“Gelecek, bugünün suskunluğunda kuruyor kendini.” Ve Türkiye, o geleceğe hızla susuz adımlarla ilerliyor.
“Susuzluk Kapımızda Değil, İçimizde”: Türkiye Su Kriziyle Yüzleşiyor
2025 Temmuz’u itibarıyla İstanbul’daki barajlar yüzde 30’un altına düştü. Ankara’da seviye yüzde 24.3, İzmir’de yeraltı su kaynakları 30 yılın en düşük değerinde. Türkiye genelinde 2023-2025 yılları arasında yağış ortalaması mevsim normallerinin yüzde 28 altına geriledi.
Birleşmiş Milletler’in “su stresi” eşiği olan kişi başı yıllık 1.700 metreküp sınırının altında kalan Türkiye, 1.200 metreküp seviyesinde bulunuyor. Eğer bu hızla giderse, 2030’a varmadan “su fakiri” ülkeler listesine resmen dahil olacak. Bu yalnızca iklimin değil; sistemin, alışkanlıkların ve politika yoksunluğunun bir sonucu.
İstanbul’da günlük su tüketimi yaklaşık 3,3 milyon metreküp. Barajlara giren su ise 2,1 milyon metreküp. Her gün yaklaşık 1,2 milyon metreküp açık, rezervlerden çekilerek kapatılıyor. Bu şekilde giderse, yaz bitmeden bazı barajlar fiilen devre dışı kalacak.
Ancak mesele yalnızca yağmurun azlığı değil. Yağan suyun toprakla buluşamaması, altyapının yetersizliği ve yönetim politikalarının parçalı oluşu bu açığın büyümesine neden oluyor. Yağmur yağıyor ama şehir tutmuyor. Toprak değil; asfalt, beton ve taş emiyor suyu.
Türkiye’de tüketilen suyun yüzde 74’ü tarıma gidiyor. Ancak modern sulama yöntemleri yalnızca yüzde 17 oranında kullanılıyor. Özellikle Güneydoğu Anadolu’da açık kanal sistemleri nedeniyle suyun neredeyse yarısı buharlaşıyor ya da toprağa sızarak kayboluyor. Yani milyarlarca metreküp su, henüz ürüne ulaşmadan yitip gidiyor.
Ziraat Mühendisleri Odası’na göre sadece GAP’ta yılda 7 milyar metreküp su boşa harcanıyor. Bu, İstanbul’un toplam yıllık tüketiminin iki katı.
Yüzey sularının azalmasıyla birlikte yeraltı kaynakları hızla devreye sokuldu. 2025 itibarıyla Türkiye’de 1 milyonun üzerinde kuyu bulunduğu tahmin ediliyor; bunların sadece üçte biri kayıtlı. Konya Ovası’nda yeraltı su seviyesi 20 yıl içinde 27 metre düştü. Harran’da bu rakam 19 metre.
Su çekildikçe yer kabuğu çöküyor, obruklar çoğalıyor, doğal denge bozuluyor. Yeraltından çekilen her litre su, belki de yüz yıl boyunca yerine konamayacak bir boşluğu geride bırakıyor.
Modern kent planlaması suya uyumlu değil, suya karşı. Asfaltla, betonla kaplanmış yüzeyler, yağmuru reddediyor. Suyun toprakla buluşması engelleniyor; yeraltı rezervleri yenilenemiyor.
Oysa gri su sistemleri, geçirgen zeminler, yağmur bahçeleri gibi çözümler var. Fakat İstanbul, Ankara ve İzmir’de yağmur suyu toplama altyapısına sahip bina oranı %1’in altında. Kentlerimiz yağmurla dost değil; adeta onu defetmeye çalışıyor.
Su, artık sadece çevresel değil, sosyal bir adalet meselesi hâline geliyor. Bazı semtlerde su kesintilerine karşı tankerle çözüm üretilirken, yoksul mahallelerde insanlar saatlerce su sırasına giriyor.
Birleşmiş Milletler’in 2025 raporunda, su krizi, göç, işsizlik ve huzursuzluk gibi toplumsal krizleri tetikleyen üç ana unsurdan biri olarak tanımlanıyor. Türkiye’de bu zincirin halkaları şimdiden birbirine eklenmeye başladı.
Türkiye’de hâlâ bütüncül bir Su Yasası bulunmuyor. Su yönetimi; Tarım ve Orman, Enerji, Çevre ve Şehircilik gibi birçok bakanlığın arasında parçalanmış durumda. Yerel yönetimler ise kendi sınırları dışında kalan kaynaklara müdahale edemiyor.
Anayasa’da “su hakkı” temel bir insan hakkı olarak tanımlanmış değil. Bu eksiklik, krize karşı stratejik ve etkili bir refleks geliştirmeyi güçleştiriyor.
Uzmanlara göre geç kalmış değiliz ama zaman daralıyor. Atılması gereken adımlar net:
Bir medeniyetin nasıl kurulduğu kadar, nasıl çöktüğü de önemlidir. Bazıları bir savaşla yıkılır, bazıları bir yolsuzlukla, bazıları ise sessiz bir kuraklıkla…
Türkiye, tarihin pek çok kavşağında suyla yoğrulmuş bir coğrafyada kuruldu. Mezopotamya’dan Anadolu’ya, bu topraklarda su hep yaşamın ta kendisiydi. Ama bugün, o yaşam kaynağını hoyratça harcıyoruz.
Su, artık sadece nehirden değil; vicdandan, akıldan ve iradeden geçerek gelmeli. Çünkü kriz kapıda değil. Çoktan içeri girdi.
Ve eğer hâlâ duymuyorsak, sessizlik çoktan susuzluğun sesi olmuştur.
Nüfusun yüzde 80'inin enflasyonu başka ekonomi yönetiminin enflasyonu bambaşka AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı…
Bir ucundan görününce yürüyüş kolu, aklımızdan geçenle karşılarız onu. Bazen bir düğün alayının sevinciyle titreşen…
İstanbul, her sokağında farklı bir zaman dilimini yaşatan, katmanlı hafızasıyla insanı büyüleyen bir şehir. Bu…
Bir dönem güzellik rutini temizleyici, nemlendirici ve güneş koruyucudan ibaretti. Şimdi ise banyolarımız küçük bir…
Şiddet, Ceza ve Toplumsal Hafıza: Ozan Güven Vakası Üzerinden Bir Değerlendirme Bazı olaylar vardır ki…
Küresel piyasalar 25-29 Mayıs haftasını zorlama bir coşkuyla geride bıraktı. İsrail-ABD ittifakının İran'a saldırmasıyla ve…