Bugün artık kafe ve bar muhabbetlerinde bile hemen herkesin ahkâm kestiği meselelerden biri haline geldi ‘iklim krizi’, eski adıyla ‘küresel ısınma’… Her kafadan bir ses çıkıyor ve bunların arasında bol bol hurafe ve komplo teorisi de var.
Aslına bakarsanız, bilim dünyası da tam anlamıyla fikir birliği içinde değil, bugüne kadar yapılmış öngörülerin çoğu yanlışlanmış durumda. İşin açıkçasını söylemek gerekirse, küresel ısınma, en iyi modellerin bile öngörebileceğinden daha karmaşık bir seyir izliyor.
Bu konuda çok fazla makale yazılıyor, pek çok eleştirel yaklaşım geliştiriliyor. Aynı zamanda, bu eleştirilerin hemen hepsinde bir ideolojik konumlanış da var.
Bu yazıyı yazarken, yola çıktığım The Atlantic’in kadrolu yazarı Zoë Schlanger’ın makalesi de ideolojik bir arkaplana sahip.
Zira The Atlantic, küreselci neoliberal neo-con’ların önde gelen medyalarından biri… Bu sebeple de iklim krizine yaklaşımında ‘sürdürülebilirlik’, yeşil dönüşüm söylemlerini bol bol bulabilirsiniz.
Yine de önyargılı davranıp bir köşeye atmamak gerek bu görüşleri, sonuça kadın ABD ağır sanayiinin simgesi Detroit’te yaşanan hava kirliliği haberleriyle, 2017 yılında Ulusal Bilim Yazarları Derneği’nin ödülünü almış.
Texas-Meksika sınırındaki su politikalarıyla ilgili yazı dizisiyle de Livingston Ödülü’nün finalisti olmuş. New York Times, Time ve daha pek çok medya organında yazıları yayımlanmış bir gazeteci. Şimdilerde sözünü ettiğim The Atlantic’te iklim krizi üzerine makaleleri yayımlanıyor.
‘Climate Models Can’t Explaining What’s Happening to Earth’ adlı makalesi çok önemli bir meseleye parmak basıyor. Zira iklimbilimcilerin bugüne kadar ortaya attığı modellerin çoğu yaşanan iklim krizinin gerçeklerine toslayıp tuzla buz oldu.
Dünya’nın gelecekteki iklimini modelleme projesinin üzerinden yarım yüzyıl geçti ve hâlâ iklim değişiklikleri konusunda geleceğe yönelik bırakın net bir öngörüyü, gerçekte ne olup bittiğini bile bilmiyoruz. Bazı bölgeler beklenenden daha şiddetli bir şekilde ısınıyor.
Aşırı hava olaylar bilim insanlarını şaşkınlığa sürüklüyor. Bunu fırsat bilen astroloğundan felaket tellalarına şarlatanlara saçma sapan fikirlerini parlatacakları bir alan açılıyor. Şu anda, iklim değişikliğinin çıplak gerçekliği doğal, toplumsal, ekonomik alanlarda milyarlarca dolarlık zarara, insani sorunlara neden oluyor. Bir şeyler pek yolunda gitmiyor, bunun sebepleri ve işleyişi konusunda yeterli ve kapsamlı bir kuram üretilemiyor.
Bu çok ciddi bir sorun… Makalede önemli bir konuya, doğrudan sosyoekonomik etkilere değiniyor Zoë Schlanger: Şehir plancıları, kamu sağlığı yetkilileri, sigorta şirketleri, çiftçiler başta olmak üzere, her ekonomik faaliyetin aktörlerinin bu sorundan doğrudan etkileneceğinin altının çiziyor.
Söz gelimi, bize “Ortalama sıcaklıklar 1.5 santigrat artacak” denmesinin pratikte bir faydası var mı? Herkesin merak ettiği bu artışın, yaşadığımı bölgede nasıl afetlere sebep olacağı değil mi? Söz gelimi deniz seviyesinin altında tarlasını ekip biçen bir Bangladeşli çiftçiyi ilgilendiren bir sonraki tayfunda ortaya çıkacak su baskınlarının şiddeti değil midir?
