Kızdım bizimkine geçen gün. Havalar ısınıyor diye bizim bahçede hummalı bir çalışma, parti falan yapacaklarmış, bu covid döneminde nasıl yapacaklarsa. Gelir yine, o bildiğim birkaç kişi. Sahi kızdım işte, niye mi? Bir arkadaşıyla telefonda konuşuyor, Arkadaşı soruyor muhtemelen Eflatun ne olacak? Bahçeye çıkacak mı? diye. “Çıkacak ama gözümüz üzerinde olacak, yoksa kaçıyor, diğer bahçelere gidiyor, sokak kedilerine kafa tutuyor.” Kızdım işte, pandemi dedi, of dedi, puf dedi, benim yan bahçeye gitmeme mi söyleniyor. Bu bahçede olsam da, ben istemezsem zaptedemez kimse, işte bugün bizimkine onu göstermek istedim.
Çıktım Manolya ağacının tepesine, kargalarla dalaşacağım sandı. Karga bu, unutmaz, intikamını alır, bahçemize musallat olur diye korktu. Sonra yine telefonda, “o koca göbeğiyle nasıl inecek oradan,” dedi durdu. Eee canım benim, bu göbeği nasıl yaptım, evde pinekleye pinekleye, çıkarmadı beni dışarı şu kedileri bir kovalasaydım, koşsaydım, göbek mi kalırdı. Kendisi çıkıp sahilde yürümeyi biliyor. Nasıl yalvardı, ağacın altından bana. Güzelmiş dedim, sana tepeden bakmak. Gurur yaptım işte. Ama dayanamadım tabii, o çırpınışına, şefkatine, sonra kendimi iyice bir çocuk gibi hissettim. Yaramazlık yapmak istedim, gittim bahçede yeni boyadığı yere patilerimle bastım. Biraz abarttım.
Çok korktu tabii, patimi yalar, zehirlenirim diye. Veteriner geldi eve, hem de maskesiz girdi içeri. O an, kızdım kendime, ya bizimkine bir şey olursa diye. O kadar endişelendi ki benim için, bana kızmayı unuttu, zehirlenirim diye korktu. Ah o ne güzel bir duygudur, birinin senin için endişelenmesi. Neyse, boya su bazlıymış. Ama biliyordu, ben patilerimi kimseye temizletmem, tutturmam. Aynı bizimki gibi, kimse bana da zorla bir şey yaptıramaz. Aldılar beni, balık ağının içine koydular, patilerimi temizlediler. Ben parçalardım o ağı aslında da, bizimki o kadar korktu ki benim için, “çok seviyor beni,” dedim, çok.
Ama ben ne yaptım? Yine küstüm. Nasıl küserim ben. Heykel olurum, susarım, taş keserim, uzaklara bakarım. Bizimki de yapar bunu bazen. Susar, dokunamazsın, o sabit bir noktaya bakar. Bir gece o da taş olmuştu. İşte öyle bir taş oldum, heykel oldum. Lütfen beni başkalarıyla karıştırmayın, ağacın tepesine çıkarım, boyaya batarım, o bahçede koşup, oynayıp şu göbeğimi de eriteceğim. Koca göbekli dedi bana ya, dua etsin de, bir kargayla dalaşmıyorum. Ama bizimki var ya, bizimki deli oluyor benim için.http://www.nationalgeographic.com
Bir yemeği çoğu zaman doğduğu ülkeyle tanımlıyoruz. Makarna ve pizza denince aklımıza hemen İtalya geliyor.…
Geçtiğimiz günlerde, hayli tanınmış bir kafe-restoran zincirinde yaşadığım deneyim, artık yazmadan geçemeyeceğim bir noktaya geldi.…
Daima sinemayla kalmak: 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Herkese yepyeni bir mecradan merhaba!…
Geçtiğimiz hafta, piyasaların en büyük korkusu olan 'yapay zekâ balonu'nun patlayıp patlamayacağı gündemin zirvesindeydi. Tam…
Ekranlarda uzun zamandır seyretmeye değer pek bir şey kalmadı. Aynı bayat konuların, farklı oyuncularla yeniden…
Dr. Turhan Güldaş’ın yeni kitabı “Saniye Saniye En Muhteşem Versiyonunu Yarat” okurlarla buluştu Kişisel gelişim…