Bahanelerin arkasına gizlenen hayatlar ve kedilerin sessiz tanıklığı…
İnsanoğlu; kendini korumak, konfor alanından uzaklaşmamak ve rahatını bozmamak için tarihin en güçlü, en aşılmaz kalkanını icat etti: Bahaneler silsilesi…
Hayatın getirdiği sorumluluklardan kaçarken, sevginin ve emeğin o dönüştürücü yükünü omuzlamaktan korkarken hep o ‘bahane’ kalkanının arkasına sığınıyoruz. Bahanelerimiz o kadar kusursuz, o kadar sistemli ki, zamanla onlara kendimiz de inanıyoruz.
Ve kendi ördüğümüz bu bahaneler kafesinin içinde yaşamayı bir alışkanlık haline getiriyoruz.
Maalesef, bu kaçışın getirdiği haksızlığa maruz kalanlar ise hiç şüphesiz, yaşam alanlarımızı paylaştığımız o sessiz, bilge dostlarımız kediler ve köpekler oluyor.
Yıllanmış bir dogmanın çöküşü
Yıllardır kulaktan kulağa yayılan, adeta bir dogmaya dönüşen; ‘Evde kedi köpek olursa astım azar’, ‘Tüyleri çocukları hasta eder’ gibi gibi bahaneler, bir canlıya kalbimizi açmamanın ya da onlara sırtımızı dönmenin en kolay yolu oldu.
Kendimizi ve vicdanımızı rahatlatmak için tıp dünyasının arkasına sığındığımızı sanıyorduk ki, yeni bir bilimsel araştırma, sığındığımız bu ‘bahane kalkanını’ tam ortasından çatlatıverdi.
30 binden fazla çocuk incelendi
İsveç Ulusal Kedi Kayıt Merkezi’nden elde edilen veriler bize şunu gösteriyor: Kedilerle aynı evi paylaşmanın, astım ve alerjisi olan çocukların durumunu kötüleştirme olasılığının son derece düşük olduğu.
Klinik veriler, o yıllardır korku imparatorluğu kuran iddiaların aksine, hayvan tüylerinin astımı tetiklediğine dair neredeyse hiçbir somut kanıt olmadığını ortaya koydu. 30 binden fazla çocukla yürütülen bir çalışmanın sonuçları bunlar.
Sorun tüyler değil, cesaretsizliğimiz!
İşte şimdi yüzleşmekten korktuğumuz o çıplak gerçekle baş başayız.
Sorun hiçbir zaman o mağrur ve masum tüyler değildi; sorun, bizim bir canlıya emek verme, onunla hayatı bölüşme ve koşulsuz sevginin o derin bağını kurma konusundaki cesaretsizliğimizdi.
Kediler, hayatımıza sadece bir ev arkadaşı olarak girmezler; onlar sessiz birer öğretmen, ruhumuzun en hırpalanmış köşelerini onaran birer şifacıdır.
Kendi bahanelerimizin arkasına saklanıp onları hayatımızın dışına ittiğimizde, aslında sadece bir hayvandan kaçmış olmuyoruz; hayatın bize sunduğu o en saf sevgiden, sadakatten ve bizi insan kılan o evrensel şefkat duygusundan da mahrum kalıyoruz.

Kalkanları indirme vakti
Sevgili insanlar; artık kalkanları indirme, bahanelerin arkasından çıkma ve gerçeğin, yani sevginin o iyileştirici kollarına kendimizi bırakma vakti…
Not: Evlerini paylaştıkları o canları, kendi konfor alanları için uydurdukları bahaneler silsilesiyle bir anda sokağa, bilinmeze fırlatanlara küçük bir hatırlatma…
Onları sudan çıkmış balık gibi çaresiz bırakıp duygularıyla oynayanlar, açtıkları bu derin yaraları unuttuklarını sanmasınlar. Hayat her zaman ektiğini biçtirir insana; dilerim ki bir gün kendileri de aynı çaresizlikle ve aynı sonla baş başa kalsınlar.
Sevgi ve merhametle kalın…