Veyahut küresel ısınmadan en çok etkileneceği ileri sürülen Akdeniz Havzası’nda yanı başındaki akiferin kuruması sonrası obruklar oluşmuş Konyalı buğday üreticisi, bundan sonra santimetrekareye ne kadar yağış düşeceğini bilmek istmez mi? İşte iklimbilimciler bu ayrıntılara hiçbir yanıt veremiyor.
İleride Bangladeş’in topraklarının üçte birinin deniz tarafından yutulacağını söylüyorlar, ancak bu konuda farklı farklı tarihler verebiliyorlar. Bu tarih hesaplamalarının hangi modelleme üzerinden yapıldığı ayrıca merak konusu, zira bugüne kadarki modellemeler hep fos çıktı!
Ve bu sorulara yanıt verebilmek için en gelişmiş iklim modellerinin bile henüz sahip olmadığı coğrafi kesinlik meselesi var. Bunu hesaplayabilmek ayrı bir sorun, zira henüz var olmayan bir bilgi işlem gücüne gereksinim duyuluyor. Dünya’da olup bitenler ve muhtemelen olacaklar hakkındaki resmimiz her zamankinden daha belirsiz.
Günümüzün iklim modelleri, Dünya’nın geleceğini genel hatlarıyla çok doğru bir şekilde tanımlıyor. Ancak, ısınma artık o kadar ilerledi ki, bilim insanları bazı tahminleriyle gerçek sonuçlar arasında rahatsız edici uyumsuzluklar fark ediyor.
Columbia Üniversitesi’nden iklimbilimci Kai Kornhuber ve meslektaşları yakın zamanda Antarktika hariç her kıtada belirli bölgelerin, herhangi bir modelin tahmin edebileceği veya açıklayabileceğinden daha kötü tekrarlayan sıcak hava dalgaları yaşayan gizemli sıcak noktalar olarak öne çıktığını tespit etmişler.
Bu araştırmaya göre, insanlığın üçte birinin yaşadığı bölgelerde gerçek günlük sıcaklık kayıtları model tahminlerini geride bırakıyor. Ve 2023 ortasından 2024 Haziran ayına kadar süren küresel sıcaklık artışı büyük ölçüde açıklanabilmiş değil.
Bu gerçek, NASA’nın Goddard Uzay Çalışmaları Enstitüsü (Goddard Institute for Space Studies) Müdürü Gavin Schmidt’i tedirgin etmiş. Schlanger, Schmidt ile yaptıkları sohbeti aktarmış makalesinde… İşte Schmidt’in sözleri: “1970’lerden itibaren insanlar tüm modellerin yanlış olduğunu anladılar, şimdi biz onları daha kullanışlı hale getirmek için çalışıyoruz”.
Schmidt’in ‘kullanışlı hale getirmek’ ile kastettiği, kritik kararlar almak için çok özel bilgilerin sunulması… Dünya akıl almaz derecede karmaşık bir gezegen, sistemler içindeki sistemlerin yuvalanmış olduğu bir yapıya sahip.
Sıcaklık, kara, hava ve su arasındaki döngüsel etkileşimler, Dünya’daki her yerin biraz farklı olması gerçeğiyle daha da karmaşık hale geliyor. Doğal döngüsel ve bazen atipik değişkenlikler ve insan kaynaklı ısınma, bu temel etkileşimlerin herbirini yöneten kuralları daha da karmaşık hale getiriyor.
Modeller insanların yaşadığı ölçekte işlev göremez, çünkü mevcut salımların gelecekteki etkisini değerlendirmek yüzlerce yıllık simülasyonlar gerektiriyor. NASA’dan Schmidt, Dünya’yı 1’er kilometrekarelik piksellerde modellemenin ‘şu anda sahip olduğumuzdan yüz bin kat daha fazla hesaplama kapasitesi’ gerektireceğini söylemiş.
Yine de, küresel iklim modelleri yeterli bölgesel veri ve doğru uzmanlıkla birleştirilirse yerel olarak kullanılabilir ve artık daha fazla insan, mülkleri ve yatırımları için riski anlamak veya acil durum planları yapmak ve altyapı inşa etmek için bunları bu şekilde kullanmak istiyor.
Yine de sorunlar çok… Modeller dramatik iklim değişikliğinin gerçekliğiyle karşı karşıya kaldığında, bazı sınırları ortaya çıkıyor. Bu bilimsel araştırmalar başladığında, modeller sera gazı salımları artarsa küresel sıcaklıkların nasıl görünebileceğini hayal etmek için tasarlanmıştı ve bunu olağanüstü bir şekilde başardılar.
