Birlikte yürümek ve hissetirdikleri

Bir ucundan görününce yürüyüş kolu, aklımızdan geçenle karşılarız onu. Bazen bir düğün alayının sevinciyle titreşen havada, bazen düzünü bulamamış bir kargaşada, bazen de birkaç insanın ön aldığı yürüyüşün içinde buluruz kendimizi.

Üstelik işin gücün tam orta yerinde; sofrada yemeği, girdiğin kuyruğu, kalemi, kitabı, hesabı bırakıp katılırsınız önünüzden geçenlere. Belki su taşıyan karıncanın önderliğinde başlamıştır; masaldan çıkar gelir birileri,  toprağında boy veren ekin gibi salınır aranızda.

Bazıları bir damla suyla can bulup çorağından çözülüp gelir. Başka yönlerden gelenler ne görür sizi, ne görünmek ister. Sürgün kolları, yolundan dönenler, göç yolundakiler. Bazı kalabalıklar cephesinde birkaç sönük renktir, yürüdükçe solar renkleri, silindikleri yere kadar yürürler.

Bir yürüyüş kolunun içindeyim; kendince söylenenler, arada yüksek sesle konuşanlar, aynı sözleri bir ağızdan duyuranlar da var. Ben yürüyüş koluna ne zaman girdim, nereye gidiyorlar bilmiyorum;  bir tutam öfke, sevinç ve umutla tempo tutturan adımları, mermeri sabır ve hünerle işleyen çekiçlerin ruhumuzla bütünleşen yolculuğuna eşlik ediyor.

Daha önce görüp bildiklerimden olmasalar da, tanıya-bileceğim, önemli bir şey olmadıkça işinden, gücünden kalmayan, “beklemenin son anının” duyurulduğu insanlar.

Alınları bıraktıkları işin teriyle parlıyor

Duyulan; bedenlerine çarpan rüzgarın, aralarında dolanıp duran havanın şaşkın avazı.  Çoğunun ağızlarını bıçak açmıyor. Birlikte ses verdikleri yerde bir çığın düşeceğini biliyorlar.

Çehrelerinin bilinen sakini, uysal bir duruştu gördüğüm. Aydınlık simalarına kararan bir anın yabanıl gölgesi düşmese, bildiklerini yalın, açık, doğrudan anlatmaya gönüllü hepsi. Nereye gittiklerini bilmiyordum, sormadım. Sızan terlerinin akarken bulduğu gibi doğal bir yolu izliyorlardı sanki.

En dışta yürüyordum, berkitilmiş omuzlar üzerinde diklenen başlarıyla, kaynayan suyun üzerindeki kabarcıklar gibi görünüyordu.

Aldığımız soluğun ritmi eşitlenmiş, göğüslerimizde bir şaman davulunun sesi duyulmaya başlamıştı. Apak yüzleri toprağın üzerine açılmış bir atlas gibiydi. Öndeki omuzlardan en sondakine bir ülke yürüyordu. Boyu bilindik, uzlaşılmış, açık-uzanmış bir elin gösterdiği uzaklıkta, genişliği iki kolun açıklığınca yayılmış bir alandaydı ülkeleri.

Ülke artık yürüyordu; ulaşmış, katılmış, sokulmuş, sığınmıştım. Eğleşmeleri, dura koyulmaları, uğunmaları taşıyamayacaklarını anlayıp atıverenlerle genişleyip, büyüyorlardı. Sabanın, toprağın ve insanın inatlaştığı bu topraklarda, ileriye doğru bir adım atmak kolay değildi mutlak.

Yürümek gerçek bir kılavuzla, kendini görmediğimiz bir ön almışı sesinden tanıyarak.  Ne kadar büyükmüş ülkem diye geçirdim içimden, her yerini kaplamaya koşanların giderek dinginleşen yüzlerini tanır gibi oluyorum artık, çoğu benimle aynı zamanın yolcuları.

Yanımdakine dokunursam, kolunu tutarsam, koluna bir zincir halkası gibi eklenirsem, çocuklarımı, hastalarımı, yoksullarımı, sonsuz cesareti kucaklayacağımı hissediyorum.

Bu denli karanlık olmamalı ortalık, şu kapkara gölge itiliverse biraz, aydınlanıp güzelim yüzlerde, ortaya saçılacak gülücükler.

Safa Özkızıltan

Paylaş

Son Yazılanlar

Başkentin Sessiz Hafızası

Ankara, dışarıdan bakıldığında gri binaların, bürokratik koridorların ve mesafeli yüzlerin şehri gibi görünür. Oysa bu kentin kendine has, içe dönük ve

Akdeniz kıyısındaki yolculuğun ardından

Akdeniz’in iki farklı yüzünü, aynı yolculukta deneyimlemek… Bir yanda denizin ferahlatıcı nefesi, diğer yanda dağların dinginliği ve sessizliği. Bu seyahatimde konakladığım

Geleneksel Mirasın Modern Ateşi

Ataşehir’in yoğun ritmi ve modern çehresi arasında, ismiyle müsemma sapa bir sokakta saklanıyor Sapa İstanbul. Kapıdan içeri adım attığınız anda dış

Lavanta döneminde Provans yolculuğu

Mor renkli bir rüyanın içine girmek isteyenler için, hayalin ve ilhamın başrolde olduğu düşler diyarına yapılan bir yolculuk bu… Provence’a yaptığım

Benim gibi kaçıngan biri…

Benim gibi kaçıngan, kendi hamur kabının başında, şimdi neyi ne kadar koyacağını düşünen bir yabanın, ilkel düzeneği ile bir taş değirmeni

Bitter ve Umudun Rengi…

Geçtiğimiz günlerde kilometrelerce uzaktan, Zonguldak’tan aldım o içimi sızlatan haberi. Sevgili dostlarımın dünyalar tatlısı kedisi, evin neşesi Bitter, o anlık ve