Teknoloji şirketleri doğa dostu olabilecek mi?

Yüksek teknoloji günlük yaşamın her alanına nüfuz ediyor. Blockchain uygulamaları, kuantum bilgisayarlar ve yapay zekâyla bilişim teknolojilerinin sıçrama yaptığı bir dönemdeyiz.

Bu hızlı dönüşüm müthiş bir enerji ihtiyacını ve madencilikte yeni bir yapılanmayı da beraberinde getiriyor. Her ikisi de doğada büyük tahribat yapacak gereksinimler…

Yılda 1 trilyondan fazla yarı-iletken satılırken, 11 binden fazla veri merkezi, yayın akışından yapay zekâ modellerine günlük olarak gönderilen 2 milyardan fazla talebe kadar her şeyi işliyor.

Sektör sınırlı doğal kaynaklara bağımlı kalmaya devam ediyor; iklim değişikliği ve doğa yıkımını daha da kötüleştirdiği fiziksel tehditlerle karşı karşıya kalıyoruz.

HER YENİ TEKNOLOJİNİN BİR BEDELİ VAR MESELE BEDELİ ASGARÎYE İNDİRMEKTE

Yarı-iletken üretimi yılda 1 trilyon litreden fazla tatlı suya, ayrıca endüstriyel metallere ve nadir toprak minerallerine muhtaç. Bu minerallerin çıkarılması ve ayrıştırılması süreci müthiş bir doğa yıkımına sebep oluyor.

Nasıl bir felaket yarattığını anlamak için Çin Halk Cumhuriyeti’nin özerk bölgesi olan İç Moğolistan’daki Bayan Obo maden havzasının fotoğraflarına bakmanız yeter de artar bile! Veri merkezleri, California’nın en yüksek enerji ihtiyacını karşılayacak kadar, 60 GW’tan fazla enerji tüketiyor.

Eğer ki ağırlıklı olarak hidrokarbon temelli elektrik üretimiyle bu talep karşılanmaya kalkılırsa, iklm krizinin hızla felakate dönüşeceği kesin! Bitmedi; kullanım süresi dolan donanımlar yılda 60 milyar kilogram elektronik atık oluşturuyor ve bunun dörtte birinden azı geri dönüştürülüyor. Ve bu atıklar hem toprağı hem de yeraltı sularını zehirliyor!

Her teknolojik devrimin bir bedeli vardır, bu doğru, ancak bu bedeli en aza indirmek ve hatta pozitif dışsallıklar oluşturacak süreçleri hayata geçirmek, insan türünün varlığını sürdürebilmesi için artık bir zorunluluk.

TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ İÇİN YEDİ ÖNCELİKLE EYLEM PLANI

Teknoloji şirketlerinin doğaya olan temel etkilerini ve bağımlılıklarını ele almak üzere hızla harekete geçmeleri gerekiyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum-WEF) ‘Doğa Dostu Geçişler Rapor Serisi’ (Nature-Positive Transitions Report Series), 2030 yılına kadar doğa kıyımını durdurmak ve tersine çevirmek için dönüştürücü yolları gündeme getiriyor.

Bu raporlar, teknoloji liderleri için yedi öncelikli eylem öneriyor ve doğa dostu stratejilerin, yeni ürünler için geri kazanılan metallerden azaltılmış enerji ve su tüketiminden kaynaklanan maliyet tasarruflarına kadar finansal fırsatlar sunabileceğini gösteriyor.

Kritik sektörlere odaklanan raporlar; endüstrilerin doğaya olan etkilerini ve bağımlılıklarını, işletmelerin olumsuz sonuçları önlemek ve azaltmak, doğayla ilgili riskleri hafifletmek, direnç oluşturmak ve değer zincirleri genelinde fırsatların kilidini açmak için atabilecekleri öncelikli eylemlerle birlikte ele alıyor.

KÜRESEL BİYOÇEŞİTLİLİK VE İKLİM HEDEFLERİNE UYUM SAĞLAMAK

Her rapor, kirlilik, arazi kullanım değişikliği ve kaynak kullanımı gibi sektöre özgü önemli doğa etkileri tanımlıyor ve iş uygulamalarını küresel biyoçeşitlilik ve iklim hedefleriyle uyumlu hale getirmek için uygulanabilir öneriler sunuyor.

Temel stratejiler arasında döngüselliği artırmak, su yönetimini iyileştirmek, sektörler arası işbirliğini geliştirmek ve doğa koruma ve restorasyonunu desteklemek yer alıyor.

‘Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’ne (Kunming-Montreal Global Biodiversity Framework) dayanan bu rapor serisi; net sıfır emisyonlu, doğa dostu bir geleceğe ulaşmak ve ekonomik büyümeyi desteklemek için gereken ölçekte ve hızda eylemleri hızlandırmak üzere tüm paydaşların katılımını talep ediyor.

