Aklımın yazdığını, yüreğim bozuyor bazen. Yalanlayıp, mahcup ettiği yok ama birilerinin gözüne gireceğim diye ışıltısı, perdahından vazgeçmeyen cümlelerin kibrine “yoldan çekil” deyiveriyor.
Epeydir babasızlar zamanını yaşadığımdan, babam ile ilgili koşup gelen anıların her birini ayrı ayrı avutup, ayrılmadığımıza ikna edip, hepsini sandığa, elbise dolabına, kütüphaneye, şarkılara, mektuplara gerisin geri yerleştiriyorum.
Benim babam diye başlayıp; gevşetip, keyiflendiren, ayak sesleriyle değişen havamızı, evi kaldırıp yerine koyan omuzlarını anlatmaya başlasam, eminim herkesin babası bu kapıdan girmiş olacaktır.

Kalbi hasta düştüğünde doktoru bol bol yürümesini önermişti. Onu seven bir yakını ile yürümesinin tedaviyi pekiştireceğini düşünerek her iş çıkışı babamın yürüyüşüne eşlik etmeye başlamıştım.
Yürüyüşümüz Kordon Boyu’nca devam eder, gelip-giden akşam vapurları, martıları, imbatı, faytonları ile körfezin çalkantısına, her şeyiyle yaşanmaya değer görünen hayatın akışına karışırdı. Neler konuşurduk, hatırlasam iyiydi; ben küçüktüm, o hastaydı, ellerimiz pek ayrılmazdı.
Yıllar sonra Kordon Boyu’nun akıp giden güzelim desenli kaldırım modelinin Copacabana Plajı’ndan alındığını öğrenmiştim. Orasını bilmiyorum ama buraya çok yakışmıştı; süreklilik, tükeniş ve yanılsama üzerine düşündüren uzun bir yoldu.
Babamı orada bıraktım, orada buluyorum. Hiç sakin olmaz oranın denizi, bir telaş, tarifesiz bir geliş- gidiş içinde kaynaşıp durur.
Bazı yollar denizle devam eder.
Babalar son güne kadar ölümle baş eder
Fırtınalarda önde durur
Selleri yere vurur; yine de
Evinin kapısında mahzun durur
Cephelerde siper olur
Yaraları ölümcül olsa da geçer sabaha, evin ilk ölümlüsü
Çorak yılların soğuğunda kırçıl örtünür
Son kez üşüdüğü durakta görülür.
Safa Özkızıltan






