Sinop’ta tarih ve lezzet yolculuğu

GELENEKTEN GÜNÜMÜZE BİR TARİH VE LEZZET YOLCULUĞU

Her sene olduğu gibi, Palamutların bolluk döneminde bu sene yine Lakerda Festivali için Sinop’taydık.
Kentin zengin balıkçılık kültürünü, tarihini ve Karadeniz’in kendine has lezzetlerini bir araya getiren unutulmaz bir etkinlik daha yaşadık.

Festival boyunca hem Sinop’un geçmiş tarihine tanıklık ettik hem de lakerda geleneğinin nasıl nesilden nesile aktarıldığını yerel halktan görme fırsatını bulduk.

Şehrin Limanı’nda bizi karşılayan yan yana dizilmiş balıkçı tekneleri , denizin kokusu, balıkçıların sıcak gülümsemeleri, halkın misafirperverliği festivalin dostane atmosferini hemen hissettirdi.

Festival boyunca yerel balıkçılarla bir araya gelerek Karadeniz’in sert ama bereketli sularında verdikleri günlük mücadeleleri, her mevsime göre değişen balık türlerini, özellikle palamutun en iyisini nasıl işlendiğini, tirsinin, kırlangıçın, lüferin, kalkanın toriğin, hamsinin, zargananın nasıl ağlarına yakaladıklarına dair, balıkçılığın ustalıktan öte bir sanat olduğunun ipuçlarını öğrendik.

Paneller, belgesel film izlenmeleri, piyano konserleri, akademik konuşmalar arka arkaya devam ederken ,arada şehir turları yapmayı ihmal etmedik.

Mithridates’ten Selçuklulara, Roma’dan Osmanlı dönemine, Osmanlı’dan sonra Cumhuriyet dönemine kadar tarihin tünelinde varolmuş ve keşfedilmeyi bekleyen bir şehir.

Şehrin tepelerini dolaşırken ,antik dönemin kalıntıları arasında sanki bu topraklarda doğan Diyojen elindeki feneri ile insan ararken karşımıza çıkacağını beklemedik desem yalan olur.
Kalesi, surları, şimdilerde müze olan hapishanesi, kiliseler ve hamamları ile Sinop bizi cezbetti. Batıklarda bulunan eşsiz amforalardan Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait hikayelere kadar pek çok bilgi edindik.

Sinop için mutlu insanların şehri deniliyor ve hakikaten böyle olduğunu gördük ve anladık. Trafikte kırmızı yeşil ışıkları olmayan yayalara yol veren saygılı şoförlerin şehri Sinop.

Yöresel lezzetleri tadarken, zeytinyağlı prasa sirkesini nokul ‘un zarif tadını hamsi’nin elli çeşit pişirme yöntemini, zargananın mavi yeşil kılçıklı etinin, mamalika ve palamut dolmasının tadları hala damağımızda.

Lakerda festivali aynı zamanda Sinop’un zengin tarihine dair bir çok ayrıntıyı keşfetmemize vesile oldu. Antik Çağlar’dan bu yana Karadeniz’in en önemli liman kentlerinden biri olan Sinop ticaret gemilerinin kesiştiği liman sayesinde farklı kültürlerin izlerini taşımaya devam ediyor.

Bütün bu deneyimlerin birleşimi ile Lakerda festivali yalnızca bir gastronomi etkinliği değil ,aynı zamanda Sinop’un kültürünü, mirasını ve insanlarını tanımaya yönelik bir yolculuğa çıkardı bizi. Balıkçıların emek dolu hikayelerini ,barınaklarında onlarla buluştuğumuzda konuştuk.

Grigrilerin balığa çıkmadan önce yaptıkları hazırlıklara şahit olduk.Onların heyecanını az da olsa paylaştık.
Biz İstanbullular Lakerdayı Torikten yaparız, Sinoplular ise Palamuttan. Balıkçıların esprisine gelince böyle bir sözleri var
——Bu sene fazla Palamut çıkmadı ,Torikten Lakerda yapmaya mecbur kaldık—-

Festivalin en heyecanlı anlarından biri Lakerda yarışması oldu.