Bu girişim, doğayı korurken, endüstriyel ilerlemeleri yönlendirmek için bir yol haritası görevi üstleniyor.

Yeni teknoloji devrimini destekleyecek veri merkezlerine, yarı-iletkenlere ve donanımlara olah talep hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Ancak tenoloji sektörünün büyümesi önemli ölçüde doğaya bağımlı; muazzam su, enerji ve mineral kaynaklarını tüketirken, iklim değişikliği ve ekosistem bozulmasından kaynaklanan artan risklerle de karşı karşıya…

Sektörün gezegenle olan ilişkisine odaklanmak ve doğa dostu bir geleceğe yatırım yapmak, şirketlerin büyüme ve faaliyet gösterme konusunda sosyal ve düzenleyici izinlerini güvence altına alabilir, doğayla ilgili risklere karşı direnç geliştirebilir, artan paydaş beklentilerini karşılayabilir ve finansal büyüme ve maliyet tasarrufu fırsatları sunabilir.

 800 MİLYAR DOLARLIK MALİYET  TASARRUFU SAĞLANABİLİR

Şirketlerin müşterileriyle olan ilişkilerini yönetmesini, satış, pazarlama, hizmet ve e-ticaret süreçlerini dijitalleştirmesini sağlayan, dünyanın önde gelen bulut tabanlı müşteri ilişkileri yönetimi (consumer relationship management-CRM) platformu Salesforce’un İklim Eylemlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Tim Christophersen, “Hızla büyüyen bir sektörde, teknoloji endüstrisinin doğaya olan bağımlılığını ve doğayı nasıl etkilediğini ele almamız önemlidir.

Hiçbir şirket, doğayla ilgili riskleri ve etkileri tek başına çözemez; dayanıklılık oluşturmak için teknoloji değer zincirinin tüm noktalarından bir araya gelmeliyiz” diyor.

Kaynak yoğunluğu, risk, paydaş ve düzenleyici ivmenin bu birleşimi, zamanlamanın uygun ve fırrsatın muazzam olduğu anlamına geliyor. Dünya Ekonomik Forumu, teknoloji sektörünün değer zinciri boyunca faaliyet gösteren işletmeler için yaklaşık 800 milyar dolarlık maliyet tasarrufu ve gelir artışı sağlayabileceğini öngörüyor.

Teknoloji sektörünün hem doğaya verilen zararı azaltması hem de tüm değer zinciri boyunca doğaya fayda sağlaması için yedi temel eylem belirlenmiş. Bu eylemlar, olumsuz etkilerin baştan önlenmesine öncelik vermek amacıyla, azaltma süreci hiyerarşisiyle (kaçınma, azaltma, iyileştirme, telafi) uyumu sağlıyor.

Birçok şirket, sektör standardı haline gelen bu eylemlere yönelik basit ve uygun maliyetli adımlar atmaya çoktan başladı. Diğerleri ise daha büyük ticarî faydalar sağlayan iddialı hamlelere öncülük ediyor. Son olarak, bazı şirketler zaman, bağlılık ve yenilik gerektiren dönüştürücü, ancak karmaşık eylemlere girişti.

DAYANIKLI VE ONARICI  SU KULLANIMINI GELİŞTİRMEK

İklim krizinin sonuçlarından biri de susuzluk ve kuraklık sorunu ve her yıl biraz daha can alıcı bir hal alıyor. Artık su tasarrufu olmazsa olmaz bir hedef…

Birçok şirket, halihazırda su kıtlığı riski taşıyan potansiyel alanları değerlendiriyor ve operasyonel su verimliliğini artırıyor. Önde gelen oyuncular bunu tedarik zincirlerinde, mesela enerji üretiminde de yayıyor ve kapalı döngü sistemleri benimsiyor.

Örneğin Tayland merkkezli yarı-iletken üreticileri atık sularının ortalama yüzde 85’ini geri dönüştürüyor. Salesforce gibi şirketler ise su havzaların yenilemeye ve 2030 yılına kadar küresel nüfusun yarısını etkilemesi beklenen su kıtlığıyla mücadele etmeye odaklanmış durumda.

KİRLİLİĞİ AZALTIP DÖNGÜSEL EKONOMİYİ HEDEFLEMEK

Şirketler, çevreye kirletici madde salımından kaçınmaya ve elektronik atıkları azaltmak için ürün ömrünü uzatmaya özen göstermek zorunda. Önde gelen şirketler daha da ileri giderek, donanım tasarımını döngüsel ekonomi için optimize ediyor ve müşterilerinin elektronik atıkları için toplama programları geliştiriyor.

