Gerek küresel ekonomiyi gerekse Türkiye ekonomisini tarif ederken, ‘öngörülemez’, ‘belirsiz’ gibi sıfatlar kullanıyoruz ya, aslında bu bile iyimser kalmak için bir tercih! Zira öylesine çoklu risklerle yüz yüzeyiz ki, bunlardan sadece birkaçı gerçek olursa büyük bedeller ödemek zorunda kalacağız.
İşte size Citi Research’ten Dünya Bankası’na, Uluslararası Para Fonu’ndan (International Monetary Fund-IMF) Dünya Ekonomik Forumu’na (World Economic Forum-WEF) kadar pek çok kurumun önümüze koyduğu riskler haritası…
CITI’DEN YEDİ RİSK SENARYOSU
Citi Research tarafından yayımlanan Temmuz 2026 raporunda, jeopolitik, iklimsel ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle, küresel piyasalarda ‘siyah kuğu’ olasılıklarının istisna olmaktan çıkıp kalıcı bir gerçekliğe dönüştüğü saptaması yapılıyor. Raporda, emtia fiyatlarında aşırı şoklar yaratabilecek yedi kritik uç risk senaryosu ele alınmış.
Rapora göre; Batı Asya’daki savaş, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Bab’el Mendeb’in de kapanma riskinin gündeme gelmesiyle birlkte, enerji koridorlarında akışın durması hâlinde, hampetrol varil fiyatlarının 200 doların üzerine çıkma riski bulunuyor.
Bir diğer risk beklentisi, ABD’nin Latin Amerika’daki petrol ihracatına olası ablukasıyla günlük 9.8 milyon varillik arzın çekilmesi ve 1973 krizine benzer bir şokla fiyatların 100 doların üzerine tırmanması. Bu riskin sayılan diğer altı riske göre gerçekleşme ihtimali bence oldukça düşük.

ALTERNATİF ENERJİ KORİDORLARI VE İKLİM KRİZİNİN OLASI ETKİLERİ
Bir diğer risk, küresel doğalgaz piyasalarına ilişkin…
Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin ‘Sibirya’nın Gücü 2’ boru hattı projesinde anlaşmasıyla, Çin’in diğer ülkelerden LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz-liquified natural gas) ithalat ihtiyacının azalması ve Asya’da LNG fiyatlarının MMBtu (million British thermal unit-1 milyon İngiliz ısı birimi) başına 5-6 dolara gerilemesi, ki bu proje biraz ağır ilerlemesine rağmen Rusya’nın devasa doğalgaz rezervlerinin Çin’e hem daha ucuza hem de güvenli biçimde akışını sağlayacak.
Çin limanlarından Rus doğalgazının LNG ya da CNG (sıkıştırılmış doğalgaz-compressed natural gas) olarak ihraç edilmesi imkânı da doğacak. Bunun anlamı; diğer LNG ve CNG ihracatçısı ülkelerin rekabette ciddi sorunlarla karşı karşıya kalması…
Giderek artan ve yaygınlaşan iklim krizinden kaynaklı hava anomalileri ise belki de orta vadede küresel ekonomiyi öngörülemez ve etkileri engellenemeyecek biçimde sarsacak en önemli risk unsuru…
‘Süper El Nino’ koşullarının sürmesiyle birlikte, Batı Afrika’daki hava anomalileri sonucunda kakao ton fiyatının 10,000 dolara fırlaması, Hindistan ve Tayland’da muson sezonunda yaşanan sorunlar nedeniyle şeker fiyatlarının 20 sent/pound (ya da libre, 1 libre 453.59 gram) sınırını aşması işten bile değil…
DEVASA CAPEX HACİMLERİ VE OLASI TALEP ARTIŞLARI
Ve teknolojik gelişmelerin yansımaları… Veri merkezlerinin devasa enerji ve altyapı talebiyle, bakır fiyatlarının ton başına 17,000 ila 20,000 doları bulması, en önemli risklerden biri olabilir.
Yapay zekâ setöründe yapılan devasa sermaye harcamaları (capital expenditure-CAPEX), küresel piyasalarda bazı endüstriyel metallerle nadir toprak elementlerine yönelik talepte büyük sıçramalara ve dolayısıyla ucu açık fiyat artışlarına sebep olabilir. Bunun yanı sıra, jeopolitik sebeplerle yaşanacak tedarik zincirlerindeki olası kopmalar bu fiyatları astronomik seviyelere taşıyabilir.
Peki ya tam tersi olursa?.. Yapay zekâ yatırımlarının kesilmesiyle, veri merkezi inşaatlarının durması ve endüstriyel metallere olan talebin sert düşüş yaşaması da mümkün. Zira yapay zekâ yatırımlarının ticarî geri dönüşünün (return on investment-ROI) gecikmesi durumunda, teknoloji hisselerinde yaşanabilecek sert düzeltmeler yaşanabilir.
