işte; sahte dayanışma tiyatrosu. Girmesi ayrı, çıkması ayrı bir dert! Önce hayatını işe göre düzenliyorsun, sonrada kişiliğini o forma sokuyorsun. Zorla girebildiğin, güçlükle çıkabileceğin kurumsal hayat seni, başkalaşmış organizma haline dönüştürüyor.

Bir bakmışsın; kendinden geriye sadece şirket kartvizitin kalmış. Başka bir deyişle kartvizitsiz hiç olmuş bir sen…
Kazan, borçlan, al, harca, daha fazla borçlan, daha fazlası olsun, bağımlısı ol, kazan…

Özgürlük diye köpürtülen modern bağımlılık düzeni… Kurumsal hayatın ilk evresi (introduction); tanışma ve sıkıca tutunmadır.

Okul bitmiş, güçlükle iş bulmuş, ilk maaşını almış, ufukta kariyer planını görmüşsündür. Yeni takım arkadaşları, kahveli toplantılar, plaza heyecanı… Fonda sesler yükselir; “Aynı gemideyiz”, “Biz bir aileyiz”!

 

YÜKSELİRKEN KAYBEDİLEN AKIL VE GERÇEKLİK HİSSİ

İkinci evremiz büyümedir (growth)… Az yükselirsin, unvan gelir, maaş artar… Konfor alanın genişler, hatta araba bile vermişlerdir. Artık daha çok çalışır, daha çok tüketir, gereksiz harcar ve daha fazla sahip olmak istersin.

Hayatın manasını anlamadan, koşmaya, tüm gücünle tırmanmaya çalışırsın. Bu evredeki kurumsal insan sloganı sadece duyan değil, katılan ve tekrar eden olur. Masumca, inanarak, hatta gururla…

“Biz bir aileyiz” der yükselme evresindeki kurumsal insan… Yükselirken, aklı başından gitmiş ve gerçeklik hissinin kaybolmasına ramak kalmıştır.

EN ZEKİ, EN BİLEN,  EN DOĞRU SENSİN


Üçüncü evremiz sözde olgunluk (matured) dönemidir. Zirvede veya zirveye çok yakındasındır. Artık dünya senin etrafında dönüyordur. En zeki, en bilen, en doğru sensindir. Etrafın yetersizdir. Makine, teçhizat, sermaye gibi insan da sadece bir girdidir, insan kaynağıdır. O noktada mesele artık aile falan değil, kendi menfaatidir.

Kaygın yıllarca büyüttüğün konfor alanını yitirmemek çok daha fazlasını elde etmektir.
Haz, hırs, ego büyür, kurumsal ekosistemin kölesi olmuş insan küçülür. Ve o meşhur yalanı artık bile isteye söyleyen, diğerlerinin söylemesini de teşvik eden kişiye dönüşür.

Ver gazı; “Biz kocaman bir aileyiz” yalan büyümüştür. Artık bağımlısındır, işine gelenleri sen de sistemin bağımlısı yapar, sana tehditleri oyunun dışına itersin. Ekosistem çalışır.

Hayata bakışları, beklentileri, kaygıları hatta dünyaları farklı ancak, aynı gemide olduğunun illüzyonunu gören aile üyeleri, içinde olduğu geminin nereye gittiğini de bilecek farkındalığa sahip değildir. Bu farkındalığa sahip olmayanlar mutlu mesut, yaptıklarının gururuyla emekli olurlar.

 BİRAZ DAHA VİCDAN, BİRAZ DAHA ERDEM

Son aşamamız çöküş (decline) dönemidir. Tiyatro perdesi kapanmıştır. Üçüncü, yani olgunluk dönemi; olup bitenin farkına varan gerçek olgunlar için de süreç sancılıdır. Oyunu görmüşlerdir. Doğruların duyulmasının istenmediği ekosistemde yalan söyleyemezler, profesyonelliğin erdemli insanlara özgü olduğunu bilirler ama yalnızdırlar.

Olgunlar ya sistemi her şeye rağmen düzeltmeye çalışırlar ya da gayelerine erişemeyeceklerinden köprüden önceki son çıkıştan sapar ve çökmeden, tüm olgunluğu ile yeni ve onurlu bir hayat sürdürür.

Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi? Sürekli “Biz bir aileyiz” demek yerine gerçekten insani bir düzen kuramaz mıydık?
Daha az slogan… Daha az köpürtülmüş mutluluk propagandası… Daha az kurum içi sahte eğitimler… Ve bunun yerine biraz daha vicdan, biraz daha erdem ve az daha insanlık…
Belki o zaman gerçekten aynı gemide olabiliriz.

İbrahim Demir

 

 

 

 

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Afyonkarahisar’da Gastronomi Diplomasisi

Afyonkarahisar, Anadolu’nun kavşak noktası olmanın ötesinde, her geçen gün derinleşen bir gastronomi hikayesinin başrol oyuncusuna dönüşüyor. 7-8-9 Mayıs 2026 tarihlerinde düzenlenen Uluslararası Afyonkarahisar Gastronomi Çalıştayı

Rekabet gerçekten iyi midir?

Bir dönem “Rekabet iyidir” cümlesine neredeyse kutsal bir ekonomi bilgisi gibi bakılırdı. Şimdi ise bazen düşünüyorum; acaba rekabetin fazlası, sektörlerin kendi ayağına sıktığı organize bir

Atlantik akıntıları ya bir gün durursa?

Atlantik akıntıları şimdilik zayıflıyor, peki ya bir gün durursa ne olur?.. Eğer bugün Londra’nın ılıman bir iklimi varsa, Norveç’in en çok yağış alan kenti Bergen,

Evliya Çelebi’nin Sofrasına Konuk Olmak

Evliya Çelebi’nin on ciltlik dev eseri Seyahatnâme, sadece bir gezi günlüğü değildir, on yedinci yüzyılın kokusunu, sesini ve en önemlisi tadını günümüze taşıyan devasa bir