Hedeflenen eylemler şirketler arası işbirliğini gerektiriyor; örneğin Avustralya’da uygulamaya konulan ‘MobileMuster’ programı, hükûmetle HTC, Google ve Samsung gibi şirketler arasındaki bir işbirliğiyle, nüfusun neredeyse yüzde 100’ünün cep telefonlarını geri dönüştürmesini sağlıyor.

ENERJİ DIŞI SERAGAZI SALIMLARIYLA MÜCADELE

Özellikle yarı-iletken üretiminde bazı teknolojik süreçler doğrudan emisyonlara neden oluyor. Yarı-iletken üretiminde kullanılan ve küresel ısınma potansiyeli yüksek gazların sızıntılarını izlemek ve önlemek, sektörde standart hale geliyor. Öncü şirketler, ayrıca atık gazları yakalamak için gaz arıtma sistemleri ve diğer teknolojileri de kullanıyor. Teknoloji sektöründe liderler, salımları en aza indirgemek için yüksek güvenilirlik düzeyine sahip karbon kredisi ve karbon giderme programlarına yatırım yapıyor.

Uzun vadede şirketler, üretim süreçlerini ve ürünlerini yeniden tasarlayarak üretimden kaynaklanan salımları ve küresel ısınma potansiyeli yüksek gazların kullanımını azaltabilirler. Mesela IBM’in onlarca yıldır sürdürdüğü çevre dostu ürün tasarımı programı, emisyon hususlarını malzeme seçimine ve ürün tasarımına entegre etti.

ATIL ARAZİ YÖNETİMİ VE  EKOSİSTEM RESTORASYONU

Teknoloji sektöründe arazi üzerindeki etkileri ilk sırada gelen bir sorun değil, ancak şimdiden önlemler alınması şart. Öncü şirketler yüksek değerli ekosistemler üzerinde yapılaşmadan aktif olarak kaçınıyor veya daha da iyisi, daha önce geliştirilmiş atıl arazileri tercih ediyor. İnşaat yaptıklarında yerel bitki örtüsü dikiyor, yeşil çatılar kuruyor ve sulama gereksinimi en aza indirgiyorlar.

Amaç, biyoçeşitliliği karbona benzer şekilde ele almak, önceden ve sürekli değerlendirme yaparak etkileri azaltmak… Hewlett Packard’ın Arbor Day Foundation, Dünya Doğal Yaşam Fonu (World Wide Fund for Nature-WWF) ve Conservation International ile ortaklığı buna bir örnek olabilir.

Bu projeyle, bütünlüklü biyoçeşitlilik telafisi ve ekosistem restorasyonuna yatırım yapılıyor.

Şirketlerin hedeflerinden biri de yer seçimi yaparken, arazi ve biyoçeşitlilik üzerindeki etkileri dikkate almanın ötesinde, ortak değer yaratmak için yerel topluluk paydaşlarıyla da özenle etkileşim kurmayı öne almaları olmalı…

SÜRDÜRÜLEBİLİR ENERJİ OPERASYONLARI YAPMAK

Teknoloji sektörünün enerjiye bağımlılığı büyümeyi yavaşlatıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency-IEA) İcra Direktörü Fatih Birol, “Yeni bir veri merkezi 18 ayda inşa edilebiliyor, ancak yeni elektrik iletim hatlarının inşası dört ila sekiz yıl sürebilir” diyor.

İşletmeler üzerindeki doğrudan etkisi göz önüne alındığında, şirketler genellikle enerji verimliliğini tesis tasarımına dahil ediyor.

Öncü şirketler yenilenebilir, düşük karbonlu enerjiye bağlılık gösterir ve bazı durumlarda enerji satın alma anlaşmalarının ötesine geçerek yeni üretim, iletim ve dağıtım altyapısını doğrudan desteklemeyi de hedefleri arasına koyuyor.

Söz gelimi, yapay zekâ destekli süreç yönetimi ve yenilikçi soğutma sistemleri, enerji kullanımını azaltmak açısından önemli bir adım.

TEDARİK ZİNCİRLERİYLE ETKİLEŞİM KURMAK

Enerji, su ve mineral girdilerine olan bağımlılık göz önüne alındığında, tedarikçilerle etkileşim kurmak kritik önem taşıyor. Tedarikçilerden çevre sertifikaları (ISO 14001 gibi) talep etmek çok önemli… Şirketler, satın aldıkları minerallerin sorumlu bir şekilde çıkarıldığından emin olmak isterler.

Sivil toplum örgütleri ve topluluklar ise kapsamlı, sağlam ve tüm ilgili paydaşlara karşı hesap verebilir bir standartlar sistemine uyulmasını beklerler.

‘Sorumlu Madencilik Güvencesi Girişimi’ (Initiative for Responsible Mining Assurance-IRMA), güvenilir üçüncü taraf değerlendirmesi kullanarak endüstriyel ölçekli madencilikte olumlu değişim sağlamayı amaçlayan bir girişim… Bir gün umalım ki, Türkiye’de de bu girişimi takip edecek yerli ve yabancı madencilik şirketleri görürüz!

