İlişkilerde “Benden Beklenen Bu” Yaklaşımı

“Zaten erkekler aldatır”, “Erkeklerin yapısı böyle”, “Erkek tek eşli değil”. Zihnimize kazınan bu cümleler sadece kadın-erkek ilişkilerini olumsuz etkilemiyor. Erkek kimliğini de değersizleştiriyor.

Bir erkeği sadakati, derinliği ve duygusal olgunluğu seçebilen iradeli bir birey olarak görmek yerine, dürtülerinin esiri olan, kendini yönetemeyen ve deneyimlerinden faydalanamayan birey olarak görmek hem erkeği değersizleştiriyor hem de öz değer kaybına yol açıyor.

Zaten benden “beklenen bu” yaklaşımı bir süre sonra “nasılsa böyleyim” kolaycılığına dönüşüyor. Kendi içlerindeki güvenilir insanı da kaybediyorlar. Peki bir insan kendinin güvenilir biri olduğu inancını kaybederse ne olur?

Güvenilir biri değilim inancına göre davranışları şekillenmeye başlar. Bu da öz sabotaja ve ahlaki tembelliğe neden olur. Sadık kalmak için çaba sarf etmek yerine, önüne konulan dürtüsel varlık rolü daha kolayına gelir.

Kendi gözünde değersizleşen insan, başkasının ona verdiği değere de inanmaz, o değeri korumak için de çaba sarf etmez. Kendisi güvenilir olmadığı için insanlara da kolay kolay güvenemez.

Bu durum toplumda yaygınlaştıkça “kadın aldatılabilirim” kaygısıyla erkek ise “nasılsa bana güvenmeyecek” savunmasıyla ilişkiye başlar.

Kadın güvenmeyi saflık, tetikte olmayı ise doğal görmeye başlar. Böylece her iki taraf da birbirini tanımadan savunmaya geçer. Yakınlık kurulmaz; çünkü duygusal derinlikten kaçan, şüpheyle beslenen ilişkiler insanı duygusal ve zihinsel olarak tüketir.

Aslında çok da şikâyet ettiğimiz yalnızlık bu ilişkisel döngülerle var olur.

Oysa sadakat ve güven genetik ve biyolojik faktörlerin değil ; iradenin, emeğin, saygının ve iki insanın birbirine duyduğu sevginin ürünüdür.

Genellemelerin yarattığı rahatlığın bireyi kişiliksizleştirdiği, değerleri yok ettiğini fark etmediğimiz sürece yalnızlığı sadece bireysel sorunumuz sanmaya devam edeceğiz. Oysa yalnızlık çoğu zaman insanların birbirini tanımadan  etiketlemelerinin sonucu gelişen bir süreçtir.

Bir insanı cinsiyetiyle açıklamaya çalıştığımızda karakterindeki birçok yanı görme fırsatını da kaçırmış oluruz.  İnsan olarak en güçlü yanımız içgüdülerini, dürtülerini de yönetebilmesi ve değerlerine göre yaşayabilmesidir. Eğer sadakati biyolojiye indirgersek muhakememizi, öğrenmelerimizi irademizi de yok saymış oluruz.

“Erkekler aldatır.” “Kadınlar böyledir.” cümlelerine bağımlı kaldığınızda hem özgürlüğünüzden hem de sorumluluklarınızdan uzaklaşmış olursunuz.

Zehra Erol

Paylaş

Son Yazılanlar

Toprağın Fısıldadığı Sofralar

Bir tabağın önümüze geliş anı, görünenden çok daha derin bir zamanın eşiğidir aslında. İnsan, lezzeti ararken çoğu zaman sadece damağını değil,

İnsanı Kendine Bağlayan Adalar

Yaz ayları benim için deniz kokulu günler, susmayan cırcır böcekleri, denizin içinde batan güneş, karpuz -peynir ve dondurma demekti. Küçüklüğümde Marmara

Hayvanlara saygı seçimlerle başlıyor

Hayvan refahı, sürdürülebilirlik ve bilinçli tüketim, bugün farklı sektörlerde faaliyet gösteren markaların ortak gündemlerinden biri haline geliyor. Moda markası Save The

Marmara Depremi Hakkında Ne Biliyoruz?

17 Ağustos 1999… Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden birinin üzerinden 27 yıl geçti. On binlerce insanın hayatını kaybettiği Marmara Depremi,