Others’ olduğunu bile bile Avrupa’ya gitmek

DİDEM MERCAN

‘Others’ olduğunu bile bile neden Avrupa’ya gitmek istiyoruz?

Nedir bu Avrupa’yı Avrupa yapan ve adete ışık görmüş kelebek gibi bizi Avrupa’ya çeken? Gelecek kaygısı meselesi öyle bir hal aldı ki, nice mühendisler, avukatlar, doktorlar, gazeteciler, öğretmenler kendi kariyerlerini sıfırlama pahasına yurt dışına gitmeyi bir lütuf gibi görmeye başladı.

Elbette genç ve orta yaştaki insanların bu ülkeden gitmek istemelerini anlamamak mümkün değil. İnsanlarla konuştuğumda yurt dışına gitmek için bana birkaç gerekçe söylüyorlar.

İçerdeki ekonomik koşullarla orta sınıfın yok olması, siyasi sıkışmışlık ve demokrasinin işlemeyişi, hukuka olan güvenin neredeyse hiç kalmamış olması ve sokakların güvensizliği (çeteleşmeler)… Her biri çok haklı gerekçeler olmakla birlikte bu sayılanların hangisi bugün Avrupa ülkelerinde bize altın tepside sunuluyor?

Son zamanlarda konuştuğum ve şansı olsa hemen gidecek insanlara Avrupa’da kendileri sınırsız bir paranın beklemediğini, ticaret yapıp yoğurtçu, tekstilci olmadığı ya da üstün zekalı olmadığı sürece burada kuracağı yaşamdan çok farkı olmadığını söylediğimde hemen demokrasi kartını oynadıklarını görüyorum.

Didem Mercan

‘AVRUPALININ SURİYELİSİ’ OLMAK

“Ekonomik koşullar zor da olsa en azından Avrupa’da demokrasi var, hukuk var; kafamız rahat eder” cümlesini biraz sesli düşünelim öyleyse… İngiltere dahil birçok Avrupa ülkesine girerken daha havaalanında ‘discrimination’ (ayrımcılık) başlıyor.

UK ve EU pasaport sahipleri daha hızlı ilerleyen kontuarlardan, ‘others’ (diğer pasaport sahipleri) daha yavaş ilerleyen kontuarlardan adete çapraz sorgu ile içeri alınıyor. Oturumunuz olsa bil!.. Yani sen ‘others’sın, ötekisin.

Demokrasilerde herkes eşit hak ve hukuka sahip ise daha ülkeye girmeden sana yapışan bu Others damgası da neyin nesidir? Daha ülkelere girişlerde sana verilen subliminal mesaj; ‘benim vatandaşlarımla sen bir değilsin’. Hani beğenmediğimiz Suriyeliler var ya işte sen de onun Suriyelisisin!

BATI USULÜ POLİS ŞİDDETİ HER YERDE

Demokrasinin en vazgeçilmez parçası protesto etme hakkıdır. 2009 yılında G-20 Londra Zirvesi’nde yaşananları bir araştırın mesela. Polisin uyguladığı şiddet ve yaralamalar kayıtlara nasıl geçmiş?

Yine bir öğrenci protestosundan örnekle devam edersek; 2010 yılında İngiltere’de hükümetin üniversite eğitimine ayrılan devlet desteğini kesmesi sonrası yaşanan öğrenci protestolarında polis şiddeti epey tartışılmıştı.

Çok uzağa gitmeyelim, Kraliçe 2. Elizabeth’in cenazesinde barışçıl protesto hakkını kullananların karşılaştığı muamele bence demokraside yeri olmayan bir muameleydi.

DNA’sında protesto hakkını sonuna kadar kullanmak olan Fransızların polisle çatışmaları her yıl gazetelerin dış haberler sayfalarında. Almanya’ya uzanalım…

Daha birkaç hafta önce Berlin’de düzenlenen Gazze protestolarına polis şiddeti damgasını vurdu. İsrail karşıtı protestolarda bir kadının polis tarafından yumruklanması ve onlarca kişinin gözaltına alınmasını hatırlayın. ABD’de Columbia Üniversitesi’ndeki Gazze Kampı’nda öğrencilerin nasıl göz altına alındığını hatırlıyor musunuz?

Süregelen, katılımcıların artacağı düşünülen ve siyasilerin, kraliyetlerin protesto edildiği her ses yükseltiş polis şiddeti ile son buluyor. Bir teselli olacaksa bizden farklı olarak gaz bombası şehirleri boğarcasına kullanılmıyor. Yani özetle nerede olursanız olun, devletlerin çıkarlarına ters düşen fikirlere müsamaha yok.

Batıyı, Avrupa’yı kötülemek amacında değilim ancak batıdaki şişilmiş demokrasi söylemlerine daha farkındalıkla yaklaşmanızı dilerim. Uzun yıllar Avrupa’da yaşamış biri olarak tam tersi dünyanın her ülkesine ayak basmak gerektiğini, bunun getirdiği vizyon ve esnekliği kendi öz hayatlarımıza katmamız gerektiği fikrini savunuyorum.

Peki neden ışık görmüş pervane edası ile Avrupa’ya çekiliyoruz? Mesele ekonomi değilse mesele demokrasinin uygulanışı değilse, nedir bu mesele? Nedir bu Avrupa’yı Avrupa yapan?

Avrupa’yı Avrupa yapan ne ekonomisi ne demokrasisi ne de sokakların güvenliği?

Ülkemizde uygulandığında karşı koyduğumuz, delmek için her fırsatı değerlendirdiğimiz kuralları….

