Gündelik hayatın telaşı içinde önünden geçip gittiğimiz camiler, sadece insanların ibadet ettiği mekanlar değildir. Bu topraklarda camiler, yüzyıllar boyunca sadece insana değil; kuşa, kediye, köpeğe Allah’ın yarattığı her cana kucak açmış şefkat yuvaları olmuştur.
Bugün ise sokaklarda olduğu gibi cami avlularında da derin bir sessizlik var. O sessizliğin içinde en çok eksik olan şey, bir kap suyun, bir avuç mamanın, bir tutam merhametin yokluğudur.
Son dönemde sokak hayvanlarını yalnızlaştıran uygulamalarla birlikte yaşam, canlarımız için her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Kavurucu sıcaklarda susuz kalan, açlıkla mücadele eden kediler, köpekler ve kuşlar, yıllardır sığındıkları cami bahçelerinde bile çoğu zaman bir tas su bulamıyor. İşte insanın vicdanını asıl yaralayan da budur.
“Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa, hepsi sizin gibi birer topluluktur.”
(En’âm Suresi, 38)
“Görmez misin ki göklerde ve yerde olanlar, hatta kanatlarını çırparak uçan kuşlar bile Allah’ı tesbih ederler.”
(Nûr Suresi, 41)
Demek ki onlar da Allah’ın kullarıdır. Onların da yaşam hakkı vardır. Onların da rızkını gözetmek, susuz bırakmamak, aç bırakmamak sadece vicdani değil, aynı zamanda dini bir sorumluluktur.
Neden olmasın!
Bizim medeniyetimiz merhameti hiçbir zaman sadece insanla sınırlamadı. Osmanlı’nın camilerine yapılan kuş evleri bunun en güzel örneğidir. Taştan yapılmış o zarif yuvalar, aslında bu milletin vicdanının mimarisidir.
Bugün bu güzel geleneği yaşatan örnekler hâlâ var. Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdayi Camii bunların başında geliyor. Bahçesindeki kedi evleri, su ve mama kapları, can dostlarımız için oluşturulan güvenli alanlar, özlediğimiz merhamet kültürünün hâlâ yaşadığını gösteriyor.
Hepimizin hafızasında yer eden o güzel görüntüyü de unutmadık. Caminin eski imamı Mustafa Efe Hoca, soğuk kış günlerinde caminin kapılarını sokak kedilerine açmış, onları Allah’ın evi olan camiden uzaklaştırmak yerine sahiplenmişti.
Madem Üsküdar’da bir cami bunu başarabiliyor, neden ülkemizin dört bir yanındaki camilerde de aynı anlayış hakim olmasın?
Cami avlularını birkaç su kabı, birkaç mama kabı ve birkaç kedi eviyle yeniden şefkatin adresi yapmak bu kadar zor olmamalı.
Cuma hutbelerinde merhametten söz edilirken, dilsiz kulların da Allah’ın emaneti olduğu hatırlatılsa… Cami cemaatleri küçük bir dayanışmayla su kaplarını doldursa… Çocuklar cami bahçelerinde hayvanlardan korkmayı değil, onları sevmeyi öğrense…
İnanın, değişecek olan sadece o bahçeler olmaz.
Vicdanlarımız da güzelleşir.
Sevgili insanlar,
Her yerini betonlaştırdığımız bu dünyada, canlarımızın sığınabileceği son güvenli alanların kapısını da kapatmayalım. Merhamet sadece sözle değil, bir kap suyla, bir avuç mamayla, uzatılan bir elle anlam kazanır.
Gelin, cami avlularını yeniden şefkatin, vicdanın ve merhametin yuvası yapalım.
Çünkü merhamet paylaşıldıkça çoğalır; çoğaldıkça hem şehrimizi hem de insanlığımızı güzelleştirir.
Sevgi ve merhametle kalın…
Coğrafya, sadece üzerinde yaşadığımız sınırlar ya da harita çizgileri değildir. Aynı zamanda kuşaklar boyu biriken…
Bu hafta, özellikle teknoloji şirketlerinin yöneticileri ve teknoloji hisselerinin yatırımcıları açısından oldukça tedirgin edici…
Bir an için hayal edin… Öyle bir şirkette çalışıyorsunuz ki, akşam olduğunda eve gitmek istemiyorsunuz.…
Ankara, dışarıdan bakıldığında gri binaların, bürokratik koridorların ve mesafeli yüzlerin şehri gibi görünür. Oysa bu…
“Zaten erkekler aldatır”, “Erkeklerin yapısı böyle”, “Erkek tek eşli değil”. Zihnimize kazınan bu cümleler sadece…
Akdeniz’in iki farklı yüzünü, aynı yolculukta deneyimlemek… Bir yanda denizin ferahlatıcı nefesi, diğer yanda dağların…