Sonsuz boşunalık hissini silkelemeye çabaladığım zamanlarda, güya karamsarlığıma boyun eğmeyip dışımdaki bir yola hareketlenmeye özeniyorum.
Dışarıdan, kabus gördüğü uykusunda sağa sola heyecanla dönüp duran biri olarak görünüyor olabilirim. İçimde aslolan vurdumduymazlığa diklenen arkaik bir yaban arısı “dik dur, bırakma” diye vızıldayıp, sinirlerimi geriyor.
Gittikçe kısaldığı apaçık olan ömrümde kimse diğerlerinin ve öncekilerin bu kadar cevval olduğunu söylememişti.
Dünyaya gelip, hayatta kalma becerileriyle yarışa başlamış, giderek ayrışıp, bizim tarafa atılmış olanlarla, ne olsa yaşayacaklar olarak toplaştırılıp, kendi halimize bırakılmıştık.
Bir şeyleri değiştirmek, kendi lehimize çevirmek, payımızı artırmak için göstereceğimiz çabanın boşuna olduğu konusunda o kadar iyi eğitilmiştik ki, kimse dönüp diğerini ayartmayı aklından geçirmezdi.
Oturduğumuz sıralar çok sertti, giysilerimiz bol düğmeliydi. Parmaklarımız, iliklerine geçerken zorlanıp, sorun çıkaran düğmelerden çok şey öğrenmişti. Senin için açılmış bir alana girip çıkmaktı vazifen. Ara sıra uyum sorunu yaşadığımızda söylenenler, baştan aşağı kuralları hatırlatmak içindi. Benim tanıdığım herkes görevlerini eksiksiz yapıyordu.
İşe alınırken düğmelerin neleri temsil ettiğini açıkça anlatan bir tören yapılırdı. Ceketin en alt düğmesini öğretmen, ortadakini bir aile büyüğü, üsttekini amirimiz bağlardı. Görev derken yanlış anlaşılmasın, yapacağımız işlerin savsaklandığı, yanlış yapıldığı, zarar verildiği çok olurdu.
Pek aldırmazlardı bunlara; istenilen zamanda gelip gitmemiz, giysilerimizin özenli olması, ne konuştuğumuz, nerelere gidip geldiğimiz, girip çıktığımız en fazla göz önünde tuttukları özelliklerdi.
Her renk mizah yasak sayılırdı. Bizim tarafa ayrışıp, toplaşanlarda gülmenin neden olduğu öfkeyi tanımayan yoktu. Gülmece için sahne, kürsü, sıra üstü yasaktı, atlayacaksa çatıya çıkabilir, kuyuya inebilirdi. Gülen yüzler kadar kederli ifadeler de hoş karşılanmazdı.
Tüm gereksinimlerine karşılıksız olarak ulaşmış birinin, düşüncelerini gereksiz ayrıntılardan uzaklaştırması ve yanıtların gerçekliğini denetlemekten sakınması beklenirdi. Güvenliği ve huzuru için sarf edilen çabayı doğru anlayan insanlar, elbette mahrumiyeti ima eden bir hayal, bir bakış taşımayacaklardı.
Platon, mağara alegorisini anlatırken; gölgeleri gerçek sanan ve başka bir dünyanın olamayacağına inananlara, her şeyi bilip, duvara dönük yüzüyle bir ömür geçirebilecek olan bizleri de ekleseydi nasıl çevirirdi lafı acaba. Ne güzel bir hayal olurdu; gerçekleri kavradığın zaman onun savunucusu, mürettibi, mürekkebi olacaksın.
İşlerini yoluna koyma telaşında olanların trafiğinde ayakaltında dolanıyorum. Sesim pek çıkmıyor, yine de gücümün neye yettiğini görmek istiyorum. Üstteki düğmeyi çözünce kendimi biraz daha iyi hissediyorum.
Fon skandalının ardından yaşananlar, büyük olasılıkla Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük utanmazlığı olarak hatırlanacak. Mesela,…
Karadeniz’in dik yamaçlarına tutunan yeşil dalgalar, yalnızca bir coğrafyanın değil, bütün bir kültürün nefes alıp…
Biz kadınların dünyası zaten böyle. Güzellik hayatımızın içinde. Bazen aynada kendimize baktığımızda, bazen çok sevdiğimiz…
Enflasyonla mücadelede başarısızlığın kitabını yazan bir ekonomi yönetimi, bu süreci Hazine ve Maliye Bakanı başta…
Elektrikli Araçlar İkinci Elde Ne Olacak? Batarya Sağlığı Korkusu Otomotiv dünyası, fosil yakıtlardan elektrikli motorlara…
Bir şehrin gastronomik kimliğini düşündüğümüzde zihnimiz genelde değişmez kabul edilen, tarif defterlerine sıkışmış tabaklara kayar.…