İlişkilerde en yorucu anlar kavga anları değildir. Asıl yorgunluk, içinizi olduğu gibi döktüğünüz, kelimelerinizi özenle seçtiğiniz, hiçbir şeyi saklamadan anlattığınız hâlde karşınızdakinin sizi duymadığını fark ettiğiniz anlarda başlar.
Çünkü o kişi sizi dinlemiyordur. Zihnindeki hikâyeyi doğrulayacak bir cümle bekliyordur.
Ne kadar anlatırsanız anlatın, söyledikleriniz arasından bazı cümleleri ya da kelimeleri seçip ayıklamasına engel olamazsınız.
Ya da o an sizi anlıyormuş gibi davranıp sonrasında yine kendi düşüncelerinin sarsılmaz doğruluğuna dönmesine. Bütün bunlar olurken de kendi davranışlarının size ve ilişkiye nasıl bir etki bıraktığını fark etmezler.
Bu insanlar için konuşma bir buluşma değil, bir ayıklama sürecidir. Uzun uzun anlattığınız bir duygunun içinden tek bir kelime çekip alınır ve bütün anlatının yerine o kelime konur.
“Bunaldım dedin, demek ki benden sıkıldın.” Oysa siz bunalmanın nedenini, ne hissettiğinizi, neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlatmıştınız. Ama geri kalanı duyulmaz. Çünkü geri kalan, zihindeki hikâyeye uymaz.