PAYDAŞLARLA BİRLİKTE POLİTİKA OLUŞTURMAK

Şirketler, ‘Doğa ile İlgili Finansal Açıklama Gücü’ (The Taskforce on Nature-related Financial Disclosures-TNFD) gibi kuruluşları takip ederek doğaya yönelik riskler hakkında giderek daha fazla raporlama yapıyor.

Önde gelen şirketler, doğa dostu geçişi yönlendirmek için proaktif politikalar oluşturuyor. Örneğin ABD hükûmeti ve teknoloji endüstrisinin (IBM, Microsoft, Alphabet, AWS ve AMD) ortak kurulu, sorumlu yapay zekâ altyapısı konusunda tavsiyelerde bulunuyor.

Benzer ortaklıklar, Avrupa Yeşil Dijital Koalisyonu’nun (European Green Digial Coalition-EDGC) teknoloji destekli salım azaltımlarını tahmin etme yöntemleri geliştirilmesi gibi, doğa ölçümlerine yöneli sektör genelinde platformlar oluşturabilir.

‘YEŞİL AKLAMA’YA KARŞI UYANIK OLMAK HEPİMİZİN SORUMLULUĞU

Doğa dostu bir yüksek teknoloji sektörü hem bir zorunluluk hem de muazzam bir fırsat… Doğal kaynaklar ve ekosistemler sektörün dayanıklılığı ve büyümesi için giderek daha kritik hale gelirken, teknoloji şirketleri stratejilerine, ürün tasarımlarına ve tedarik süreçlerine doğayı entegre ederek öncülük edebilirler.

Mantık bunu gerektirir, sanırım ahlâk ve türsel dayanışma da… Buraya kadar paylaştığım önerilerin hemen hepsi için ‘yetmez ama evet’ denilebilir, eğer ki ‘yeşil aklama’nın (green washing) bir manipülasyonuna dönüşmeyeceklerse…

Biliyoruz ki, hidrokarbon şirketlerinden tutun ‘big pharma’ya, savunma şirketlerinden tekstil devlerine bugüne kadar ‘çevreciymiş’ gibi yapan yüzlercesinin foyası meydana çıktı. Bundan sonra da hemen her sektörde aynı şeylerin yaşanması mümkün.

Lobilerin yerini fon peşinde koşturan sivil toplum örgütlerinin aldığı, yolsuzluklara boğulmuş devlet kurumlarıyla dolup taşan bir dünyada yaşıyoruz. Eğer ki, bir ‘yeryüzü yuttaşı’ gibi davranıp düşünemezsek, bu önerilerin hepsi göz boyamanın ötesine geçemeyecek.

Unutmayın, sermaye kâra odaklıdır ve eğer ki denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik yoksa, gerisi yalandır! Son Davos Zirvesi’ndeki itirafları hatırlatayım ve bu zirvelerin bugüne kadar organizasyonunu üstlenen kurumun da Dünya Ekonomik Forumu olduğunu!.. Gözünüzü açık tutun, örgütlenin ve müdahale edin! Doğayı korumanın en doğru yolu bu olsa gerek…

Süleyman Karan

 

 

Süleyman Karan

Halden Anlamaz

Recent Posts

12 Bin Yıllık Hafızanın Gelecek Yolculuğu

Tersane İstanbul’un Haliç’e bakan o sakin ama vakur atmosferinde, geçtiğimiz günlerde insanlık tarihinin en eski…

16 saat ago

İzmir’de iklim dayanıklılığı güçlendiriliyor

“Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi” ile İzmir’de somut ve ölçülebilir etki yaratmaya devam ediliyor. Zurich…

1 gün ago

Lipödem ve “Kıtlık Geni” ihtimali!

Su içsem yarıyor” sözü aslında sanıldığı kadar abartı olmayabilir. Lipödem konusunda Türkiye’nin önde gelen isimlerinden…

3 gün ago

Zayıflama iğneleri kullananlara özel diyet ve kas protokolü

Kalissa Beauty & Wellness’tan zayıflama sürecine bütüncül yaklaşım Sağlıklı ve kalıcı kilo kontrolü, yalnızca kilo…

3 gün ago

Gençler Neden Bu Kadar Öfkeli?

Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, toplum olarak uzun süredir görmezden geldiğimiz bir gerçeği…

5 gün ago

Tabağın Görünmeyen Yüzü İle Yüzleşebilmek

Yemeğin sadece biyolojik bir ihtiyaç olduğunu düşünmek, büyük bir yanılgıdır. Tabağımıza gelen her lokma, aslında…

1 hafta ago