Artık enflasyonla mücadelede politika faizinin bir araç olarak rafa kaldırıldığını söyleyebiliriz. Ekonomi yönetimi, siyasî iktidarın baskısına boyun eğmiş görünüyor. Anlaşılan o ki, başta Yeni Şafak olmak üzere, iktidara yakın medyanın da kulağını birileri çekmiş, “Mehmet Şimşek ile yolumuza devam edeceğiz. Onu hedefe koymaktan vazgeçin” diyerek…
Sonuç itibarıyla, beklenen oldu ve 11 Haziran’da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Para Piyasası Kurulu toplantısının ardından politika faizini sabit tuttu.
Beklenti bir süredir politika faizinin sabit tutulacağı yönündeydi, çünkü büyümede zayıf sinyaller ve yüksek finansman maliyetinin reel sektöre olumsuz etkileri ortadaydı. Belirtmekte fayda var; politika faizi yüzde 37, ancak fiiliyatta borç verme faizi yüzde 40… İki yıl vadeli tahvillerin faizi ise yüzde 43.7…
ZİRAÎ DON, SEL, KURAKLIK, SAVAŞ…
TOPU TACA ATMAK İÇİN BAHANE ÇOK!
Enflasyonla politika faizi arasındaki dengesizlik, aslına bakarsanız TCMB’nin faiz indirimi döngüsüne girdiği tarihten bu yana geçerli… O günden bu yana, enflasyonla mücadele makroihtiyatî tedbirlerle sürdürülmeye çalışılıyor ve dezenflasyonun sekteye uğramasının temel sebebi de bu!
Tabii ekonomi yönetimine sorarsanız, onlar her şeyi şahane yapıyor, ancak hep başka sorunlar çıkıyor. Mesela geçen yıl ziraî don, seller ya da kuraklık olmasaydı, enflasyon diye bir derdimiz kalmayacaktı!
28 Şubat’ta İsrail ve ABD, İran’a saldırmasaydı, yılın ilk üç ayında böyle yüksek enflasyon oranlarıyla karşılaşmayacaktık! Hem kendilerini hem de bu milleti kandırmaya devam ediyorlar.
BEKLENTİLER ZORAKİ İYİMSER
Her ne kadar ekonomi yönetimi pembe tablolar çizmeye çalışsa da, beklentiler ite kaka iyimserliğe tutunmaya çalışıyor. TCMB’nin, reel ve finansal sektör temsilcileriyle profesyonellerden oluşan 68 katılımcıyla gerçekleştirdiği haziran ayı ‘Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre, yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 28.94’ten yüzde 29.14’e çıktı.
12 ay sonrası enflasyon beklentisi sınırlı düşüşle yüzde 23.81’e geriledi. Önceki ankette bu oran yüzde 23.82’ydi. Haziran ayı tüketici fiyatları (TÜFE) beklentisi yüzde 1.36 oldu, önceki ayın anketinde beklenti yüzde 1.52’ydi.
Buradaki olumlu revizyonun sebeplerinden biri sanırım Körfez’deki savaşın öyle ya da böyle biteceği beklentisi, belki bir de bu yaz boyu sebze-meyve fiyatlarının çok fazla artış kaydetmeyeceği ve hatta kış yağışları sayesinde bolluğun bazı ürünlerin fiyatlarını düşüreceği tahmini var.
Öyleyse enflasyon eylül ayından itibaren yine alevlenecektir. Kaldı ki bırakın 60 günlük ateşkesi, savaş bütünüyle son bulsa bile, petrol fiyatlarının savaş öncesindeki varil başına 60 dolara ineceği falan yok! 80 dolarlar civarında gezinecektir. Dolayısıyla tarım ve sanayinin girdi fiyatları da savaş öncesine göre yüksek kalacak.
Demek istediğim; Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) pembe enflasyonunun bile, yıl sonunda yüzde 35’ler civarında olması işten bile değil. Beklenti anketleri hâlâ zoraki iyimserliğini koruyor denebilir!
Bu arada Mayıs 2026 üretici fiyatlarının (ÜFE), TÜFE’nin çok üzerinde, aylık yüzde 2.8 geldi. Yıllık ÜFE ise yüzde 28.6’dan yüzde 28.9’a yükseldi. Gelecek aylarda bunun etkisini TÜFE üzerinde göreceğiz.
