Gideceksen, Eflatun gibi git

Benim gidişim gayet sesli oldu. “Gidiyorum ben” diye avaz avaz bağırarak dolaştım ortalıkta. Miyavladım, acıktım, yedim, kustum, uyandırdım ve öylece bizimkine baktım. Oysa biz dört ayaklılar görünmeden sessizce gideriz genellikle. Hayır ben, gideceğimi anladığım anları da bizimkiyle yaşamak istedim. Son günleri doya doya…

Benim gidişim hiç öyle sessizce olmadı

Kim bilir evden çıkabilsem belki de kaçardım, hani biz dört ayaklıların yaptığı gibi yatak altı, dolap arkasında da saklanabilirdim. Ama ne yapar ne eder, arardı, bulurdu bizimkisi. Onun elinden bir şey kaçmayacağını en iyi ben bilirim. Neyse, o arama ve bulma dönemleri geçti de, ben saklanmadım. Ben bu evden gideceğimi anlata anlata gittim.

Hastaydım zaten, eski Eflatun değildim zaten. Bir veda yazısını bile erteledim durdum. Vedalar o kadar kolay mı? Veda gerçekten veda mı? Veda mı yeni bir başlangıç mı? Yok yine konu dağılıyor ama gitmeleri düşündüm bir an. Yani siz insanlar dünyasının gitmeleri…

Çekip gitmeler, sessizce gitmeler, sinsice gitmeler, gittirmeler, yok olup gitmeler, kapıyı çarpıp gitmeler ve ölümler… Ölüm de bir gitme değil mi? Tıpkı ayrılık gibi. Hiçbir umudun olmadığı bir ayrılık.

Kapıyı çarpmadan sessizce gitmelere de şahit oldu bu gözler. Sessizlik gurur mudur? Sinsilik midir? Ben sessizliği hiç sevmem. O yüzden mırladım, hırladım. Eğer konu gitmelerse, sessizliğin iyiliğini de sevmem. Sessizliğin huzurunu da sevmem. Çünkü gitmelere doğru bu sessizlik, el ele tutuşup mehtabı izlemenin sessizliği, onun güzelliği değildir.

Bu sessizlik, belki bir tarafın kafasındaki hesap kitap ya da nasıl şu kapıdan çıkacağımın vicdan azabıdır. Bitip bitmediğinden emin olamama halidir. Ya da gideceği yerin garantisini görememe halidir. Ya da bu sessizlik, bir şeyler ters gitse de beni gittirtse buradanın özlemidir.

Gittirme, gitme koşullarını özenle hazırlayıp, “sen sebep oldun,” diye kapıyı çarpıp gitme. Ya da artık söylenecek söz kalmadığı anda, yanında olmasını istemediğini yeteri kadar belli ettiğin anda, gittirtme. İşte o zaman sessizce süzülürsün ve gidersin.

Şu kısacık dünyamda camın kenarından farklı gidişler gördüm. Bakmayın siz, cam kenarında tüneyen kedilere… Mahallenin sokak kedilerine, biz, gelenlere gidenlere suskunluklara bakarız. Sessizliğin anlattıklarını dinlemeyi çok iyi biliriz.

Ben bu dünyadan dürüstçe, bağıra çağıra gidiyorum diye gittim

İşte belki, siz iki ayaklılarda sessizliğin içinde anlatmaya çalışmak yerine, dürüstçe, iki lafla ya da bağıra çağıra gitseniz. Ama yok, sizin o korteksler, öyle mi yapsam böyle mi yapsam diye gitme senaryoları hazırlar. Öyle kapıya bakar bakar da, o kapıyı açma cesaretini gösteremez.

Sahi, bazen de insan, alıştığı yerden kopamaz, orasıdır bildiği, güvenli alanı, bildiğinin dışına çıkmak mı? İşte o cesaret ister. Off off kafada bittiyse, kafaya gitmek takıldıysa, benim gibi yap, mırla zırla açık açık anlat. Ne der Eflatun, gideceksen Eflatun gibi git.

Eflatun

Paylaş

Son Yazılanlar

İtalyan Mutfağının İstanbul’daki Hikayesi

Bir yemeği çoğu zaman doğduğu ülkeyle tanımlıyoruz. Makarna ve pizza denince aklımıza hemen İtalya geliyor. Peki, bu yemekler İstanbul’da, yerli malzemelerle hazırlandığında onları nasıl değerlendirmeliyiz?

Bir tost gerçeği ve gastronomi sorgulaması

Geçtiğimiz günlerde, hayli tanınmış bir kafe-restoran zincirinde yaşadığım deneyim, artık yazmadan geçemeyeceğim bir noktaya geldi. Üstelik bu, aynı zincirin farklı bir şubesinde karşılaştığım ilk sorun

Evlilik Gerçekten Güzel midir?

Ekranlarda uzun zamandır seyretmeye değer pek bir şey kalmadı. Aynı bayat konuların, farklı oyuncularla yeniden ambalajlanıp önümüze sürüldüğü bir döngünün içindeyiz. Geçen akşam YouTube’da gezinirken

Teruar Ve Şehir Hafızası

Mutfak, yalnızca malzemenin işlendiği bir alan değildir. Coğrafyanın, zamanın ve insan zihninin buluştuğu entelektüel bir kesişim noktasıdır. İki farklı şefin aynı tezgâhta yan yana gelmesi,

Aman DOKTOR canım cicim AI

Bir hastanede, günlerdir nedenini bulamadığınız ağrılarınız için bir doktordan diğerine yönlendirildiğinizi, tahliller yaptırdığınızı, sonuç beklerken zaman kaybettiğinizi ve sonunda hâlâ neyle karşı karşıya olduğunuzu bilmediğinizi

Aile şirketlerinde üç denge; akıl, kalp, sermaye

Aile şirketlerinin temsilcileri, 20–21 Kasım’da İzmir’de buluşacak. Zirvede kuşaklar arası geçişten aile ilişkilerine, yatırım kararlarından yapay zekaya kadar şirketlerin geleceğini etkileyen başlıklar ele alınacak. TAİDER

Cumhuriyet, Geleceğe Verilen Söz

Dostlar, arkadaşlar, bir gülen yüze hasret kalanlar, Bakın yağmur yağıyor, Ekim’de sokaktan başlıyor temizlik, Sokakları süpüren kadın bugün süpürgesine dayanmış, Okul bahçesinde şiir okuyan çocuğa

Dolgu: Güzelliğin Karanlık Bedeli

Geçen gün X’de Danla Biliç’in vücudunun felç olmuş gibi tamamen kilitlendiği ve ambulans çağırdığı görüntüleri seyrettim. Defalarca ameliyat masasına yattığını okumuştum ama ilgilenmemiştim. Meğerse ciddi

Sabah sabah tüm uyur-giderler…

Sabahları oradan oraya gidip gelen onca insanın yeni bir güne başladıklarını algılamaktan biraz uzak olduklarını düşünüyorum. Otomatik olarak yola koyulup, fiziksel varlıklarını, görünmeleri gereken bir