Hayran olunası cesaret

Samiye Cahid 1922 yılında direksiyon başına geçti

İnsanların garip ve – hafif tabiriyle – eleştirel bakışlarına maruz kalıyordu. Hatta korkak bir nefret gösterenler ya da biraz daha cesur olup da laf edenler oluyordu. Hiç önemi yoktu. Çok sevdiği müzikten bile önde tuttuğu, en çok keyif aldığı şeyi yapıyordu: otomobil sürüyordu. Hem de herkesten daha iyi, daha hızlı. Bu sevdasının karşılığını da tek kadın sürücü olarak girdiği ralliyi birinci tamamlayarak alıyordu. Mutluydu, gururluydu. Etrafında hayranlıkla, gıptayla bakanlar kadar kıskançlık ve nefret dolu gözlerle süzenler de vardı. Önemli değildi. Birincilik kupası onundu.
Ancak bu mutluluğa gölge düşecekti. En azından kısa bir süreliğine.
Zira mağlubiyeti, hele ki bir kadına geçilmeyi gururuna yediremeyen bir oyunbozan sonuca itiraz etmişti…

Kayıtlara göre İstanbul sokaklarında ilk otomobil 1883 yılında görüldü

Yine kayıtlara göre İstanbul’a bu ilk otomobili getirip kullanan Züheyrzade Ahmed Paşa’ydı. O günlerde Batı’dan gelen yeni teknolojilere bakış açısı bugüne kıyasla çok ama çok daha utangaçtı. Ancak otomobil kısa sürede zengin aileler arasında kabul gördü ve çoğalmaya başladı. Atlı arabalarla bu gürültülü araçların birlikteliği ilginç görüntülere sahne oluyor, ancak sorunlara da yol açıyordu. Yeni yollar ihdas edilmeye başlandı ve ve düzeni sağlamak için şoför şehadetnamelerini, yani ehliyetleri veren kurumlar açıldı.
Bu şoför şehadetnamesi alanlardan birisi de Samiye Cahid Hanım oldu. Ehliyet alan ilk Türk kadınıydı.

Samiye Cahid Hanım 1897 yılında Silivrikapı’da doğuyor

Babası Emirler Dergâhı’nın son şeyhi İbrahim Şuaddedin Efendi. Ancak dergah şeyhi deyince aklınıza “modern” günümüz Türkiye’si gelmesin hemen. Şeyh İbrahim Şuaeddin Efendi oldukça ileri görüşlü bir insan. Kızının modern bir eğitim almasını sağlıyor. Samiye Cahid ilköğrenimini Yedikule Alman Mektebi’nde tamamlıyor. Tamburi Cemil Bey’den sekiz yıl kemençe dersi alıyor ve Darülelhan’daki sınavı kazanarak o günlerin konservatuvarı olan bu mektepte kemençe öğretmeni oluyor. Ardından da dönemin önemli gazeteci ve yazarlarından Burhan Cahit Morkaya ile dünya evine giriyor.
Hayatında önemli rol oynayan iki erkek yönünden de çok şanslı bir kadın Samiye Cahid Hanım. Aynı babası gibi eşi de ona destek veriyor. İlk otomobilini Burhan Cahit Morkaya alıyor sevgili eşine. Samiye Cahid 1922 yılında direksiyon başına geçiyor.

Kadının kullandığı arabaya binmeyenler

Elbette ki her şey süt liman değil o günlerde de. Ahali zaten bu Batı icadına endişeyle yaklaşıyor. Üstelik; “bu nasıl bir şeytan işi? Atsız öküzsüz bir araba. Üstelik de bir kadın idare ediyor. Olacak şey değil!”
Bazı akrabalarının bile bir kadının kullandığı arabaya binmediği söyleniyor.

Türkiye Turing Klöbü’ne (Türk Seyyahin Cemiyeti) ye oluyor ve farklı formatlarda yarışlar düzenleyen bu kulübün rallilerine katılıyor. 1930 ve 1931 yıllarında dereceye giriyor. Ancak asıl başarıyı 1932 yılında, İstinye – Zincirlikuyu arasındaki dokuz buçuk kilometrelik parkuru birinci bitirerek yakalıyor. Üstelik başka kadın sürücü olmadığı için erkeklerle yarışarak.