‘ZAYIF DOLAR’DAN ‘GÜÇLÜ DOLAR’A…
Peki ennflasyonla mücadeleyi göz ardı ettiysek, demek ki büyümeye yükleneceğiz. Ancak, beklenti anketine göre pek öyle bir şey yok! Ankette 2026 yılı büyüme beklentisi haziranda yüzde 3.2 oldu, önceki yüzde 3.3’tü. 2027 yılı büyüme beklentisi değişmeyerek yüzde 4.1’de kaldı.
Dövuz kurları, bizim milletin en çok odaklandığı gösterge malûm. Ankette, yıl sonu döviz kuru beklentisi 51.57’den 51.47’ye gerilerken, 12 ay sonrası için beklenti 54.69’dan 55.72’ye yükseldi. Savaşın etkisiyle, Trump yönetiminin ‘zayıf dolar’ hedefi şimdilik sekteye uğramış görünüyor. ‘Güçlü dolar’ sürecindeyiz ve savaş bitmeden de bunun değişmesi zor.
Bir önceki anket döneminde 47.8 milyar dolar olan yıl sonu carî işlemler açığı beklentisi, bu dönemde 49.2 milyar dolara, gelecek yıl için de 41.6 milyar dolardan 42.5 milyar dolara yükseldi. Bu da ekonominin kronik meselesi…
Ankette TCMB’nin politika faizine ilişkin ilk toplantı beklentisi yüzde 37, ikinci toplantı beklentisi yüzde 37 ve üçüncü toplantı beklentisi ise yüzde 36.34 oldu.
12 ay sonrası için politika faizi beklentisi ise yüzde 30.14’e geriledi. Bu beklenti, başta olası siyasî krizler olmak üzere, pek çok siyasî ve jeopolitik gelişme sebebiyle, tepetaklak olabilir. Türkiye siyaseti darbeler hariç, en sert krizini yaşıyor ve öngörülümezlikler çok fazla.
BYD İLK DEĞİL Kİ!..
Bunun sonuçlarını, öyle ya da böyle doğrudan yabancı yatırımlarda da görüyoruz. Meselemiz sadece iyiden iyiye bozulmuş makro dengelerimiz değil, birikmiş ve bir türlü çözülemediği için kangrenleşmiş yapısal sorunlarımız da…
Hormonlu büyüme, bazı sektörlerde yapısal bunalım, yargıya güvenin diplerde oluşu, anti-demokratik uygulamalar sadece ülkeyi boğmakla kalmıyor, bu jeostratejik önemi yüksek ve iç pazarı iştah kabartan ülkeye yabancı sermayenin gelişini de engelliyor.
2019 yılında 3 milyar Euro yatırım yapıp Manisa’da devasa bir üretim tesisi kurma kararı alan Alman otomotiv devi yatırımını nasıl Slovakya’ya kaydırdıysa, bugün de elektrikli araçlarda bir dünya devi olan Çin sermayeli BYD de Manisa’dan vaz geçti ve üretim tesisini Macaristan’da kuracak. Ayrıca Avrupa’da bir başka fabrika açmak için ülke arayışında ve bu Türkiye olmayacak.
HER ŞEY TAMAMDI DA TAVUKLARIN
BAŞINA DENETİM KAYYIMI EKSİKTİ!
Bundan sonra benzer şeyleri daha çok görmemiz de muhtemel… Zira neredeyse bir sektörün en büyük firmalarına denetim kayyımları atandı! Sanki 21’nci yüzyılın bir OECD ülkesinde değiliz de, 1930’ların Mussolini İtalyası’ndayız!
Beyaz et sektöründe fiyat karteli oluşturulduğu, hatta üretimin kısılarak fiyatların yüseltildiği iddiasıyla 13 büyük şirkete kayyım atandı. Dört bakanlığın denetimi ve Rekabet Kurumu’nun yaptırımlarıyla eğer bir sektörde böyle bir mesele çözülemeyip, kayyım atanıyorsa, orada bir sorun var demektir.
Sorunun sebebi, bu dünyada örneği görülmemiş, sistemden başka bir şey değil. Oldu olacak Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği’ni (BESD-BİR) de terör örgütü ilan etsinler!
Böyle bir durumda ülkeye doğrudan yabancı yatırım gelir mi? Hangi teşviği verirseniz verin, asla gelmez!









