Ege’nin incilerinden biri olan Lesvos Adası yalnızca doğal güzellikleri ve zengin tarihi ile değil, aynı zamanda gastronomi kültürü ile de ünlüdür. Adanın sahil kasabaları yüzyıllardır balıkçılıkla geçimini sağlayan insanlarla dolu ve bu geleneğin en canlı ifadesi her yaz düzenlenen sardalya festivalidir.
Festivalin kalbi, adanın kuzeyindeki Kalloni körfezindedir. Körfezin suları zengin planktonuyla sardalyanın en lezzetli yetişme alanlarından biri olarak biliniyor. Burada yakalanan sandalyalar taptaze olarak köyün her evinde 1-2 saatliğine tuza batırılır ve ardından bir kadeh rakıyla tüketilir.

Lesvos adası zaten sardalyadan hariç, uzo üretimi ile de meşhurdur
Plomari köyünde aynı adı taşıyan Plomari uzosu ve Varvayanni uzo üreticileri bulunmakta. Ayrıca Varvayanni ailesinin kurduğu müze uzonun tarihini ve yapılış sırlarını öğrenmek için ziyaret etmeğe değer.
Emin olun müzeden çıkarken size verilen hediyeler sizi çok mutlu edecek.
Biz yine sardalyamıza dönelim ve tuzlanmış halinden hariç közlenmişi, ızgarası ve tavasını, böreğini deneyelim. Festival boyunca yaptığım sardalya börekleri herhalde 40 kilo sardalyadan oluşmuştur.
Festival günlerinde sahil boyunca pişen balık kokuları, uzo kokuları, Ege şarkıları ve danslarla binlerce kişinin eğlendiğini görebiliyoruz. Her iki yakadan gelen misafirlerle üç gün boyunca doyasıya bir festival yaşadık. Sardalyanın her türlüsünü pişirdik ve denedik.

Yerel halk ve ziyaretçilerle birlikte kurulan uzun sofralarda oturduk. Bu festival yalnızca bir yeme içme etkinliği değil aynı zamanda Midilli Adası’nın misafirperverliğini deniz kültürünü ve toplumsal dayanışması yansıtan büyük bir kutlamaydı .
Adanın Belediyesi tarafından aldığımız davetle Adada geçirdiğimiz günler hafızamıza kazındı. Yerel rehber eşliğinde köyleri gezdiğimizde kadınlar kooperatifini, seramik sanatçıları, peynir ve tarhana yapım atölyeleri ziyaret etme şansını yakaladık.
Midilli‘yi ziyaret edenler için sardalya festivali hem lezzet hem de kültür açısından kaçırılmayacak bir deneyim olduğunu özellikle yazmak istiyorum. Ege’nin ruhunu, tuzlu rüzgârını ve sofradaki paylaşımı bir araya getiren gerçek bir şölen olduğunu da yazıp önümüzdeki sene bu festivali kaçırmayın derim.
Tabii ki bu adada yalnız sardalya festivali değil aynı zamanda muhteşem bir tango festivali de oluyor, lesvosnews.gr sayfasından festivaller konusunda bilgi alabilirsiniz.
Lesvos adasına gelmişken köylerini ziyaret etmeden gitmek doğru değildir. O yüzden Skala Sikamnia’da lezzetli bir ahtapot yiyip, Skala Eressos’ta ve Eftalu’da denize girip Molivos’ta güneşi batırabilirsiniz .
Lesvos adasının başşehri Midilli liman şehrinde Adanın önde gelenlerinin Avrupa mimarlarına siparişler verip hangisi daha görkemli konak yapacak diye yarışa girdikleri şahane evleri ziyaret edebilirsiniz. Ada’nın zengin ticaret dönemlerinden kalma bu köşkler hakikaten gözleri kamaştırıyor.
Doyasıya yaşadığımız bu muhteşem festivalin hemen devamında Girit adasında Garazo köyünde Turunç festivaline davetliydim.
Tuzludan tatlıya geçmek biraz tuhaf olmasına rağmen Girit adasının güzelliklerini görmek için uzun bir yolculuk yapmak değerdi.

Denizden binyüz metre yükseklikte Aksos köyünün tepesinde Garazo köyünde bir zamanlar binlerce turunç ağacı yetişirmiş. Yıllar içerisinde bu ağaçlar yerini zeytin ağaçlarına bıraktı.
Son yıllarda bu köyün gençleri bir dernek kurup yeniden bu muhteşem meyveyi canlandırmaya uğraşıyorlar ve her sene bir festival yapıyorlar. Bu sene davetlileri bendim. İyi ki gitmişim. O kadar farklı bir turunç çeşidi ile karşılaştım ki. İnanılmaz bir koku, muhteşem bir lezzet ve sıfır acılık.
Doğradıktan sonra acılığını hiç almadan direk şekerli suda batırıp inanılmaz bir tatlı oluşuyordu. Benden istedikleri farklı lezzette bir yemek veya tatlı hazırlamaktı.
Fazla düşünmeden bu Girit dağlarında beni davet eden dostlara İstanbul tatlılarından bir helva tatlısı yapmayı düşündüm .
İrmiği tereyağında fıstık ve turunç dilimleri ile kavurduktan sonra şerbet olarak ,turunç şerbeti döktüm üstüne ve muhteşem bir lezzet çıktı ortaya .20 kilo irmik ve kocaman kavun büyüklüğümde 30 tane turunç kullandık ve yine de kalabalıklara yetmedi .
Üç gün süren bu festivalde yemekler yapıldı ,şarkılar söylendi,danslar edildi ve Girit Adası gezildi.
Girit Adası gezimizi bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım.
Her yeni durak bana hem dostlar kazandırıyor hem yeni hikayeler sunuyor, ben de bu hikayeleri sizinle paylaşmayı çok seviyorum. Lezzetlerle dolu bu yolculuklarda siz de benimle beraber olduğunuz için teşekkür ediyorum.