KURALLI BİR HAYATIN DÜZENİ

Avrupa’da kurallar müsamahalı konulup müsamahasız uygulanıyor. Türkiye’de ise kurallar müsamahasız konulup müsamahalı uygulanıyor. Yani bizim özlemini duyduğumuz şey hem devletin hem de bizim uygulamaktan imtina ettiğimiz kurallar…

Kural güvenlik duygusunu besler, kural aidiyet duygusunu besler, kural güvencedir. Batıya kaçıp gitmek isteyen birçok kişi aslında gündelik basit kuralların yarattığı düzene çekiliyor.

Sadece kuralları uygulamayan devleti suçlamayalım, Türkiye’de her kurala karşı bizimde tuhaf bir aldırmazlığımız var. Çünkü kurallara uymamanın cezası yok.

Avrupa’da kırmızı ışıkta geç bakalım, yaya yoluna park et bakalım, yolun orta yerinde valeye arabanı teslim etmek için durup trafik yarat bakalım, gelen hastaya kötü davran bakalım, sıranı beklemeyip başkasının önüne geç bakalım, yere izmarit at bakalım, bir kadını sözü geçtim gözünle rahatsız et bakalım, birinin giydiği aykırı kıyafete sözün olsun bakalım, görevi başındaki herhangi birine yüksek sesle konuş bakalım ne oluyor?

Öyle yolsuzluktu, hukuksuzluktu işlerine girmiyorum, zira her ülkede örnekleri ile yaşanıyor. Hoş bizdeki gibi göze soka soka yapılmıyor tabii…

Daha gizli kapaklı yapılıyor, ortaya çıkınca da hoooppp kurallar devreye giriyor ve istifa ediyorlar. Basit kuralların bile müsamahasız uygulanması bence bizi asıl kaçmaya zorlayan şey. Ve bunun demokrasi ile değil devlet disiplini ile ilgisi var. Kimse demokrasinin hiçbir yerde yüzde yüz uygulanmadığını, Avrupa’da bol para kazanma devrinin çoktan bittiğini gayet iyi biliyor.

SIKINTILAR SADECE ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR

Bu kadar kaçıp gitme istediğini bizde uyandıran şey aslında düzen, istediğimiz şey düzen ama düzeni bozan yine biz. Değişim isteyen biz ama kendini değiştirmeyen yine biz. İnsanoğlu böyledir, yaptığı şeyin cezası yoksa aldırmaz olur. Kendi ülkesini uymadığı kurallarla cehenneme çevirip gittiği ülkede korkudan her kurala uyar.

Tabii burada kurala uymayanı disipline edecek olan da devletin kendisidir. En basit kurallardan başlayarak; Türkiye’de konulan şu müsamahasız kurallar bir de müsamahasız uygulansa özlemini çektiğimiz ülkeyi yaratır mıyız?

Kabul ediyorum, sıkıntılarımız büyük ama bu sıkıntılardan kaçıp başka bir ülkeye gittiğimizde sıkıntılar son bulmuyor. Sadece şekil değiştiriyor.

Fakirsen her yerde fakir, zenginsen her yerde zenginsin. İster burada, ister ötekileştiğin orada bir bedel daima var. Mücadele burada da orada da var. Mesele, senin hangi bedeli ödemeye hazır olduğun. Gidenin şansı bol olsun ama geride kalanlar kaygılanmasın. Belki de durduğumuz yer doğrudur da mücadele şeklimiz yanlıştır.

 

 

 

 

Paylaş

Son Yazılanlar

Bir Gastronomi Festivalinin Ardından

İzmir’in deniz kokulu ,zarif ve huzurlu sahil kasabalarından biri olan Urla, her yıl ilkbaharın en güzel zamanlarında doğanın sunduğu en özel lezzetlerden biri olan enginarı

Arzu, Tüketim ve Zihnin Karanlık Kıyıları

  Çağımızın hızla dönüşen tüketim alışkanlıkları ve dijital yönlendirmelerle şekillenen arzuları, bireyin iç dünyasında derin çatlaklar yaratmaya devam ediyor. Sanatçı, Kezban Arca Batıbeki “Irrational” başlıklı

Bir Teknik Ve Zarafet Yolculuğu

Moda’nın kendine has dokusu, son yıllarda İstanbul gastronomi sahnesinin en nitelikli duraklarından birine ev sahipliği yapıyor. Dieci Moda, sadece bir restoran olmanın ötesinde, tasarımı ve

Avrupa’da Batarya Devrimi Başlıyor

Dünya, fosil yakıtlardan arındırılmış bir geleceğe doğru hızla ilerlerken, bu dönüşümün kalbinde sessiz ama devasa bir güç yatıyor: Bataryalar. Eskiden sadece kumandalarımızda veya telefonlarımızda dert

12 Bin Yıllık Hafızanın Gelecek Yolculuğu

Tersane İstanbul’un Haliç’e bakan o sakin ama vakur atmosferinde, geçtiğimiz günlerde insanlık tarihinin en eski ve en anlamlı sofralarından birinin gelecek yolculuğuna tanıklık ettim. Şanlıurfa,

Gençler Neden Bu Kadar Öfkeli?

Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, toplum olarak uzun süredir görmezden geldiğimiz bir gerçeği yüzümüze sert bir şekilde çarpıyor: Okul baskınları, öğrenciler arasında organize

Tabağın Görünmeyen Yüzü İle Yüzleşebilmek

Yemeğin sadece biyolojik bir ihtiyaç olduğunu düşünmek, büyük bir yanılgıdır. Tabağımıza gelen her lokma, aslında binlerce yıllık bir hiyerarşinin, ekonomik dengelerin ve sosyal mücadelelerin sessiz

Bu Dünya Sadece Bize Ait Değil…

​İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye genelinde sahipsiz sokak hayvanlarının büyük bir kısmı toplandı; 51 ilde bu süreç tamamlanırken, büyükşehirlerde oran yüzde 64’e ulaştı. Rakamlar büyük,