Bölgenin usta balıkçıları, şefleri, ev hanımları ,kendi tarif ve teknikleri ile hazırladıkları Lakerda tabaklarını jüri olduğumuz masanın üstüne yerleştiklerinde o mis gibi deniz kokusu içimize işledi.
25 yarışmacı arasında ilk üçü seçmek hakikaten son zamanlarda jüri olduğum yarışmaların arasından en zorlandığım yarışma oldu.

Birinciliği genç bir Sinoplu anneannesinin tarifiyle yaptığı lakerda ile kazandı. İkinciliği bir balıkçı, üçüncülüğü ise bir ev hanımı kazandı.

Dört gün süren bu özel festivalde hem tarih, hem lezzet, hem dostlukla karşılaştık.
Büyük annesi Sinoplu olan Selanik Makedonya üniversitesinin rektörünün festivale gelmesi duygulu anlar yaşattı.
Şimdilerde emekli olan ama 1950’lerde Amerika üssünde askerliklerini yapan subayların o zamanın Sinop şehrini çektikleri fotoğraflarla hazırlanan sergi bizlere o dönemin Sinopuna götürdü.

Çok enteresan bir Sinop geleneği olan Helesa ile tanışmamız önce bizi şaşırttı, sonra hikayesini öğrendik .
Helesa, yelesa, heyemola Balıkçı filikasını temsil eden fener ve mumlarla ışıklanan bir tekne. Gençler ve balıkçılar tarafından omuzlarda tutularak mahalleleri geziyor. Aynı geleneği aynı sözlerle Yunanistan‘ın balıkçı kasabalarında balık avına çıkmadan bir gün önce rastlayabilirsiniz.

Dört gün boyunca süren Festivalin ardından anlaşılan, Lakerda‘nın bölgeye özgü bir gurme gelenek haline gelmesi oldu.
Sinop’un misafirperverliği ve Karadeniz’in kendine has ruhu bu festivali her yıl daha da özel kılmaya devam edecek gibi görünüyor.

Maria Ekmekçioğlu

Paylaş

Son Yazılanlar

Bulutlardan Kalan

Benzetmeler, bezemelerle dolup, rotasına aldırışsız hale geliverdiğini gördüğüm kayığımdan, dalgalı bir denizde yanaşmaya niyetlendiğim kıyıya atacağım halatı tutacak, bu yolculuğa son verecek birini arıyordum. Yine

Michelin’de ulusal seçkiye hazır mıyız!

Bu yazı, ne ölçüsüz övgü ne de kolaycı bir eleştiri için. Esas mesele, Michelin Rehberi’nin yarattığı etkileri soğukkanlı bir bakışla değerlendirmek ve doğru soruları sormak.

Şehrin Kalbinde Hatıra Sofrası

İstanbul’un meyhane kültürü, şehrin belleğinde derin izler bırakmış bir yaşam biçimi. Yüzyıllar boyunca dostlukların pekiştiği, edebiyat ve sanat sohbetlerinin yapıldığı, bazen neşenin bazen hüznün paylaşıldığı

Aynayı önce kendimize çevirelim

Doğanın dengesini bozanın köpekler olmadığını hepimiz biliyoruz! Sokaklarda yaşamaya çalışan ve yüzlerce yıldır bizimle birlikte; mahallemizde, okulumuzda ya da kapımızın önünde bizi kollayan, depremlerde kurtarma

Gastronomi Artık Bir Kültür Hareketi

Son yıllarda gastronomi, yalnızca lezzetlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıktı. Artık şefler, işletmeler, değerlendirme sistemleri ve festivaller yemek üzerinden toplumsal bir dil kuruyor. Bu dil;

Doğayla Uyumlu Bir Lezzet Anlatısı

İtalya mutfağı, yalnızca lezzet değil; kimlik, kültür ve hafızanın birleşimidir. Her bölge, kendi ürününü ve anlatısını sofraya taşır. Bu çeşitlilik içinde Parma mutfağı, sadeliği zarafetle

Kayıp Bağlantı: Okulda, İşte ve Umutta

Bir zamanlar gençlerin hayalleri, ellerini uzatsalar tutacak kadar yakındı. Şimdi, o hayaller uzaklaştı. Türkiye’de 18–24 yaş arasındaki her 100 gençten 31’i artık ne okulda ne