ALTININ GERİ DÖNÜŞÜ MUHTEŞEM OLURSA…
Diğer tüm senaryo ve dalgalanmalardan bağımsız olarak, kısa vadeli olası yüzde 15-20’lik geri çekilmelerin ardından, altının orta-uzun vadede 6,000 dolara doğru tırmanma potansiyeli var.
Ve bu gelişme, 2026’nın son çeyreğinde gerçek olabilir. Yılın başında yatırım bankalarının öngörülerini hatırlayalım; ons altın için yıl sonu öngörüleri 6,500 dolara çıkıyordu.
ABD-İsrail ittifâkının İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırıları ve savaşın bölgeye yayılması sonrasında, ortaya çıkan hampetrol fiyatlarıyla altın fiyatları arasındaki ters korelasyon eğilimi son bulduğunda, ‘güçlü dolar’ sürecinden yeniden ‘güçlü altın’a geçilebilir. Bu hızlı artışın mümkün olduğunun bir diğer göstergesi ise merkez bankalarının altın alımlarını hız kesmeden sürdürüyor olması…
TARİFE SAVAŞLARI HÂLÂ EN BÜYÜK TEHDİT
Dünya Ekonomik Forumu’nun ‘2026 Küresel Riskler Raporu’ ile IMF ve Dünya Bankası’nın güncel projeksiyonlarına göre, küresel piyasaları tehdit eden en büyük risk jeoekonomik parçalanma ve ticaret savaşları... Uzmanların yarıdan fazlası piyasalar için fırtınalı bir dönem öngörüyor.
Küresel piyasalarda yakından takip edilen riskler oldukça fazla… Gümrük tarife savaşları bu risklerin başında geliyor. ABD’nin başta Çin ve Avrupa olmak üzere ithal ürünlere ve ilaçlara getirmeyi planladığı yüzde 100’e varan ek vergiler örneğinde olduğu gibi…
Yarı-iletkenler ve batarya teknolojileri için gereken nadir toprak elementlerine erişim engelleri de, özellikle yüksek teknoloji ve yeşil ekonomi sektörlerindde yapısal krizlere neden olabilir.
POLİTİKA FAİZİNDE ARTIRIMLAR: DEMOKLES’İN KILICI SALLANIYOR
Federal Reserve (Fed) başta olmak üzere, merkez bankalarının politika faizi kararlarına yönelik öngörülemezlik, ABD’de dirençli seyreden enflasyon ve güçlü istihdam piyasası nedeniyle Fed’in politika faizi artırım ihtimalinin masada kalması, piyasalarda belirsizliği derinleştiren bir diğer unsur.
Kamu borç stoklarının tarihi seviyelerde olması ve neredeyse hemen her hükûmetin yeni borçlanma planları sebebiyle, tahvil piyasaları da baskı altında. ABD iki ve 10 yıllık tahvil faizleri, zirve seviyelere yakın seyrederek borçlanma maliyetlerini artırıyor.
Avrupa Birliği’nin (AB) 800 milyar Euro’luk savunma harcamalarını da tahvil ihracıyla gerçekleştirmeyi planlıyor olması, 360 trilyon dolarlık küresel borç yükünün artacağının bir başka göstergesi. Kaldı ki uzun vadede AB 5 trilyon Euro’yu silahlara yatırmayı planlıyor.
Bu trilyonlarca Euro da kamu borçlanmasıyla elde edilecek. Küresel borç hacminin yüksekliği, borçlanma maliyetlerini artırıyor. Bu durum, gelişen ekonomilerin yüksek faiz ortamında borç çevrim maliyetlerinin katlanmasına sebep oluyor.
“BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI” DEĞİLDİR
Bir diğer risk ise bilgi teknolojilerindeki, özellikle de yapay zekâdaki gelişmelerle bağlantılı olarak, küresel ölçekte
manipülasyon ve provokasyonların kolaylıkla yapılabilir hale gelmesi… Yapay zekâ üretimi sahte içeriklerin ve manipülasyonların seçim dönemlerinde finansal istikrarsızlık yaratması artık bır tıkla mümkün.
Gerek devletler, gerek sermaye çevreleri gerekse terör odakları infial ve kriz yaratabilecek enformasyonları istediği gibi yayabiiyor.
Bir diğer risk ise siber saldırılar… Kritik finansal altyapılara ve küresel tedarik ağlarına yönelik siber tehditlerin tırmanması da aynı derecede yıkıcı sonuçlara neden olabilir. Hele ki bu saldırılar enerji şebekelerine yönelik olursa, büyük karmaşalara yol açabilir ve üretim kesintileri ve arz krizlerini tetikleyebilir.
Süleyman Karan