Ancak modeller, şimdi bile, kimsenin tahmin etmediği ve bugün önemli bir değişime yol açıyor gibi görünen salımların ikincil etkilerini hesaba katma konusunda o kadar başarılı değil.
GÖZDEN KAÇAN DEĞİŞKENLER HESAPLARI ALT ÜST EDEBİLİYOR
Bu değişkenlerden bazıları iklim modellerinde tamamen eksik. Ağaçlar ve toprak, karbon salımlarını emiyor, bu gerçeğin değişebileceği iklim modellerinde hesaba katılmamış. Daha önce de bu kadar önemli bir başka değişken hesaba katılmamıştı ve tüm öngörüleri alt üst etmişti. Ne miydi?
Okyanusların karbon salımlarını biriktirdiği ve kusabildiği!.. İşin ilginci bu emilim seviyelerinin değişken olduğu da anlaşıldı. 2024 Ekim ayında yayınlanan bir araştırmaya göre, ağaçlar ve toprak, 2023’te normalden çok daha az karbon emmiş. Finlandiya’da ormanlar bir zamanlar emdikleri karbonun çoğunu emmeyi bıraktığı gibi, yakın zamanda net bir karbon salımı kaynağı haline gelmiş.
Bu o kadar önemli ki, ülkenin 1990’ların başından bu yana diğer tüm sektörlerden kaynaklanan salımları azaltmada elde ettiği kazanımları gölgede bırakıyor.
Schmidt, eriyen buzun okyanus sıcaklıklarını değiştirebileceği ve bunun önemli domino etkisi yaratabileceği gerçeğine rağmen, buz tabakalarının okyanuslarla etkileşimlerinin de modellerde büyük ölçüde eksik olduğunu sözlerine eklemiş. Değişen okyanus sıcaklığı kalıpları şu anda Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ndeki (National Oceanic and Amospheric Administration-NOAA) iklim modellemecilerinin El Niño ve La Niña modellerini yeniden hesaplamasına neden oluyor.
NOAA, başlangıçta La Niña’nın soğutma etkisinin şu anda göründüğünden çok daha erken devreye gireceğini öngörmüştü.
İklim modellerindeki önyargılar her iki yönde de işliyor: Bazıları çeşitli faktörlerden kaynaklanan riski abartıyor, bazıları ise küçümsüyor. Bazı modeller ‘fazla sıcak’ çalışıyor ve gerçekte olandan daha fazla ısınma olduğuna ilişkin öngörüler üretiyor.
Ancak, sıcaklık uç noktalarıyla ilgili son bulgular tam tersi bir yöne işaret ediyor: Modeller henüz net olmayan bir sınırlama nedeniyle birkaç bölgedeki gelecekteki iklim risklerini küçümsüyor olabilir. Modellerin halihazırda birçok bölgede iklim riskini ciddi şekilde hafife alıyor gibi görünmesi, önümüzde ne olduğu ve bunu görme kapasitemiz için kötü bir işaret.
Tüm bilimsel birikimimize rağmen hâlâ çok fazla bir şey bilmiyor olma hissi, gerçekten de ürkütücü! Sanki bir süper hücrenin gözünün ortasında birazdan nereye savrulacağımızı bekler gibi…
İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye genelinde sahipsiz sokak hayvanlarının büyük bir kısmı toplandı; 51 ilde…
Bir topikal bileşenin Botox benzeri sonuçlar verebileceğini iddia etmek, gerçek olamayacak kadar iyi görünüyor. Gerçekten…
Pazar haftanın en güzel günüdür. Geride kalan günlerin esaretine bir günlük salıverilmedir. Dünyanın bıkkın seyrine,…
L'Occitane en Provence , Provence’daki mimoza mevsiminden ilham alan yeni ve sınırlı sayıda üretilen kokusu…
Karadeniz’in hırçın mavisiyle uysal yeşilinin birleştiği o büyülü eşikte, Doğu Karadeniz’in giriş kapısı Ordu, yalnızca…
Adana’da karnavalın ötesinde, lezzetle kurulan bir hikâyenin içinden geçiyoruz. Bu hikâyede şehrin hafızası, üretme biçimi…