Gelelim girişte bahsettiğim konuya…

Aynı yarışta ikinci olan Paşazade Vehbi Bey bunu gururuna yediremez. Yarış komitesinden ödülün iptalini talep eder. Gerekçesi ise bugünün Türkiye’sindeki “bağzıları” ile aynıdır. O bir kadındır ve “sayılmaz”…
İş mahkemeye taşınır. Sultanahmet Sulh Mahkemesi kurallarda kadınların yarışamayacağı yolunda bir madde olmadığından itirazı reddeder. Kısa bir gecikmeyle de olsa Samiye Cahid Hanım’ın ilk Türk kadın ralli şampiyonluğu tescillenir. Bu da yetmez, ertesi sene bir daha kazanır yarışı. Ancak üçüncü zafer yolculuğunda, 1934 senesinde ona bu mutluluğu yaşatan parkur bu kez büyük bir acı yaşatacaktır. Ciddi bir kaza geçirir. Hayatı kurtulsa da sol kolunda ciddi hasar vardır ve sol elini bir daha kullanamaz. Gerek müzik, gerekse ralli dönemi kapanmıştır Samiye Cahid Hanım için.
Yine de yılmaz. Ralliye katılamasa da otomobil kullanmaya 1972 yılında sona erecek hayatı boyunca devam eder.

Cesaret nedir? Hızlı otomobil kullanmak mı, yoksa çağının da ilerisinde olup ilkleri başarmak mı? Peki ya ikisini de başarabilen bu kadının hikayesinden günümüz için alınacak dersler yok mu?

Behçet Üstün

Paylaş

Son Yazılanlar

Teknoloji şirketleri doğa dostu olabilecek mi?

Yüksek teknoloji günlük yaşamın her alanına nüfuz ediyor. Blockchain uygulamaları, kuantum bilgisayarlar ve yapay zekâyla bilişim teknolojilerinin sıçrama yaptığı bir dönemdeyiz. Bu hızlı dönüşüm müthiş

Modern Sofraların Unuttuğu Lezzet

Ramazan ayının ruhu, sadece gün boyu süren bir dinginlikte değil, akşamın yaklaşmasıyla birlikte mutfaklardan süzülen o eşsiz kokularda da gizlidir. İftar saati yaklaştıkça şehir susar,

Mavi Vatan’ın Sessiz Çığlığı

Üç tarafı denizlerle çevrili bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bu cümle, ilkokul sıralarından itibaren zihnimize kazınan coğrafi bir bilgiden çok daha fazlasını ifade eder aslında. Bizim için

Türkiye’de Nüfus Dengesi Değişiyor

Türkiye’de Nüfus Dengesi Değişiyor: Doğurganlıkta Yeni Dönem Türkiye’de doğum oranları uzun süredir devam eden düşüş eğilimini 2024’te daha da derinleştirdi. Toplam doğurganlık hızının 1,48’e gerilemesiyle

Açlık Bizi Arındırır mı?

Ramazan ayı geldi. Yine aynı tartışmalar: ‘Oruç neyi bozar, neyi bozmaz?’ Ama kimse dönüp şu soruyu sormuyor: Oruç neyi düzeltir? Bir ay boyunca aç kalıyoruz.

Ağırlama Dünyasında Dönüşüm

Antalya’nın dingin bir Şubat sabahında, NEST Kongre Merkezi’ne girdiğimde sadece bir etkinlik alanına değil, sektörün geleceğinin ilmek ilmek işlendiği canlı bir yapıya adım attığımı hissettim.

İki Damla Yaş ve Gözlerde Mahcubiyet

Dost sohbetlerimizin birinde, biraz yaşımıza dokundurmak, biraz da miskin ortamı dürtme fırsatını kaçırmayacak bir dost, ‘durduk yerde gözlerinin yaşarmasından’ yakındı. Olmadık yerde demek istedi daha