Enflasyonla mücadelede başarısızlığın kitabını yazan bir ekonomi yönetimi, bu süreci Hazine ve Maliye Bakanı başta olmak üzere, ekonomi yönetiminin bağımsız yönetmesine izin vermeyen bir rejim varken, Türkiye ekonomisinin düze çıkmasını beklemek safdillik olur.
Hele ki, bu yüzyılın sayılı dolandırıcılıklarından birine, şu fon rezaletine göz yumanların, hem rejimin hem de ekonomi yönetiminin üst kademelerinde yer aldığı düşünülürse…
Böyle beceriksizliklere, böyle skandallara imza atan bir iktidarın hüküm sürdüğü bir gelişen ekonominin yazacağı bir hikâyesi olamaz, olsa olsa hamasetle süslü kötü masallar yazılır ki, bu da yatırım ve girişim ikliminin sürekli kötümser olmasından başka bir sonuç doğurmaz.
TÜNELİN UCU DA KARANLIK
Dün dündü geçti, bugün de geçecek ama yarın da tünelin ucunda bir ışık aramak boşuna çaba… Hele ki bir de gelecek yıl itibarıyla seçim atmosferine girileceği göz önüne alınırsa!.. Böyle bir gidişatta, yarın bugünü aratır, ki bugünlerin ne kadar kötü olduğunu bu milletin yüzde 80’i iliklerinde hissediyor zaten.
2026 yılı enflasyonunu, büyük olasılıkla Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) eğip bükmesiyle, yüzde 29’un üzerinde kapatmaya çalışacak ekonomi yönetimi…
Sebep, yüzde 30’un 0.1 puan altında bile olsa bir rakam ilan edebilmek. “Bakın yüzde 30’un altında yılı tamamladık” açıklamalarıya, trajikomik bir başarı öyküsü yazmaya kalkarlarsa hiç şaşırmayın!
Ancak, bu kez işleri zor; öyle manipülasyon, illüzyonla enflasyonu, gerçek rakamların neredeyse yarısı gibi bir yere kadar gösterebilirsiniz. Ve eylül ayı enflasyonunu ne kadar eğip bükmeye kalksanız da, yüksek gelecek.
EYLÜLÜN NE GETİRECEĞİ AĞUSTOSTAN BELLİDİR
Ağustos ayında enflasyonun resmî rakamlarla düşük gelmesinin en önemli sebeplerinden biri, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın akaryakıta özel düzenlediği eşel mobil sistemiydi. Eylül ayında bu destek kaldırıldı ve ayrıca zamlarla motorinin litresi 100 TL’nin üzerini gördü.
Motorinin fiyatı arttı mı, mesela domatesin, patatesin tarla çıkış fiyatı aynı kalsa bile çarşıda pazarda fiyatı artar. Sebzeyi, meyveyi, aklınıza gelebilecek her ürünü kamyonlarla taşıdığımıza, kamyonların da motorinle çalıştığını bildiğimize göre; iki artı iki dört…
Ağustos ayının sonu ve eylül ayının başında, ebeveynler için bir başka kabûs vardı. Eğitim-öğretim sezonu başladığından okul alışverişine para akıtmak zorunda kaldılar.
Tabii bir de özel okulların zamlı taksitlerine… Buna yaz mevsiminin bittiğini ve sebze-meyve fiyatlarında yukarı yönlü hareketii de ekleyin. Bir de savaş kaynaklı ithal mal fiyatlarındaki yükselişi… Tüm bunların faturası eylül ayında kesildi, faturayı ekimin ilk haftasında göreceğiz.
Yİ-ÜFE YÜKSEK GELMİŞSE ÖBÜR AYA ETKİSİ GÖRÜLÜR
Önce ağustos ayının aylık ve yıllık enflasyon verilerine bir göz atalım… TÜİK’e göre aylık artış yüzde 1.84, yıllık artış ise 31.51… Peki ya Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verileri ne diyor? E-TÜFE aylık yüzde 2.24, yıllık yüzde 49.03… Bir de hanehalkının 12 aylık enflasyon beklentisini hatırlatayım; yüzde 45.6.
Doğal olarak tüketiciler TÜFE’ye odaklanır ama gelecek ayların TÜFE oranlarını belirleyecek önemli bir gösterge yurtiçi üretici fiyatlarıdır (Yİ-ÜFE). Yİ-ÜFE’nin TÜFE’nin üzerinde gelmesi pek iyi bir haber değildir anlayacağınız. Ve ağustos ayında Yİ-ÜFE, yüzde 2.57 geldi. Bu oranın, TÜFE üzerindeki etkilerini eylül ve ekim aylarında göreceğiz.
Yine enflasyon oranlarını kalem kalem incelediğimizde, ortaya net bir tablo çıkıyor; bu enflasyon halk düşmanı! Zira en yüksek fiyat artışları temel tüketim maddelerinde ve temel hizmetlerde görülüyor.
