Tiran, Balkanlar’ın çoğu şehri gibi tanıdık ama bir o kadar da kendine özgü bir his bıraktı içimde. Renkli binaları, geniş meydanları, hareketli ama bir o kadar sade yaşamıyla insanı yormayan bir şehir. Ne abartılı bir kalabalık var ne de insanı içine çeken o kaotik telaş… Her şey daha dengeli, daha sakin.
Bir zamanlar insanların korku içinde yaşadığı, her konuşmanın dinlendiği, ‘işkence odası’ olarak anılan bu bina, bugün şehrin ortasında sessiz bir tanık gibi duruyor. İçeri adım attığınız anda bir ağırlık çöküyor üzerinize. Odaları gezerken, özgürlüğün ve mahremiyetin aslında ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz.
Geçmişin izleri bazen çok gürültülü olmaz. Bağırmaz, çağırmaz. Ama sessizliğiyle insanın içine işler. O evde dolaşırken hissettiğim şey tam olarak buydu. İnsan ister istemez durup düşünüyor:
Bir zamanlar burada insanlar fısıldayarak konuşurken, bugün biz özgürce gezebiliyoruz.
Tarihin bazı sayfaları gerçekten çok ağır… Ve ne yazık ki o ağırlık kolay kolay hafiflemiyor.
Türkiye’de alışık olduğumuz o sokak hayvanları kültürü burada neredeyse yok denecek kadar az. Ne köşe başında kıvrılıp uyuyan bir köpek ne de kaldırım kenarında ağır ağır yürüyen bir kedi… İlk anda fark edilmiyor belki ama zaman geçtikçe bu eksiklik daha görünür hale geliyor. Hatta bir süre sonra insanın içine yerleşen garip bir boşluk hissine dönüşüyor.
Çünkü bizde sokaklar sadece insanlara ait değil. Bir simitçinin önünde bekleyen köpek, bir apartman kapısında güneşlenen kedi, parkta sizinle birlikte bankı paylaşan bir can… Bunlar farkında olmadan şehirle kurduğumuz bağın bir parçası. Tiran’da ise bu bağın eksik olduğunu hissediyorsunuz.
Araştırdıkça bunun bir tesadüf olmadığını anlıyorsunuz. Arnavutluk’ta sokak hayvanlarına yönelik politikalar daha kontrollü ilerliyor. Belediyeler hayvanları topluyor, kısırlaştırıyor ve çoğunu barınaklarda tutuyor. Belki de bu yüzden, bir hayvana rastlamak burada daha farklı bir anlam taşıyor. Daha dikkat çekici, daha özel… Sanki o şehirde nadir bulunan bir detaya denk gelmişsiniz gibi.
Tiran’da kaldığımız Niche Hotel ise bu hissin içinde küçük ama sıcak bir istisna gibiydi. Otelin ilgisi ve samimiyeti gerçekten çok güzeldi. Ama benim için en unutulmaz detay, bahçelerinde baktıkları Nana isimli kediydi.
Sokaklarda neredeyse hiç hayvana rastlamazken, Nana’nın o sakin hali, insanın içine dokunan bir sıcaklık bırakıyordu. Onu görmek, bir anda tanıdık bir duyguyla karşılaşmak gibiydi.
Belki de bu yüzden otel bana sadece konakladığımız bir yer değil, aynı zamanda ‘tanıdık’ hissettiren bir alan oldu.
Yolunuz Tiran’a düşerse, Niche Hotel’i gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz. Hem huzurlu bir ortamı var hem de içinde küçük ama anlamlı bir hikaye barındırıyor.
Tiran bana hem sadeliği hem de düşündürdükleriyle farklı bir deneyim sundu. Bir yanda düzenli, kontrollü bir şehir hayatı… Diğer yanda geçmişin bıraktığı derin izler.
Ve belki de en çok, eksik olan şeyler üzerinden kendini anlatan bir şehir.
Bazen bir yeri anlamak için gördüklerimiz kadar, göremediklerimize de bakmak gerekiyor.
Sevgiyle, merhametle kalın…
Bu yıl 66. yılını kutlayan İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), ünlü İtalyan fotoğrafçı…
Bayram sabahına uyanmak, henüz güneş doğmadan sokağa yayılan o mahmur ama umutlu sessizliği solumaktır. Çocukken…
ZEYNEP KAKINÇ Gastronominin yeni soruları Dünyada gastronomi artık yalnızca ne yediğimizle ilgili değil. Mutfak, kültür,…
Yüksek teknoloji günlük yaşamın her alanına nüfuz ediyor. Blockchain uygulamaları, kuantum bilgisayarlar ve yapay zekâyla…
Ramazan ayının ruhu, sadece gün boyu süren bir dinginlikte değil, akşamın yaklaşmasıyla birlikte mutfaklardan süzülen…
Üç tarafı denizlerle çevrili bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bu cümle, ilkokul sıralarından itibaren zihnimize kazınan coğrafi…