Benim gibi kaçıngan biri…

Benim gibi kaçıngan, kendi hamur kabının başında, şimdi neyi ne kadar koyacağını düşünen bir yabanın, ilkel düzeneği ile bir taş değirmeni kendi gücüyle çevirmeye çalıştığı söylenebilir.

O kadar uzağa gidemeyeceğim, bildim bileli yabaniyim.

Söylemediklerimin çoğu cebimde kırpık kağıtlarda yazılıdır. Aradaki fark önemli bence, söylememek bu edimin engellenmiş hali olsa da, bu edimi yerine getirmeyi anlamsız bulmak gerçek hali oluyor. Söylenmiş olanlar  duyulur değil, çok istenirse okunabilecek bir yerde duruyor.

Nereye gitsem hangi topluluğun içinde olsam orada bir şeyler söyleyecek insanlar seçilmiş oluyor zaten. Evin tımarından, sınıflarda “sessiz olun” tekmilinden sonra, belletmenlerin rıza gösterdikleri ile seyrüsefer olmuş gidiyoruz. Konuşmaya değer bir şeyler bulmanın zorluğunu bilerek, her durumda konuşmak zorunda kalanların düştüğü duruma da üzülüyorum.

Yakın çevremde gün geçmiyor ki, kürsüye kaidesine yerleşmiş bir büst gibi kurulup, gözünü sana bana diken biri, katlanmış bir kağıttan hışırtılar okuyor. Açılan her katlantı, esen rüzgarla yön değiştirme özgürlüğü olan ana fikri etrafa saçıyor. Bir yerel yöneticinin ağzından çıkanlar, doğal taşlardan hangisini seçersek, neye iyi gelir türünden bir öneri kadar yararlı oluyor.

Diplomaya düşman siyasilerin özel yetenekleri var; evire çevire konuşuyorlar, konuşmanın dokunulmaz bütünlüğüne saygısızlık yapanlara aykırı sesler korosunda bir yer açılıveriyor. Meslek odalarımızın söz ederleri de bazen çağlar sonra uyanıp ceplerindeki para ile alışveriş yapan yedi uyuyanların şaşkınlığını yaşıyor.

Bir tarafta da her grupta eksik olmayan, sözlere ve savlara tutuşup, meydanlarda boy gösteren sözün yağlı güreşçileri, onları dinlerken geçen koca koca zamanlar. Bildiğimiz pazar yeri, bildiğimiz tezgahlar, bildiğimiz insanlar; konuşmaya değil ama neden konuşmadığımızı anlatmaya değer.

Aslında kazandığı mücadelenin zaferini kutlayan biri, sözlerinde anlam, derinlik, paydaş yollar arayanların çoğunu gerilerde bırakmış oluyor. Kalan seçilmişlerde bir çiftleşme heyecanı oluyor. Boşuna yaban olmadım, beni bir türlü görmeyen, görenin başını çevirenlerin saldırılarına karşı, “çekildiğim kendi halimi” her zaman korumak zorunda kaldım.

Sözde varlığıma aldırmayanlarla ister istemez aynı törenlere, aynı görenlere katılıyorduk. Dilimden ayrılmamış sözleri duyar gibiydiler; dikenli, kesici, kırık camları tutmanın acısını hissettikleri. Evet bir parça gözlerim, biraz da kambur duruşum. Ayrılmadan önce eğilerek selam verenlerin öne eğilmiş hali ile kalışım.

(Ayrılmak zorunda kalışlarım bitmiyordu bir türlü, her zaman ayrılmam gereken bir şeyler çıkıyordu, bu yüzden eğik kaldım.) Paranteze alınmış cümleyi fısıltı sayın, belki bir gün konuşmayı da denerim.

Safa Özkızıltan
Safa Özkızıltan

Esin Pireleri

Share
Published by
Safa Özkızıltan

Recent Posts

Bitter ve Umudun Rengi…

Geçtiğimiz günlerde kilometrelerce uzaktan, Zonguldak’tan aldım o içimi sızlatan haberi. Sevgili dostlarımın dünyalar tatlısı kedisi,…

1 gün ago

Politika faizi baskısı şimdilik ötelendi

Haziran ayı enflasyon rakamları ne ilginç değil mi? Piyasalar yüzde 1'in altında bir tüketici fiyatları…

1 gün ago

İki Şefin Kültürlerarası Lezzet Diyaloğu

İstanbul gastronomi sahnesi, sürekli kabuk değiştiren ve yeniliklerle beslenen dinamik bir organizma gibidir. Şehrin bu…

4 gün ago

Gözlerinizi Kapatın Düşünün Katil Kimdir?

​Gözlerinizi kapatın ve 'katil' kelimesini düşünün. Aklınıza ilk ne geliyor? Karanlık bir sokakta pusu kurmuş,…

4 gün ago

Dünyanın bütün yapay zekâ ajanları birleşin!

Kapitalizmin varoluşsal çelişkisini çözeceğini iddia ettiler, neredeyse ütopik sosyalistlerin 'tembellik hakkı'na referans verdiler, artı değer…

7 gün ago

Kendine yabancılaşanlar: Plaza kurumsalları

İnsan sadece başka bir ülkede değil, kendi hayatında da yabancılaşır. Bugünün plazalarında bunun sayısız örneğini…

1 hafta ago