Yıllık fiyat artışı oranlarını sıralayayım: Gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 33.79, ulaştırmada yüzde 35.08, konut, su, elektrik ve gazda yüzde 39.77, sağlıkta yüzde 43.46, eğitimde yüzde 53.44, lokanta ve konaklamada yüzde 31.16… Yani hanehalkının mecburî harcama kalemlerinin hepsi manşet enflasyonun üzerinde.
RESMÎ RAKAMLARLA BİLE YÜZDE 30’A YAPIŞTI KALDI
Bir de enflasyon ölçümü yapılan alt kolonlardaki durumu paylaşayım: Toplam 174 alt kolondan 134’ünde artış kaydedilmiş, sadece 35’inde düşüş var, ki onların da önemli bir bölümü mevsimsel sebeplerle ya da büyük indirim kampanyalarından dolayı…
Bu rakamlardan anlaşılacağı üzere, fiyatı sabit kalan ürün ya da hizmetlerin sayısı sadece beş!
Her ne kadar son üç yıldan bu yana başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve bakanlar, “Halkımızı enflasyona ezdirmedik” ya da “Gelecek yıl enflasyon tek haneye inecek” dese de, halkın pestili çıkalı çok oldu, artık enflasyonun yüzde 30’lar civarında ‘yapışkan’ kaldığını, bu yılın başından beri fark edilyoruz.
Üstelik TÜİK’in makyajlanmış verilerine göre durum böyle.
HEM GÖRECE DURGUNLUK HEM YÜKSEK ENFLASYON
Yani net olarak, bu makyajlanmış resmî rakamlar bize şunu söylüyor; dezenflasyon süreci başarısız oldu! Peki madem dezenflasyon süreci öyle ya da böyle başarısız, büyüme bari iyi gidiyor mu?
Yok, büyümede de hem Orta Vadeli Program’da (OVP) hem de uluslararası kurumların öngörülerinde negatif revizyonlar yapılıyor. Yüzde 30 enflasyon koşullarında 2026’nın üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 2.3 büyüdü. Bu oran, son 15 yılın en düşük büyüme oranlarından biri. Geleceğe ilişkin öngörüler de parlak değil!
NEREDEN VE NASIL GEVŞETECEKLER?
Peki bu durumda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) biri 22 Ekim, diğeri 10 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek bu yılın son iki Para Piyasası Kurulu (PPK) toplantısında ne kararlar alacak?
Başta sanayi sektörü olmak üzere, üretiici ve ihracatçı sektörler krediye erişemedikleri ve döviz kuruna yapılan müdahaleler sebebiyle rekabet avantajlarını kaybettiklerini, böyle giderse konkordato ve iflasla karşı karşıya kalacaklarını yüksek sesle dile getirirken, ekonomi yönetimi ne yapabilir?
Siyasî iktidarın ve iş dünyasının baskısına karşı durabilir mi? Sanmıyorum. O halde, uzun süredir sabit tuttuğu politika faizinde indirime gitmek zorunda kalacak.
Ya da bu kez, bugüne kadar yaptığının tersine, politika faizini artırması gerektiği dönemlerde sabit tutup makroihtiyatî tedbirlerle sıkılaştırmayı sürdürmek yerine, belki de politika faizinde indirime gitmeyip makroihtiyatî tedbirleri gevşetir. Bu belki de baskıdan sıyrılmasının bir yöntemi olabilir.
Hem de dünyaya, “Bakın bağımsız bir merkez bankamız var. Baskılara boyun eğip politika faizini indirmedik” mesajını verirken, iş dünyasına da kredi musluklarını biraz açmış olur.
SEÇİM EKONOMİSİ GELECEK YIL GELİYOR
Niye böyle diyorum?.. Anlaşılan o ki, 2027’nin ikinci çeyreğinden itibaren, rejim seçim sürecine girecek ve işte o zaman zaten sıkı para politikası falan yalan olacak da ondan! Hele ki şu son fon rezaleti sebebiyle, yıpranmış güveni iyiden iyiye kaybeden iktidarın, seçimi kazanmak için emekli maaşlarına ve asgârî ücrete jumbo zamlar yapması şart. Belki 2028’in başında da asgârî ücrete bir de son düzetme…
Bunu da yapabilmesinin yolu para basmak ve kredi musluklarını açıp faizleri aşağı çekmekten geçiyor. Ki bu bile yetmeyebilir, aslına bakarsanız, bir yerlerden para gelmesi lazım; mesela ABD’den… Hani ABD Başkanı sandığa gömülme ihtimâli çok yüksek olan Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’ye 40 milyar dolar yollamıştı ya, belki bu kıyağı bir kez de Türkiye’deki iktidara yapar.
Sonra ne olur? Seçimler biter, gelsin enflasyon, gelsin diplerden başka diplere yuvarlanış. Sanki böyle olacak gibi…









